Çok değil, bir hafta öncesindeki Pazar günü Üçüncü
binyıl medeniyeti böyle doğacak başlıklı yazımın devamında diyeceğim şudur;
Yeni Medeniyet Projesi yapmak farzdır, hem de farz olmanın ötesinde farz-ı
ayn dır, çünkü yapan yok! Varsa, beri gelsin!
Yeni Medeniyet veya Üçüncü Binyıl Medeniyeti
kurmamızın gerekçelerini, önceki ilgili yazımda kısmen açıklamıştım; biraz daha
açalım ve meseleye açıklık getirelim
Bugün dünyayı varlıklı olanlar, güçlü olanlar
sömürmektedirler dedik... İşte onlar kendi sömürülerini yitirmemek için zalim
düzenin muhafaza edilmesini isterler, içimizdeki ve dışımızdaki
muhafazakârlar ile bunu gerçekleştirmeye çabalarlar Çağımızda peygamberlerin
yolunda olanlar da onlarla mücadele ederler, yeni medeniyet böyle doğar.
Biz şimdi insanlığı sömürü düzeni ne karşı hareket
ettirmekteyiz; silahla değil, siyasetle, hukukla, ilimle, irşatla, davetle,
tebliğle bunu sağlıyoruz. ADİL DÜZEN kurun ve sömürüye karşı tedbirler alın
diyoruz. Üçüncü Binyıl Medeniyeti işte böyle doğacaktır. Batı ile Doğu nun
sentezi sonunda Üçüncü Binyıl Medeniyeti doğacak ve oluşacaktır.
Nasıl sorusunun cevabını verelim. Allah insanı
medenileşecek yani uygarlaşacak şekilde yaratmıştır. Uygarlaşma her gün ilim
üzere yenilik içinde olmakla mümkündür. Uygarlıklar bir çocuk gibi önce bir
aşiret/ocak (yani on kadar aile topluluğu) içinde döllenir. Nasıl anne
babadan gelen hücreler birleşir bir hücre olurlarsa, benzer şekilde iki insan
bir araya gelir ve bir ortaklık kurarlar. Bunlardan biri geçici başkan
olur. Bunlar boş zamanlarında yani dünya meşgalesinden artırabildikleri
zamanlarında bir araya gelerek yeni uygarlığın ilk hücresini oluşturmaya
başlarlar. İnsan türünün bir özelliği vardır. Fertler bir araya gelirler,
kendileri sözleşme yaparlar ve yeni tür topluluk oluştururlar. Böylece
meleklerin bitki ve hayvanlar üzerinde yaptıkları ameliyeyi insanlar kendi
kurdukları topluluk üzerinde yaparlar. İki kişi ile başlayan proje hazırlama
yeni katılanlarla devam eder. Başlangıçta sıra ile başkanlık yaparlar yahut en
layık olan başkanlık yapar. Daha layık olanı aralarına gelince o başkanlık
yapmaya başlar. Bu durum o topluluk esas başkana ulaşıncaya kadar böyle devam
eder. Ona yani asıl başkana ulaştıklarında artık topluluk oluşmuştur.
Böylece kendilerine en layık olanı başkan seçmiş olur ve çalışmaya öylece devam
ederler.
Minik bir ara tavsiye: Buraya kadar yazdıklarımı,
Necmettin Erbakan ın 60 (altmış) yıllık mücadelesini, mücadelesinin her
merhalesini ve her merhaledeki topluluklarda başkan seçilmesini düşünerek bir
kere daha dikkatle okumanızı tavsiye ederim.
Çoğu oluşumlar, en başarılı olanı başkan seçme yerine;
katılanın ya parası vardır, ya gücü vardır yahut başka sebeplerden başkan
seçerler. Bu kişinin başkanlıkta kabiliyeti yoksa seçim hatalı olmuştur. O ocak
yani o aşiret bu yanlış seçim sebebiyle gelişemez ve yeni medeniyeti
oluşturamaz. Feraset sahibi olanlar ne demek istediğimi anladı!
Seçilen başkanın sadece kendisini âlim kişi olması
yetmez, ayrıca kendisinin de âlimleri dinlemesi ve âlimlere kıymet vermesi
gerekir. Mesela, Necmettin Erbakan böyle yaptı, Adil Düzen Çalışanı âlimleri
dinledi ve değerlendirdi. Böylece yalnız Türkiye de değil bütün dünyada
inkılâplar yaptı. Bu inkılâpların neler olduğunu Erbakan ın Türkiye ve
dünyadaki inkılâpları başlıklı yazımdan (23.02.2015) -devamında dört yazı ile
birlikte- bir kere daha okumakta yarar var;
http://www.milligazete.com.tr/koseyazisi/Erbakanin_Turkiye_ve_dunyadaki_inkilplari/23618#.VQPofI6sU3k
İktidar partisi, 13 yıldır Erbakan ın diktiği yeni
medeniyet ağacının meyvelerini yiyor ama onun yararlandığı kaynaklardan
yararlanmıyor, AB ve Amerika sokaklarında sürünüyor! Doğu-Batı sentezi yapıp
yeni medeniyet kurmak yerine, Batı bataklıklarında debelenip duruyor,
batmakta olan Batı uygarlığının muhafazakârlığını yapıyor! Birileri bir
yerlere savrulmuşsa; o zaman yeni medeniyeti kurma bizlere farz-ı ayn dır.
(Devamı var )