Müzikolog, iletişim araştırmacısı ve gazeteci Gülsün Özalp, 350'den fazla film ve televizyon yapımını inceleyerek Klasik Türk Müziği'nin ilk sesli filmlerden günümüze uzanan sinemasal yolculuğunun izini sürdü. Necmettin Erbakan Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarında, Doç. Dr. Burak Kurubaş'ın danışmanlığında gerçekleştirilen araştırma, Prof. Dr. Mehmet Gönül'ün başkanlığını yürüttüğü Çalgı Eğitimi Bölümünün akademik çatısı altında tamamlandı.

Araştırmanın merkezinde 1930-1970 dönemi yer alırken; 1980'ler, 1990'lar, 2000'ler ve günümüze uzanan seçilmiş yapımlar da karşılaştırmalı olarak incelendi. İncelemede Klasik Türk Müziği'nin sinemadaki varlığının dönemler içerisinde nasıl değiştiği, daraldığı, dönüştüğü ve farklı anlatı biçimleri içinde nasıl yeniden ortaya çıktığı da ele alındı.

TÜRK SİNEMASINA BU KEZ “KULAK VERİLDİ”

Çalışmada yalnızca filmlerde hangi eserlerin kullanıldığı belirlenmedi. Makam, usûl, form, repertuvar ve icra özelliklerinin yanı sıra playback, yeniden skorlama, şarkılı film geleneği, karakter, mekân ve müzik arasındaki ilişkiler de birlikte değerlendirildi.

Bu yaklaşım, araştırmayı bir film müzikleri ya da repertuvar dökümü olmanın ötesine taşıdı. “Filmde hangi şarkı kullanıldı?” sorusunun yanına “Bu eser neden bu sahnede duyuldu?”, “Karakterin dünyasına ne kattı?”, “Mekânın kimliğini nasıl kurdu?” ve “Seyircinin sahneyi algılama biçimini nasıl değiştirdi?” soruları eklendi.

İncelenen örneklerde müziğin kimi zaman karakterin dile getiremediği duyguları taşıdığı, kimi zaman aşkı, ayrılığı ve yalnızlığı derinleştirdiği; kimi zaman da mahalle, meyhane, gazino, konak ve İstanbul gibi mekânların işitsel kimliğini oluşturduğu görüldü.

Böylece müziğin Türk sinemasında yalnızca görüntünün arkasında duyulan bir fon olmadığı; anlatının anlamını kuran unsurlardan biri olduğu vurgulandı.

“TÜRK SİNEMASINI YALNIZCA İZLEMEDİM, DİNLEDİM”

Araştırmanın ortaya koyduğu önemli noktalardan biri de sinemanın Klasik Türk Müziği repertuvarı için güçlü bir dolaşım ve aktarım alanı oluşturması oldu.

Araştırma, Türk sinemasının görsel bir arşiv olmasının yanı sıra, yaklaşık bir asırlık işitsel ve müzikal bir kültür arşivi olarak da okunabileceğini gösteriyor.

Gülsün Özalp, araştırmanın çıkış noktasını şöyle anlatıyor:

“Bir filmi yıllar sonra yeniden izlediğinizde hafızanızda kalan yalnızca oyuncular ve görüntüler olmuyor. O sahneye eşlik eden eser de sizinle birlikte yaşamaya devam ediyor. Bazen karakterin söyleyemediğini bir makam anlatıyor, bazen bir şarkı bütün sahnenin anlamını değiştiriyor. Ben bu araştırmada Türk sinemasının görünen hikâyesinin arkasındaki işitsel hikâyenin izini sürmeye çalıştım.”

Özalp, çalışmasını şu sözlerle özetliyor:

“Biz Yeşilçam'ı yıllarca izledik; belki de artık biraz da dinlemenin zamanı geldi.”

350'den fazla film ve televizyon yapımını kapsayan araştırmanın, yeni çalışmalarla genişletilerek kitaplaştırılması hedefleniyor.

İLK SESLİ FİLMLERDEN YEŞİLÇAM'A UZANAN MÜZİKAL YOLCULUK

Araştırmanın tarihsel hattı Türk sinemasının erken sesli dönemine kadar uzanıyor.

İstanbul Sokaklarında, Bir Millet Uyanıyor, Nasrettin Hoca Düğünü, Aysel, Bataklı Damın Kızı, Allah'ın Cenneti ve Kahveci Güzeli gibi erken dönem yapımları, sinema ile geleneksel müzik arasındaki ilişkinin ilk dikkat çekici örnekleri arasında değerlendirildi.

1950'li yıllarda Vurun Kahpeye, Allah Kerim, Yüzbaşı Tahsin, Allahaısmarladık, Lüküs Hayat, Dokuz Dağın Efesi, Yavuz Sultan Selim Ağlıyor, Meçhul Kadın ve Meyhanecinin Kızı / Mapushane Çeşmesi gibi filmler üzerinden müziğin melodramdan tarihî filmlere, gazino kültüründen kahramanlık anlatılarına kadar farklı sinemasal dünyalarda üstlendiği roller incelendi.

1960'lı yıllar ise araştırmanın önemli duraklarından birini oluşturdu. Sevmek Zamanı, Ah Güzel İstanbul, Vesikalı Yarim, Haremde Dört Kadın, Sinekli Bakkal, Sürtüğün Kızı, Karakolda Ayna Var, Çanakkale Aslanları ve Köroğlu gibi Türk sinemasının hafızasında yer etmiş yapımlar, bu kez müzikal dünyaları üzerinden değerlendirildi.

Bu filmlerde müzik; aşk ve yalnızlığın yanı sıra sınıfsal farklılıkların, kent hayatının, eğlence kültürünün ve gelenek ile modern hayat arasındaki gerilimin de işitsel taşıyıcılarından biri olarak ele alındı.

YEŞİLÇAM'IN GÖRÜNMEYEN SESLERİ

Araştırmanın dikkat çekici başlıklarından birini de Yeşilçam'ın playback geleneği oluşturdu.

Türk sinemasında seyircinin perdede gördüğü yıldız ile duyduğu ses her zaman aynı kişiye ait değildi. Belkıs Özener, Nesrin Sipahi, İnci Çayırlı, Handan Kara ve Sevim Şengül gibi yorumcular, farklı yapımlarda yıldız oyuncuların perde üzerindeki müzikal kimliğinin oluşmasına katkı sağlayan sesler arasında yer aldı.

Bu nedenle araştırmada yalnızca kameranın önündeki yıldızlara değil, Türk sinemasının işitsel hafızasını perde arkasında oluşturan sanatçılara da odaklanıldı.

Playback böylece yalnızca teknik bir seslendirme yöntemi olarak değil; yıldız imgesinin, karakterin ve seyircinin müzikal algısının kuruluşunda rol oynayan bir sinema pratiği olarak değerlendirildi.

SADETTİN KAYNAK'TAN METİN BÜKEY'E

Türk müziği ile sinema arasındaki ilişkinin kurulmasında besteci ve müzik insanlarının üstlendiği rol de araştırmanın önemli başlıkları arasında yer aldı.

Çalışmada Sadettin Kaynak, Selahattin Pınar, Zeki Duygulu, Kadri Şençalar, Metin Bükey, Şükrü Tunar, Sâdi Hoşses, Yesâri Âsım Arsoy ve Yıldırım Gürses gibi besteci ve müzik insanlarının sinemayla kurdukları ilişkiler incelendi.

Münir Nurettin Selçuk, Zeki Müren, Safiye Ayla, Müzeyyen Senar, Perihan Altındağ Sözeri, Alâeddin Yavaşça, Gönül Yazar ve Emel Sayın gibi Türk müziğinin önemli yorumcularının beyazperdedeki seslendirme ve temsil biçimleri de araştırmanın bir başka katmanını oluşturdu.

Bu çerçevede Türk sinemasının müzikal tarihi yalnızca filmler ve kullanılan eserler üzerinden değil; bestecilerden icracılara, playback sanatçılarından film müziği üreticilerine uzanan geniş bir müzikal çevre üzerinden değerlendirildi.

KEMAL SUNAL FİLMLERİNİN MÜZİKAL DÜNYASI DA ARAŞTIRMADA

Klasik Türk Müziği'nin sinemadaki izleri yalnızca tarihî filmlerde, melodramlarda ya da doğrudan müzik ekseninde kurulan yapımlarda görülmedi.

Tosun Paşa, Süt Kardeşler, Şabanoğlu Şaban, Kapıcılar Kralı, Çöpçüler Kralı, Petrol Kralları ve İbo ile Güllüşah gibi geniş seyirci kitlelerinin hafızasında yer eden popüler yapımlar da araştırmada müzikal dünyaları üzerinden değerlendirildi.

Bu filmler, geleneksel müziğin komedi, karakter yaratımı, dönem atmosferi ve toplumsal temsil içerisinde üstlenebildiği farklı işlevleri göstermesi bakımından araştırmanın dikkat çekici örnekleri arasında yer aldı.

MÜZİKAL HAFIZA YEŞİLÇAM'LA SONA ERMİYOR

Araştırma 1930-1970 dönemini merkezine almakla birlikte, Klasik Türk Müziği'nin ve geleneksel müzik mirasının sonraki dönemlerde sinema ve televizyonda aldığı yeni biçimleri de takip ediyor.

1980'lerde TRT yapımlarının yanı sıra Şekerpare ve Yılanların Öcü; 1990'larda İstanbul Kanatlarımın Altında, Eşkıya, Nihavent Mucize ve Hasan Boğuldu; 2000'lerde Vizontele, Yazı Tura, Derviş, Takva, Duvara Karşı ve Yahşi Batı farklı dönemleri temsil eden örnekler arasında yer aldı.

2010'lar ve sonrasında Eyvah Eyvah, Veda, Aile Arasında ve Bursa Bülbülü gibi yapımlar üzerinden geleneksel müzik mirasının çağdaş sinemadaki yeni karşılıkları değerlendirilirken; Kurtlar Vadisi ve Muhteşem Yüzyıl gibi televizyon yapımları da tamamlayıcı örnekler olarak araştırmaya dâhil edildi.

SİNEMA, TÜRK MÜZİĞİNİN KÜLTÜREL BELLEĞİNİ DE TAŞIDI

Araştırmanın ortaya koyduğu önemli noktalardan biri, sinemanın Klasik Türk Müziği repertuvarı için güçlü bir dolaşım ve aktarım alanı oluşturması oldu.

Filmlerde duyulan eserler sinema salonlarında kalmadı; gündelik hayata taşındı, tekrar tekrar dinlendi ve farklı kuşakların ortak hafızasının bir parçası hâline geldi.

Bu yönüyle çalışma, sinema ile Türk müziği arasındaki ilişkiyi tek taraflı bir “müzikten yararlanma” ilişkisi olarak ele almıyor. Sinemanın da repertuvarın dolaşıma girmesinde, eserlerin yeniden hatırlanmasında ve müzikal belleğin kuşaklar arasında aktarılmasında rol oynadığına dikkat çekiyor.

Araştırma böylece Türk sinemasının görsel bir arşiv olmasının yanı sıra, yaklaşık bir asırlık işitsel ve müzikal bir kültür arşivi olarak da okunabileceğini gösteriyor.

“TÜRK SİNEMASINI YALNIZCA İZLEMEDİM, DİNLEDİM”

Gülsün Özalp, araştırmanın çıkış noktasını şöyle anlatıyor:

“Bir filmi yıllar sonra yeniden izlediğinizde hafızanızda kalan yalnızca oyuncular ve görüntüler olmuyor. O sahneye eşlik eden eser de sizinle birlikte yaşamaya devam ediyor. Bazen karakterin söyleyemediğini bir makam anlatıyor, bazen bir şarkı bütün sahnenin anlamını değiştiriyor. Ben bu araştırmada Türk sinemasının görünen hikâyesinin arkasındaki işitsel hikâyenin izini sürmeye çalıştım.”

Özalp, çalışmasını şu sözlerle özetliyor:

“Biz Yeşilçam'ı yıllarca izledik; belki de artık biraz da dinlemenin zamanı geldi.”

350'den fazla film ve televizyon yapımını kapsayan araştırmanın, yeni çalışmalarla genişletilerek kitaplaştırılması hedefleniyor.

Kaynak: Haber Merkezi