Bilge bir zat ile vücudundaki bazı sıkıntıları

konuşuyorduk. Öyle bir dikkat çekici ifade kullandı ki hayretime mucip oldu.

Bunu sizlerle paylaşmak istedim:

*  Ölü besinleri

vücuduna almayacaksın.

* Mesela dedim. Şunları ilave etti:

* Ölü su içmeyeceksin.

* Himalaya tuzu kullanacaksın.

* Abur cuburu terk edeceksin.

* Sabah kahvaltısını ihmal etmeyeceksin ve saat 8 den

önce kahvaltını yapacaksın.

* Güneş doğmadan kalkacaksın.

* Kafanı dinç tutacaksın.

* Helal amellerle daima meşgul olacaksın.

* Abdest almayı ve namaz kılmayı asla ihmal etmeyeceksin.

Mümkün olduğunca her vakit namazından önce abdest alacaksın; abdestli olsan

bile bu çok önemli.

* İyice acıkmadan sofraya oturmayacaksın, tam doymadan da

sofradan kalkacaksın.

* Dışarıda çok mecbur kalmadan yemek yemeyeceksin.

* Besinlerin ölüsü-dirisi mi olura aklın takılmış olabilir.

Suyun ölüsü pH değeri 7 den düşük olan sular ölü sulardır. Bunu görmezlikten

gelemeyiz.

* Ölü besinler vücudumuzun kendini yenileme kuvvetini

azaltan besinlerdir. Rafine unlu ve rafine şekerli gıdalar bu cinstendir. Bu

şekerleri evine sokmayacaksın.

* Vücut birçok hastalıkları tedavi etme özelliğinde

yaratılmıştır. Bunun önünü kesmeyeceksin. Bu tedaviyi artıran gıdalar

yiyeceksin. İşte bu besinlere canlı besinler denir. Bunlar taze olmak kaydıyla

bütün meyve ve sebzeler, proteinli gıdalar, yağlı tohumlar canlı besinlerdir.

Yalnız bunların fazlası da sağlıklı olmaktan çıkar. Sebze ve meyvelerin taze

iken yenilmesi eğer mümkünse çiğ olarak yenilmesi on numaradır. Proteinli

gıdaları bilhassa hayvani olanlarını ihtiyatlı ve az tüketeceğiz. Çünkü protein

eksikliğinde kansızlık, tansiyon düşmesi, yorgunluk, kasların zayıflaması,

hastalıklara dirençsizlik, gelişme çağında büyümenin yavaşlaması vesaire gibi

aksaklıklar zuhur eder.

 Şunu da ilave

edeyim: Protein eksikliği insan ruhî yapısına bile tesir eder. Böyle olduğu

zaman hafıza zayıflar, insan düşüncelerini toparlayamaz olur. Böyle olmasın

diye protein fazla alınırsa lazım olanları vücut kullanır. Vücudun

kullanamadıkları üre, üre asidi olur. Bunlarda kan ve kaslarda birikir. Bunları

temizlemeye çalışan böbrekler ve karaciğer yorulur ve hasta olur. Bunlar

görevlerini yapamayınca romatizmal ağrılar oluşur. Damar ve kalp

hastalıklarının sebebi bu durumdur. Bunun için aşırılığa kaçılmamalıdır.

Şu hususu kesinlikle bilmeliyiz ki:

* Endişelerimiz, hayal kırıklıklarımız,

özgüvensizliğimiz, harama ve kötü düşüncelere meyletmelerimiz ya da helallere

meyletmemiz yediğimiz ve içtiğimiz gıdalarla alakalıdır. Bunu artık anlamak

zorundayız.

* Zamanımızda hastalıklarımızın önemli bir bölümü Batı

kültüründen ve gayr-i Müslim mutfağından beslenme alışkanlıklarımızdandır.

Dengesiz ve düzensiz beslenme sebebiyle bütün hastalıklar hayatımızı işgal

etmiştir.

* Aşırı kiloluk da kilo alamamak da bir hastalıktır. Fast

food yemek anlayışı bir belâ tavrıdır. Çocuklarımızı veya kendimizi

ödüllendirdiğimizi zannettiğimiz Batı tarzı bir takım yiyecek ve içeceklerden

kurtulmanın zamanı neredeyse geçiyor. Kendimize, kendi kültürümüze dönersek

bize dünyayı azap haline getiren belâları def edecektir.