Eylem halinde olan insanların faaliyetleri, yol halleri, davranışları bireyleri kişilik olarak tanımlar. Topluluklar bir arada bulunduklarında bireylerin tek tek davranış biçimleri görenler tarafından fark edilebiliyor. Görenlerden kastımız, bir organizasyonu oluşturanlardan iyi yöneticiler boşlukları hemen görürler, aşamaları giderirler. O toplantıyı çekip çevirirler, başarılı da olurlar. Görenler, görebilenler yönetici de olmayabilir. Onlar toplum içinde sivrilmeyen hemen her şeyin farkında olan bilge, olgun, ağır ve tavırlı olan kimselerdir.

Yola düşenler yol hakkını vermek zorundadırlar. Artık onlar sıradan bir yolcu değildirler.

Yol sürecinde bireylerin her birinin özellikleri belirir. Kimi çok konuşkan olur, geveze olur açıkçası. Bu tipler iş yapmaktan çok, ortamı velveleye verirler lafazanlıkla öne çıkmaya çabalarlar. Bunlar çok da yararlı kimseler değildirler. Kimi zaman da bunu başarırlar ama bir yerde tükenirler.

Kimi tipler az konuşur, işine, yoluna ve eylemine odaklanırlar. Yol boyunca yapılması gerekenleri eksiksiz yerine getirirler. Bunlar görev adamıdırlar. Görev verilince hakkıyla, kusursuz yerine getirirler, bununla da asla övünmezler. Çünkü sorumluluk bilinci taşırlar. Görev verilmediğinde de asla kırılmazlar bir kenara çekilmezler. Kendilerine düşen neyse onu yerine getirmeye devam ederler. Asla öne fırlama, kendilerini gösterme çabasında da olmazlar.

Kimi tipler vardır ki ortalığı karıştırırlar. Ataktırlar, deyim yerindeyse zıp zıp yerinde durmazlar. Olur olmaz her işe karışırlar, zihinleri bulandırırlar. Sonuçta yol akışını aksatırlar.

Yol üzerinde bulunanlar arasında avare kimseler de bulunur. Onlar her tür sorumluluktan kaçarlar, ortalıkta gezinirler, sadece kalabalık olmaya neden olurlar. Kimi zaman da ayak bağıdırlar.

Bir toplumun içinde ortalığı karıştıran fitne fücur kimseler mutlaka bulunur. Onlarla kolay başa çıkılmaz. Onlar dikkatle gözlenir, yanlış yapmalarına fırsat verilmemeye çalışılır, idare edilir. Toplumdan dışlamak onları daha tehlikeli hale de getirebilir.

Kimi tipler de vardır onlar adeta birer şaklabandırlar. Önderin yanından hiç ayrılmazlar. Sürekli pohpohlarlar. Liderde olmayan kimi hâl ve davranışları yakıştırırlar. Her davranışa evet der baş sallarlar. Alkışı başlatanlar onlardır. Slogan atan onlardır. Sesleri yüksek çıkar. Liderin gözüne girmek için yüksek sesle konuşurlar. Onun hoşuna gidebilecek sözler söylerler. Bulundukları toplumlarda başkan adına konuşurlar. Medyada, başkanın hoşuna gidebilecek aşırılıklarda bulunurlar. Karşıtlarına alabildiğine saldırgandırlar. Deyim yerindeyse kraldan çok kralcıdırlar. Bu tiplere ayak uyduran liderler olduğu gibi olmayanları da bulunur. Biz burada özgünlüğü elinden bırakmaya kişilikli bir lider tipini hedefliyoruz.

Lider olan kimse sorumluluk kendisine verildiği andan itibaren hiç kimseye üstünlük taslamaz. Yüksek sesle insanları bastırmaz. Gönül diliyle içten konuşur. Hitabetlerinde ses tonunda başa vuran değil gönlü okşayan biri olmaya özen gösterir. Kendi doğal halini korumaya gayret eder.

Yol boyunca hemen bütün arkadaşlarına yakın durur, onları göz ucuyla denetler. Aksamaları anında görür, görebilme yeteneğine ve sezgisine sahiptir. Yol arkadaşlarıyla sürekli irtibat halinde olur. Kapılarını ve gönlünü onlara açık tutar. Karmaşık durumlarda arkadaşlarını bir araya getirir, düşüncelerini sorar, istişarede bulunur, sonra karar verir. Karar aşamasında sorumluluk ona aittir.

Bu özgün liderler sadece ben demezler. Kendisiyle birlikte yol alan hemen bütün arkadaşlarını, sevenlerini, yönetiminde bulunanları başarılarına ortak ederler. Bu, bireysel değil bütüncül bir yaklaşım olur. Ümmet bilinci ve ruhu onda belirir. Sevgili Efendimizin en önemli ve tek vurgusu “ümmetim”dir. Ümmet ise bütündür.