Türkiye kadar yetişmiş insan zayiatına uğrayan başka bir ülke var mıdır, bilmiyorum. Faili meçhul cinayetler, suikastlar ve kaza görüntüsü verilen olaylar sonucu o kadar çok yetişmiş insan kaybına uğradık ki... Pekçoğu hakkında kamuoyu yeteri kadar bilgilendirilmedi bile...

Düşünebiliyor musunuz Cumhurbaşkanlarından Turgut Özal ın zehirlenerek öldürüldüğü şayiası -kardeşinin de ifade ettiği üzere- yaygın iken kamuoyu bu sonuç ile ilgili net bir bilgiye sahip değil. Eski Başbakanlardan Bülent Ecevit in kademe kademe ölüme sürüklendiği konusu kulaktan kulağa fısıldandı. Eşref Bitlis Paşa nın uçağının hangi sebeple düştüğünün üzerindeki sis perdesi dağıtılamadı. Gazeteci Uğur Mumcu cinayeti ve nice bilim insanının faili meçhul cinayetlere kurban gidişi...

Benzeri olaylardan birini de 30 Kasım günü yaşadık. İstanbul-Isparta seferini yapan bir uçağımız, tam inişe geçip pistin görüldüğü sırada, 1830 m. yükseklikten Keçiborlu yakınındaki kayalıklarla kaplı bir tepeye çakıldı. Kazada 57 kişi hayatını kaybetti.

Uzmanlar, uçağın inişinin önünde hiçbir engelin bulunmadığını açıkladılar. Daha da ilginci ABD li uzmanlar apar topar olay yerine gelip inceleme yaptılar. Halbuki, daha önceki kazalarda böyle bir olaya şahit olmamıştık.

Şunu biliyoruz ki, bazı ülkelerde uçağa dışarıdan müdahale teknolojisi var. Yönetimi pilotun elinden alıp uçağı dışarıdan yönlendirebiliyorlar. Nitekim, 11 Eylül saldırılarında bu yöntem kullanıldı.

Uçağın mensup olduğu firma üzerine dikkatlerin çevrildiği bir zamanda gazeteci Serdar Turgut şu kesin cümleleri yazdı: "O uçuşun sonu hangi şirket, hangi uçak olursa olsun böyle olacaktı. Çünkü Türkiye nin geleceği açısından çok ama çok önemli olan altı bilim adamı da o uçaktaydı ve kaza ile önemli proje ortadan kaldırıldı." (Akşam, 3.12.2007)

Prof. Dr. Engin Arık öncülüğündeki bu altı kişilik bilim heyeti nükleer fizik uzmanıydılar. "Askerî ve Sınaî Işın Projesi" konusunda çalışıyorlar, bir bilimsel kongre için Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi ne gidiyorlardı. Toryum un enerjideki önemi konusunda mesafe katetmişlerdi. Yüksek enerjili ışın oluşturarak, sanayiden askeriyeye kadar 232 den fazla alanda kullanılabilecek bir projeyi sonuçlandırma aşamasındaydılar. Bu orijinal çalışmanın dünyada oluşturacağı yankılar sebebiyle, bu projenin Nobel ödülü almasına kesin gözüyle bakılıyordu.

İşin bir başka ilginç yönü de, söz konusu kazadan kısa bir süre önce ASELSAN da aynı konuda çok özel projeler üzerinde çalışan üç mühendis intihar görüntüsü sonucunda hayatlarını kaybetmişlerdi. Peki, bütün bu yaşananlar tesadüf müydü

Bu yazının konusu, hiçbir kurumu ve hiçbir ülkeyi suçlamak değil. Fakat herşey bütün dünyanın gözleri önünde cereyan ediyor. Dünyada hiçbir şey gizli kalmasın. İnsanların kafasındaki şüpheler dağıtılsın. Bu durum, ülkemizin geleceği ile de yakından ilgili. Bir bilim insanının kolay yetişmediğini hepimiz biliyoruz. Altısı akademisyen 57 vatandaşımızın şaibeli bir kazada ölümlerine açıklık getirilmelidir.

İnsan kıymetli bir varlıktır. Her ölüm içimizi yakmaktadır. Fakat, son uçak kazası yalnız 57 vatandaşımızın hayatını kaybetmesi olayı değil; aynı zamanda koskoca bir milleti, hatta bütün dünyayı ilgilendiren çok önemli bir projeden faydalanma kapısını kapatma hadisesidir. Her olayın takibi yapılmalı, sonuca ulaştırılıp kamuoyu rahatlatılmalıdır. Fakat, bu son uçak kazası olayının üzerindeki sis perdesinin aralanması, âdeta olmazsa olmaz bir zorunluluk halini almıştır.

Bakalım, pek çok olayda olduğu gibi, bu olay da unutulup gidecek mi; yoksa işin iç yüzü konunun önemine uygun bir titizlikle açıklığa kavuşturulacak mı Bekleyip göreceğiz.