Türkiye bir çıkmaz yolda. Tam bir kumpasın içinde. Dört

bir yandan kuşatılmış durumda. Yanlış politikalar yüzünden dost diye ilişki

kurabileceği ülke hemen yok gibi.  AB ile

kangrenleşen üyelik sürecinin sonunda küçük kırıntılarla avunuluyor.

Oyalanmanın da bir sonu yok ama ne yazık ki bir tutku ile bağlanılan AB

sürecinden vazgeçilemiyor. Bir elimiz AB tutamağında ama güven vermiyor. Bunu

hemen herkes biliyor da seslendirilemiyor. Geçmişten gelen bağlayıcılıklar,

Batıcılık tutkusu, kendi içimizde birbirimize olan güvensizliklerimiz bizi

oradan vaz geçirtmiyor. AB bir kurtuluş kapısı. Adaleti orada arıyoruz. 28

Şubat sürecinde Müslümanların acziyeti ile AB kapılarında sürünme bir açmazdı.

Bu, toplumun hemen bütün kesimleri için geçerli. One Minitue den beri Türkiye

İsrail, Türkiye Amerika ilişkileri iyi değil. Bu, AK Parti ile söz konusu

ülkelerin, lobilerin güç çatışmasına ve gerilimine neden oldu. Arap-Amerikan

Baharı sürecinden sonra dalgalar Türkiye sınırlarını vurdu. Sarsıntılar derin

etkiler bıraktı. Dalgalar o denli iç içe geçiyor ki, kimin ne yaptığı ne ettiği

belli olmuyor. Artçı sarsıntılar sürüyor.

Türkiye, 28 Şubat tan beri Müslüman topluluklarla

bağlarını kopardı. D-8 oluşumu rafa kalktı. Bu ülkelerle bağlar iyice gevşedi.

Kemal Derviş operasyonu, Yeşil Sermaye tanımlamasıyla

Anadolu sermayesinin devre dışı bırakılması, İmam Hatip okullarının

kapatılması, manevi eğitim veren kurumlara baskı ve kapatılması Türkiye yi asıl

konumundan uzaklaştırmaya, daha bağımlı hale dönüştürmeye dönüktü. Aşırı baskı

ve gerilim toplumun kamplara bölünme ve ayrışması, Güneydoğu da manevi ve dini

eğitimden uzaklaşma ile bölgenin tamamen Kürt kavmiyetçiliğinin

sekularizasyonuna dönüşmesine neden oldu. Uçurum büyüdükçe büyüdü.

AK Parti-cemaat koalisyonu süresince Ergenekon, Balyoz ve

benzeri dalgalar, gerilen toplum kesimleri. Laik Anti-laik çatışmaları ile

ayrışma iyice uçurumları farklı boyutlarda büyüttü.

One minitue çıkışı, Mavi Marmara ile Türkiye- İsrail,

Türkiye-Amerika, AK Parti-Cemaat ilişkileri bozuldu.

Komşumuz İran ile yapay gerilimler oluşturularak uçurum

büyütüldü. Mezhep gerilimi, Şia Sünni çatışması ile bu iyice bir kangrene

dönüştürüldü.

Reyhanlı Patlaması, Gezi Parkı, Suruç, Ankara,

Sultanahmet patlamaları sonuca giden hamleler çıkmazları büyüttü.

Kobani, IŞİD-DEAŞ, PYD, YPG, Esat, İran, Rusya, İsrail,

Amerika, Mısır, Irak, Libya, yemen, Suudi Arabistan karmaşasında işin içinden

iyice çıkılamaz oldu. Her hamle aleyhimize döndü. Dayanaklarımız ve

tutamaklarımız kalmadı.

Ülke içindeki gerilim, tarafların çekişmeleri, horoz

döğüşleri işin içinden çıkılamaz hâle döndü.

Ve Türkiye en olmadık bir hamle ile İsrail ile flörte

başladı. Zaten var olan ekonomik ve ticari bağlantıların ardından alttan alta

süren ilişkiler ile yeni bir sona varmış bulunuluyor.

Türkiye geçmişin üzerinden bir sünger ile bütün

karalamaları silmek, yok saymak durumuna geldi. Geldi ancak bunlar nasıl

manipüle edilecek, üstü örtülecek süreci yaşıyoruz.

Perşembeyi cumaya bağlayan akşamlar minarelerde sala

okunması kampanyası İsrail ile yeniden ilişiklerin görünür tarafını örter mi

İşe yarar mı dersiniz. Gerilimlerden beslenen ve katıksız süren bu dalgalar

içinde bazı şeyler görünmezden gelebilir. Taraf olmadığımız hâlde kimi

partilerin iç çatışma ve gerilimleri ile bir gündem oluşturulabilir mi İsrail

ile ilişikleri Avrupa ülkelerinde sürdürmek bazı şeyleri göz ardı edebilir mi

İsrail Mescidi Aksa işgalini, Filistinli Müslümanların

evlerine, barklarına, topraklarına el koymaktan, masum insanları öldürmekten

vazgeçer mi Bundan böyle İsrail e höykürmelerin bir anlamı olur mu dersiniz.

Ama işin gerçeği şu ki İsrail ile yeniden dostuz!.. Zoraki aşk gibi.