Lübnan, Somali ve Afganistan’daki Türklere yönelik saldırılar üzerinde fazla durulmadığı, düşünülmediği kanaatindeyim. Olayların meydana gediği ülkelerin yöneticileri içinde bulundukları şartlar sebebiyle detaylı bir şekilde araştırma imkânı bulamayabilir. Bunu yapacak olan Türkiye’dir. Çünkü, Türklere yönelik kaçırma ve saldırı eylemlerinin hemen ardından yapılan ilk açıklamalarda saldırının sorumluluğu genellikle bir takım Müslüman örgütlere yükleniyor. Bu açıklamalar doğru olamaz mı, yani terörü iş edinmiş Müslüman kimlikli örgütler bunu yapmış olamaz mı Elbette olabilir. Çünkü terörün olduğu yerde mantık aranmaz. Ancak, bize düşen söylenen ve gösterilenle yetinmemek, bu işlerin arkasında başka güçler ve sebepler olabilir mi diye düşünerek bu yönde çalışma yapmaktır. Aklıma ilk gelen bazı hususlar ise; Türkiye’yi Lübnan, Suriye, İran ya da Irak’ta bir çatışmanın içine çekmek olabilir. Bu tür bir gelişme için mezhep çatışmasına zemin hazırlamak olabilir… Bunların da ötesinde son yıllarda gerek yardım dernekleri gerek TİKA vasıtası ile dünyanın neresinde olursa olsun Türklerin oralarda hazır bulunması, ihtiyaç sahiplerinin yardımına koşması özellikle Afrika ve diğer İslam ülkelerinde Türkiye’nin görünürlüğünün artmış olmasından sömürgeciler rahatsızlık duyuyor olabilir diye düşünüyorum. Çünkü Türkiye dünyanın her köşesindeki ihtiyaç sahiplerinin yardımına karşılıksız olarak koşuyor. Gerek yardım derneklerimiz, gerek TİKA Türk halkının desteğini söz konusu ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyor. Bunu yaparken de hiçbir karşılık beklemiyor. Yani Türkiye kökenli kuruluşlar yaptıkları yardım karşılığında bir verip beş almak gibi bir düşünceye sahip değiller. Sadece Allah(CC) rızası için almadan veriyorlar. Bu ise dünyanın çeşitli köşelerinde başta Afrika olmak üzere Türkiye’yi gündeme taşıyor. Bundan birilerinin rahatsız olması mümkün. Çünkü, uzun yıllardan beri dünyanın her köşesini sömürenler kendilerini iyilik meleği gibi takdim etmişler ama girdikleri ülkelerin insanlarını açlığa ve yokluğa mahkum etmişler, kısacası köleleştirmeye çalışmışlardı. Şimdi ise, karşısındakini sadece insan olarak gören, onlarla elindekini paylaşmayı da insanlık görevi bilen Türkiye kaynaklı kuruluşlar ortaya çıkmış durumda.
Kaldı ki, dünyanın pek çok köşesinde genellikle Müslüman topluluklar açlığa ve yokluğa mahkûm edilmiş, sürekli olarak saldırıya muhatap oluyor, ölüme terk ediliyorlar. Onların da buna karşı kendilerini savunacak güçleri olmadığı için boyunları büküp duruma rıza göstermeli gibi bir durum giderek yok olduğu için sömürgecilerin rahatsızlık duyması doğaldır.
Hatırlanacağı gibi son zamanların Türklere yönelik ilk saldırı Lübnan’da meydana geldi. THY’nin iki pilotu havaalanından kalacakları otele giderken kaçırıldı. Bir takım temas ve pazarlıkların ardından kaçırılan pilotlar serbest bırakıldı. Bir süre sonra Somali’de yine THY’nin güvenlik görevlisi bir saldırı sonucu katledildi. Bunun üzerinden çok geçmeden Afganistan’dan acı haber geldi. Orada da iki mühendis ile bir işçi patlatılan bomba ile hayatını kaybetti. Türkiye’nin Lübnan, Somali ve Afganistan ile hiçbir problemi bulunmuyor. Özellikle Somali Türk yardım kuruluşlarının uğrak yeri haline geldi. Kurban bayramında insanımızın kurbanı Somali ile birlikte Afrika ülkelerinde kesiliyor. Ramazan geliyor yardım paketleri hazırlanıp ihtiyaç sahiplerine ulaştırılıyor. Afganistan ile aramızda hiçbir ihtilaf olmamış, bizim dar günümüzde Afgan halkı, onların dar gününde ise Türk halkı elinden geleni yapmış iki kardeş ülkeyiz. Kısacası, çeşitli ülkelerdeki Türklere yönelik saldırıların mantıki bir sebebi yoktur. Olsa olsa buralarda Türkiye’nin görünüyor olmasından bazı küresel güçler rahatsızdır ve buralarda fazlaca görünmeyin, sömürü çarkımıza çomak sokmayın mesajı veriliyor olabilir. İşin bu boyutunun dikkatlerden kaçırılmaması gerekiyor.