Geçtiğimiz Pazar günü Şemdinli’de bombalı araçla yapılan terör saldırısı sonucu 10’u asker, 5’i sivil olmak üzere 15 insanımızı şehit verdik. Taziye, tepki, lanet, kınama mesajlarının toplumda artık bir karşılığı olmadığı noktaya doğru tam hızla gidiyoruz. Her yaşanan travma derin bir iz bırakarak tarih oluyor. Bir daha ki sefer tekrar bir olumsuzlukla karşılaşıldığında, bir önceki yaşanan acı istatistikî bir veri olarak hatırlanıyor, hepsi bu. Bu durum bir kısır döngüye mi evriliyor? Bu gidişe nasıl dur diyeceğiz? Ortadoğu annelerinin acıları dinmeden kendi analarımızın gözyaşlarını dindirmemiz mümkün olabilecek mi? Halep’te, Şam’da, Bağdat’ta, Kahire’de, Sana’da, Trablus’ta annelerin her akşam ilk şükür gerekçeleri evlatlarının o gün de sağ salim eve dönmeleri oldukça, biz burada huzuru bulabilecek miyiz?

Hayatın her alanında tansiyonun bu kadar yüksek olduğu bir ülke sorunlarıyla sağlıklı bir mücadele yürütebilir mi? 

Topluma güven telkin etmesi gereken siyaset kurumu bunu yapamıyorsa, bu görevi kim yerine getirecek? Kırılgan bir bünye ve kendi içinde sigortalarını oluşturamayan bir sistem tehlikelere karşı mücadele gücünü nereden bulacak? 15 Temmuz’un artçıları bir yandan etkisini hâlâ devam ettiriyor. Yine gelecekler, şu ayda tekrar saldıracaklar gibi manipülasyonlar zaten toplumu germeye yetiyor. Toplumun psikolojik desteğe ihtiyacı var. İnsanlar ne olacaksa olsun artık, ölümden öte köy mü var noktasına gelirse bu bittiğimizin resmi olur. Bu söylediklerimin OHAL uygulaması ile de doğrudan ilgisi yok.  O ayrı bir konu. Normalleşme için OHAL şartları altında da birçok şey yapılabilir. Sokakta, otobüste, yolda insanların tedirginliği yüzlerinden okunuyor. Terör eylemlerine karşı mahkemelerin aldığı yayın yasağı kararları olumsuzlukları toplum nezdinde kapatmaya yetmiyor.

Ekonomik sıkıntılar ve gelecek kaygıları artmaya başladı. Konuştuğum birçok insan, hadi bizden geçti de, çocuklarımız için endişeliyiz diyorlar. Buna itiraz edenler olabilir. Şöyle yaptık, böyle yapacağız diye yüksek perdeden cevapları dile getirebilirler. Umarım dedikleri gibidir. Eğer öyleyse dahi bilsinler ki, toplum buna ya çok inanmıyor, ya da anlatırken kullanılan dilde bir sorun var. İster öyle ister böyle olsun önemli değil, siyaset kurumu sorunların üstesinden gelebileceğini hissettirmek ve topluma güven vermek zorunda. 

Şortlu hemşirenin yüzüne tekme, sala okuyan müezzine dayak, metrobüs şoförüne şemsiye ile saldırı v.b olayların toplumda bu denli tartışılmasının ve etkili olmasının gerekçeleri arasında, zihnini ayrışmaya kodlamış bazı bireylerin bu örnekler üzerinden karşı kampa salvo yapma arzusu var.

Bunlar hep tansiyonun olumsuz sonuçları. Bir bünye daha fazla yüksek tansiyonla yaşayamaz. Yarın seçim mi var ki, siyasiler sorumluluktan uzak dil ve üslup ile ortalıkta dolaşıyorlar. Birileri onlara, eğer dedikleri gibiyse, en yakın seçimin 2019’da yani 3 yıl sonra olduğunu hatırlatmalı. Unutmayalım ki, yüksek tansiyonun ilk zararlarından birisi gözlere olur. Gözler zarar görürse de insan önünü göremez ve başına gelebilecek tehlikelere karşı gereken pozisyonu alamaz.