Suriyede yaşananlar bağlamında, mazlumun yanında zalimin
karşısında durmamız gerektiğini yazdıkça/söyledikçe bazı okuyucuların ithamkâr
tutumlarıyla karşılaşıyorum. Suriye muhalefetini birleştiren bu mesele bizi
birbirimizden ayırıyor. İçler acısı bir durum
Şu anda Suriyede olanları "ABD/Batı oyunu" olarak
niteleyenlerin hareket noktaları şunlar:
1. Bölgede öteden beri bilinen ve adım adım uygulamaya
konulan bir BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) var. Suriye olayları bu planın bir
aşamasından başka bir şey değil. BOPun nihai hedefi ise büyük İsrail.
2. Merhum Hocamız yıllar evvel bu gerçeğe işaret etmiş ve
İsrailin Avrupa Birliğine üye yapılması hedefinin gerçekleşebilmesi için önce
Suriyenin bölünüp bir kısmının İsraile verilmesi, arkasından Türkiye
sınırları içindeki bazı yerlerin de Arz-ı Mevûd ideali çerçevesinde İsrail
sınırları içine dâhil edilmesi; böylece Avrupa Birliğine tam üye olmuş bir
İsrail ve onun bir "vilayeti" konumunda kalacak Türkiyenin de ona
tabi kılınması hedeflerine dikkat çekmişti.
3. Suriyede yönetime kaşı ayaklananları Batı
silahlandırıyor ve destekliyor.
4. Suriyede kardeş kardeşi öldürüyor. Bu bir
"fitne"dir ve bu fitneye alet olmamak gerekir.
Bu argümanları sırasıyla ele alacak olursak;
1. Bölgede ABD tarafından hayata geçirilmeye çalışılan bir BOP
olduğu, BOPun ilk aşamada hedefinin İsrailin güvenliğini garanti altına almak
ve nihai aşamada büyük İsrail Devleti ni kurmak olduğu da doğru.
Ancak bölgedeki bütün gelişmeleri bu plana bağlamak doğru
değil. Adına "Arap Baharı" denilen bu süreç ilk başladığında temkin
telkin eden yazılar yazan birisi olarak diyorum ki, bilhassa Mısırdaki
gelişmelerin bu çerçevede değerlendirilemeyeceği gerçeğini görmemiz lazım. Mısır
Cumhurbaşkanı Muhammed Mursînin açık beyanları ve İhvan iktidarını
hazmedemeyen Batının Mısırda uygulamaya koyduğu tezgâhlar ve Hüsnü Mübarek
kalıntısı laikçi bürokrasinin gösterdiği direnç bunu açık biçimde gözler önüne
seriyor. Tabii bu gerçeği görebilmek için, İhvanın da "Batıcı/Amerikancı"
olduğunu söyleyen İran propagandasının etkisinden kurtulmak gerekiyor.
Burada en az bunun kadar önemli ikinci bir gerçek daha var:
Artık sağır sultan bile biliyor ki ABDnin Irak ve Afganistanı işgali
ayan-beyan İranın örtülü-açık desteğiyle olmuştur. Bunu hem İran hem ABD açık
bir şekilde dile getirdi. Şu anda Irakta yönetimin ağırlıklı olarak Şiilerin
kontrolünde bulunması da bunun açık bir göstergesi. Bunun anlamı şudur: ABD
Iraktaki Şiileri Saddamdan daha çok sevdiği için orada onları iktidara
getirecek süreci kendi elleriyle hazırladı. Üstelik bu Şiiler, Cumhurbaşkanı Yardımcısı
Tarık Haşimînin yaşadıklarının da açık bir şekilde gösterdiği gibi işbaşına
gelir gelmez ilk icraat olarak oradaki Sünnileri sindirme politikasını hayata
geçirdiler.
İslam dünyasında mezhep kavgasını körüklemek kadar büyük bir
ihanet olamaz. Aklı başında hiçbir Müslüman Sünni-Şii çatışmasını arzu etmez.
Ama bu gerçek, bir başka gerçeği görmemize engel olmamalı: İran kaynaklı Şii ideolojinin,
İslam dünyasında kendi hâkimiyet ve hareket alanını genişletmek gibi bir hedefi
vardır ve bu da gayet normaldir. Sünni ülkeler tarafından çevrelenmiş bir İran,
Sünni dünya ile birlikte hareket etmeye mahkûm bir İran demektir. D 8 Projesi nin
içinde İranın da yer alıyor oluşunun hikmetini burada aramak gerekir. Hem
nüfusu ve imkânları bakımından istifade edilecek bir güç, hem de 7 büyük Sünnî
ülke tarafından çerçevelenmiş tek başına bir İran. Bu elbette son derece
akıllıca idi.
(Devam edecek.)