Bir önceki yazımızda da altını çizdiğimiz üzere, Irak taki
çok boyutlu krizde Başbakan Maliki Bölgesel Kürt Yönetimi ile uzlaşıya varmak
suretiyle, taktik anlamda önemli bir hamle yapmış görünüyor.
Maliki nin Sünnilerle gerilimin tırmandığı bir sırada
Erbil le anlaşması her ne kadar Irak ın bütünlüğü politikası noktasında bir
geri adım olarak değerlendirilse de, diğer taraftan kazandırdığı zaman ve
iç-dış politikadaki manevra kabiliyeti boyutuyla önemli bir gelişme olarak
karşımıza çıkıyor.
Burada sorulması gereken soru belki de şu: Düne kadar
Kuzey Irak taki yönetimi hedef alan ve bunun için Dicle Ordusu nu kuran Maliki,
ne oldu da bir anda fikir değiştirdi ve Sünniler üzerine yüklenmeye başladı
Öncelikle söylenebilecek husus, Maliki nin Sünni kesimi
daha zayıf bir halka olarak gördüğüdür. Bundan dolayı da karşısındaki iki
önemli cepheden birini oluşturan Kürtlerle krizi şimdilik dondurmak
suretiyle, konjonktürün kendisine sunduğu fırsat çerçevesinde Sünniler üzerine
yüklenmek ve Bağdat taki otoritesini pekiştirmek istiyor. Sünniler üzerinde sağlayacağı
hakimiyet ise, aynı zamanda Irak ın güneyi demek. Çünkü sürecin sonunda en
güçlü Şii lider Maliki olmuş olacak.
Bu da, hiç kuşkusuz, Kuzey e karşı daha güçlü bir ittifak
anlamına geliyor. Ve pek tabi, bunun diğer etnik-mezhepsel gruplar açısından taşıdığı
olası çarpan etkiyi de göz ardı etmemek gerekiyor. Nitekim Irak içerisinde önde
gelen pek çok kişi de bu kanaatte. Dolayısıyla birçok kesim yeni oyunun
farkında ve hepsinin kendine göre bir planı var.
Yukarıda Maliki açısından uygun bir konjonktürden
bahsettik. Açıkçası gelinen aşama itibarıyla Maliki yüzyılda bir bulacağı büyük
bir fırsatı yakalamış durumda. Öyle bir fırsat ki; ABD, İsrail ve hatta İran
çıkarları itibarıyla bu noktada buluşabiliyor. Türkiye ise bir kez daha (son
olarak Suriye örneğinde olduğu üzere) bu yeni denklemde oyun dışına itilmeye
çalışılıyor.
Biraz daha açmak gerekirse... Bağdat-Erbil Hattı nda
Neler Oluyor başlıklı yazımızda da altını çizdiğimiz üzere, Maliki ile
Barzani yi anlaşmaya iten asıl aktör ABD dir. Bu bağlamda Kerry nin bölgede
yürüttüğü mekik diplomasisi sonuçlarını vermeye başlamıştır.
Ankara, bir kez daha Washington ile alanda ,
uygulamada ters düşmüştür.
Dolayısıyla Ankara nın ABD nin Yeni Irak
politikasındaki şu kırmızı çizgilerini görmesi ve ona göre yeni bir strateji
geliştirmesi gerekmektedir: 1. ABD, Irak içerisindeki Sünni kesimden oldukça
rahatsızdır. El Nusra, El Kaide vb. Selefi-Vahhabi gruplar ile eski Baasçıların
yeni dönemde güç kazanmaya başlamaları Washington açısından bir tehdit olarak
görülmektedir; 2. Türkiye nin bölgede inisiyatif arayışları ve bu kapsamda
Ankara-Erbil hattında gelişen fazlasıyla özel ilişkiler ve Sünni gruplara
verdiği destek, ABD tarafından hoş karşılanmamaktadır; 3. ABD, Maliki
yönetimini Tahran a daha fazla itecek her türlü girişime şu an için karşıdır
ve Ankara ile Erbil in izlediği politikaları da bu kapsamda
değerlendirmektedir.
Bundan ötürü, Irak ın geneline yönelik bir politika
geliştirdiğini söyleyen fakat daha çok Sünnilerle ve Kürtlerle sınırlı kalmış
görünen Ankara açısından durum hiç de iç
açıcı görünmemektedir. Türkiye, özellikle de Sünnilere verdiği destekten dolayı
sadece İran ve başta Maliki olmak üzere Irak taki diğer etnik-mezhepsel
gruplarla değil, aynı zamanda ABD ile karşı karşıyadır.
Erbil in kaypak durumu da burada Türkiye nin işini zora
sokacağa benzemektedir. Dolayısıyla, şu ana kadar izlediği stratejiyle politik
anlamda büyük kazanımlar elde etmiş Kürt liderliğinin bu süreçte içinde
bulunduğu çıkmazın ve Büyük Kürdistan hedefinin Ankara tarafından iyice
anlaşılması gerekmektedir.
Dış politikada, ABD sonrası bölgede bir hami güç olarak
Türkiye ye kısa-orta vadede ihtiyaç duyan Erbil in, iç politikada Bağdat a olan
ihtiyacı da göz ardı edilmemelidir. Özellikle de, geçiş sürecinde Maliki ile
Barzani nin siyaseten göbekten birbirine bağımlılığı dikkat çekicidir.
Dolayısıyla, bundan sonraki süreçte Erbil in kuracağı denge, başta Ankara olmak
üzere, bölgesel-küresel başkentler ve iç dinamikler açısından büyük bir önem
arz etmektedir. Ankara nın tam da bu noktada bölgede kilit bir role
taşınmasında ciddi katkı sağladığı Erbil le olan ilişkilerini daha sıkı tutması
gerekmektedir.
İran a gelince... Bu hamle ile Maliki nin Sünni ve Kürt
kesimler üzerinde güç kazanması, en az ABD kadar İran ın da lehine
görünmektedir ve hiç kuşkusuz Türkiye nin yakın çevresinde mevzi-güç kaybetmesi
İran ın da tarihsel çıkarları gereğidir.
Peki, Türkiye bu süreçten nasıl kuvvetli çıkabilir
Bağdat-Erbil hattında yaşanan son gelişmelerde hiç mi kazançlı olduğu nokta
yok Elbette var. Fakat bunlar ne kadar esaslı kazançtır ya da züğürt
tesellisidir , ayrıca tartışmak gerekir. Gündem müsaade ederse bunu da
yazarız...