Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte Orta Asya’dan Baltıklara, Güney Kafkasya’dan Doğu Avrupa’ya birçok devlet kuruldu. Bu bağımsız devletlerin ortak özellikleri ise ne dinleri ne dilleri ne de ırklarıydı. Her birinin kesişim kümesi, Sovyetlerin devamı niteliğindeki Rusya’ya karşı denge politikası sağlama zorunluluğuydu. Bu zorunluluğun temel sebebi Avrupa devletlerinin, bölgede Rusya’nın etkisini zayıflatmak için bu ülkelerle çeşitli ortaklıklar kurma talepleri ve Rusya’nın bu ortaklıkları da tehdit olarak algılamasıydı. Batı tarafından, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Sovyetler Birliği’ne ve komünizme karşı kurulan NATO da bu yapılanmaların en büyüğüydü.

NATO’yla Rusya’yı çevrelemek isteyen Avrupa ülkeleri, 90’lı yıllardan günümüze Ukrayna’nın bir tür ileri karakol olarak kullanılmasını sağlamak için çeşitli çalışmalar yürüttü. Bu durum 24 Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle nihayete erince başta ileri gelen batılı ülkeler Ukrayna’yı destekleme ve Rusya’nın gücünü kırma kararı aldı. ABD, Almanya, Fransa gibi ülkeler Rusya’dan duydukları endişeyle birlikte büyük bir mali kaynak ayırarak mühimmat, para ve teknoloji desteğiyle Ukrayna’yı desteklediler. Ancak bir yandan Ukrayna sahasındaki savaşın bitmek bilmemesiyle, bir yandan ekonomik çıkar dengesinin Avrupa’yı zorlamasıyla, bir yandan da ABD’nin yeni başkanı Donald Trump’ın bu çizgiyi takip etmemesiyle Ukrayna’ya verilen desteğin geleceği bir tür muamma haline dönüştü. Zaten Ukrayna uzun süre önce mağlup olarak anılmaya başlamıştı bile.

Geçtiğimiz hafta Türkiye’de gerçekleşen Rusya ve Ukrayna arasındaki barış görüşmelerinin de esir takası gibi başlıklarda anlaşıldığı halde, hedeflendiği şekilde tamamlanmamış olması ise savaşın nasıl bir seyir izleyeceği konusundaki kafa karışıklıklarını devam ettiriyor.

Avrupa Birliği ve NATO’nun genişleme süreci sözlü güvencelerden öteye geçmediyse de Ukrayna, NATO üyeliği umuduyla cesaretlendirildi. Ancak Moskova’nın işgalle başlattığı süreç, Trump’ın başkanlığına kadar Batı’dan gelen güvenlik garantilerinin bugünkü belirsizliği ve sahadaki durumun durağanlığı, Ukrayna’nın “stratejik cephe hattı” pozisyonunu tartışmaya açtı.

Hatta sahada öyle bir noktaya gelindi ki CSIS’in analizine göre Batı yardımları, Ukrayna’nın savunmasını sürdürülebilir bir çıkmaza çekip, nihai zafer ya da barış koşullarını belirsizleştirdi ve bu durum “sahada kilitlenme” senaryosunu güçlendirdi. Zaten Batı yardımlarının Ukrayna’da ne tam zafer ne de kalıcı barış sağlama kapasitesi vardı.

En nihayetinde Ukrayna, üye olmamasına rağmen denge politikasına erişemeyen, düşük tansiyonlu çatışmaların yaşandığı klasik bir tampon bölgeye dönüştü ve Rusya-Ukrayna savaşı, Batı ile Rusya arasında uzun süreli bir yıpratma mekanizmasının bir aparatı halini aldı.

Bugün gelinen noktada binlerce insanını savaşta kaybetmiş, ekonomisini geri dönüşü olmayan bir noktaya sürüklemiş, topraklarının yüzde 22’si elinden çıkmış ve geleceğini İngiltere ve ABD’nin nadir elementler gibi sömürü hesaplarına bırakmış bir Ukrayna’yla karşı karşıyayız.

Bununla birlikte kaybedilen bu ilk ileri karakolunun ardından Batılı ülkeler sanki yeni bir hat arayışıyla karşımıza çıkıyor. Bu ihtimal çok önceleri göz önünde bulundurulmuş olacak ki buna uzun süredir yatırım yapıyorlar. Batı, bölgedeki askeri faaliyetlerde lojistiğin avantajını kaybetmemek adına çok önceleri belirlediği bu müttefike 2022’de AB üye adaylık statüsü vermiş ve hemen ardından müzakerelere başlamıştı. Öte yandan yaşanan enerji krizlerinin ardından alternatif bir geçiş güzergâhı olarak kullanılma potansiyeli olan bu müttefik, bu günlerde Batı’nın askeri yardımlarıyla gündeme geliyor; bu ülke Moldova.

Moldova, Romanya ile Ukrayna’nın arasında, Avrupa’nın Rusya’ya yönelik stratejik kuşatma hattının bir parçası durumunda. Moldova’nın bu önemli konumu ülkeyi Ukrayna gibi bir vekâlet ülkesine dönüşme potansiyeli taşıyor.

NATO eski Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in 2022 yılında Ukrayna savaşından bahsederken, “Moldova NATO’nun bir ortağı, Moldova müttefiklerinden ve AB’den yardım almakta. Bu savaşın zulmünün sadece Ukrayna’yı değil, Moldova dahil tüm dünyayı etkilediğini görüyoruz” şeklindeki cümlelerinin Moldova’yı taraf kılma çabası olduğu ortadaydı.

Avrupa’nın doğusunda, Rusya’nın batısında Ukrayna’dan doğan boşluğu dolduracak yeni bir güvenlik duvarının inşası Batı için bir zaruret halini aldı. Bu sebeple geçtiğimiz hafta gündemi meşgul eden haberlerle de gördük ki Avrupalılar Rusya’ya karşı Moldova’ya askeri desteklerini sürdüreceklerini açıkladılar.

Moldova’nın doğu kesimindeki Transdinyester yönetimi ise bu silahlanmanın kendilerine karşı bir silahlanma olduğunu iddia ederek rahatsızlıklarını belirtiyor. Transdinyester, Moldova sınırları içerisinde yer alsa da Rus barış gücü tarafından korunuyor. Bugün Moldova-Transdinyester gerginliği Ukrayna-Donbass arasındaki gerginliğini hatırlatıyor. Gün geçtikçe silahlanan/dırılan Moldova’nın, Transdinyester’le sıcak çatışmaya girmesi Rusya’nın bölgeye müdahalesiyle ve ikinci bir Ukrayna vakası ile sonuçlanması tehlikesi gün geçtikçe artmaya devam ediyor.

Moldova’nın tartışma başlıkları Transdinyester’le sınırlı değil. Moldova’daki bir başka sorunlu bölge de Gagavuz Türklerinin yaşadığı Gagavuzya. Moldova’nın güney doğu kesiminde yer alan bu özerk bölge, ülkenin Ukrayna ve dolayısıyla Karadeniz limanlarına bağlantısını sağlıyor. Gagavuzya yönetimi, Moldova’nın aksine Rusya’yla ilişkilerini geliştirme çabasında. Hatta bu ilişkiler öylesine gelişmiş durumda ki geçtiğimiz süreçte Gagavuz lider Gutsul, Rusya’dan fon aktarmak suçundan Moldova’da yargılandı. Ancak iki taraf arasındaki bağ sadece bundan ibaret değil. Gagavuzya hem kendini koruma altına almak hem de kazanacak tarafta yer almak adına geçtiğimiz yıl Moldova’nın kendisine saldırması durumunda Rusya’dan destek talebinde bulunacağını açıklamıştı. Yani Moldova’nın Batı desteğine karşılık, kendi toprakları içindeki Transdinyester ve Gagavuz Özerk Bölgesi, Rusya’nın desteğini alarak kendilerini koruma altına almanın hesaplarını yapıyor.

Ukrayna’yı bu noktaya taşıyan sürecin bugün Moldova’da da yaşanıyor olması doğal olarak projeksiyonları bölgede tutmaya yetiyor. Ancak bariz olan bir şey var ki bu gerçek asla unutulmamalıdır; bugün Ukrayna’yı önce cesaretlendirip, sonra yalnız bırakıp ateşe atanların

Moldova’nın arkasında ne kadar duracakları tam bir muamma olarak orta yerde durmaya devam ediyor.