Toplumda zahmetsiz rahmet, beklenti olmanın ötesine geçmiştir. Herkes kolay yoldan ve bir an önce hedefine, hatta hayaline ulaşmayı istemektedir. İsteklerinin gerçekleşmesine engel olan her şeye de düşman olmaktadır. Sınırsız ve imkânsız isteklerin gerçekleşmesini mümkün hale getirebilmek için de hiçbir engel tanımamaktadır. Bu da insanların ar damarını çatlatmaktadır.
Düşman ve düşmanlıklar üreten bir ortamda yaşıyoruz. Hak hukuk, meşrû gayri meşrû, helâl haram gibi hususlar ya ihtiyaç duyulduğunda ya da "söz"de vardır. Çalışmak, üretmek, emek gibi hususlar ise laf ü güzaftır.
Bir işte, bir meslekte başarılı olmak için çok çalışmanın gerekli olduğu herkesin malumudur. İlgi duyup öğrenmek istediğimiz bir konuda derinlemesine gittikçe, o konuda ne kadar çok şeyi bilmediğimizi farkediyoruz. Bu da, daha çok çalışmanın, daha çok öğrenmenin yanı sıra bize edebi öğretiyor. Bilmediğimiz konularda söz söylemeye kalktığımızda ne kadar gülünç duruma düştüğümüzü şöyle bir düşününüz!
Görüneni inceleyen deneysel bilimlerin hangi alanına bakarsak bakalım, işin içine girdikçe müthiş bir derinliği görüyoruz, şaşkınlığımızı ve hayranlığımızı gizleyemiyoruz. Haddini bilen biri isek, bu konularda sormayı ve öğrenmeyi tercih edip, konuşmaya ve yorum yapmaya kalkışmıyoruz.
Meselâ ülkemizde, rakamların dili olarak bildiğimiz matematik öğrencilerin korkulu rüyasıdır. Hele de öğrenci ipin uçunu bir kaçırdıysa dili tutulur derslerde Hocanın sorusuna muhatap olmamak için ne terler döker... Bu arada, anlaşılması ya da anlatılamadığı için güç olan derslerde öğretmenin otoritesi şaşılacak derecede öne çıkar.
Matematik korkulması gereken bir şey midir, ya da matematikten niçin korkulur Matematik rakam ve işaretlerden mi ibarettir Bir matematikçinin bütün bir matematiği bilmesi mümkün müdür Bu sorular, matematikte başka inceliklerin de aranması gerektiğini göstermektedir.
Evren, bünyesinde matematik bir dili barındırır. Kâinatı anlayabilmek için matematiği anlamak ve bilmek şarttır. Bu anlamda matematik bir felsefedir. Galileo nin "Tanrı evreni matematik dilde yaratmıştır" sözü böyle bir tespittir.
İnsan bilmediğinin ve anlamadığının düşmanıdır. İnsan çevresinde olup bitenleri görmüyor, dolayısıyla evreni anlamıyor. İnsan evrene bakıyor, fakat evreni ve evrende olup bitenleri görmüyor. Görebilse "insanlık sorunu"nu çözecek, kendini keşfedecek, kendini bilecek ve rahatlayacak... Kendini bildiğinde de evrenin öznesine yönelecektir.
Günümüz dünyası teknik gelişmeler ve nüfus yoğunluğu gibi sebeplerle iyice küçülmüştür. Artık ekmek "toprak"ta değil "aslanın ağzında"dır. Bu yüzden olsa gerek ki, bir kısım insanlar çevrelerine karşı saldırgan bir şekilde hareket etmektedirler.
Eskiden insan, toprağa attığı tohumun meyvesiyle, ürünüyle karnını doyurabiliyordu, yani karın doyurmak ciddi bir sorun değildi. Karnı doyduğu için de onurunu düşünebiliyordu. Âşık Veysel in diliyle söylemek gerekirse;
Koyun verdi kuzu verdi süt verdi
Yemek verdi ekmek verdi et verdi
Kazma ile döğmeyince kıt verdi
Benim sâdık yârim kara topraktır
Âdem den bu deme neslim getirdi
Bana türlü türlü meyve verdi
Her gün beni tepesinde götürdü
Benim sâdık yârim kara topraktır
Karnın yardım kazmayınan belinen
Yüzün yırttım tırnağınan elinen
Yine beni karşıladı gülünen
Benim sâdık yârim kara topraktır
İşkence yaptıkça bana gülerdi
Bunda yalan yoktur herkes de gördü
Bir çekirdek verdim dört bostan verdi
Benim sâdık yârim kara topraktır.
İnsan, "sanayileşme" adına, toprağın toprak olarak varlığını sürdürmesine engel oldu. En verimli topraklara ev yaptı, fabrika yaptı; bunlar da yetmedi sanayi atıklarıyla toprağı zehirledi. Toprağını (ekmeğini) kirleten insan kendine yeni kapılar aramak zorunda kaldı. Bu hal onu biyolojik bir varlık haline getirdi ve kendinden başkasını görmez oldu.
İnsan, artık "insanlık davası"nda değildir, menfaatlerinin peşinde koşmaktadır. Bu yüzden de insan kendini, haysiyetini, şahsiyetini, inancını, kutsallarını menfaati için istismar etmektedir. Dolayısıyla menfaatine engel olan her şeye düşmanlık beslemektedir. Bu anlamda Darwin e hak vermemek mümkün değildir. Muhtemelen o da, bunları gördü ve onları tanımlamaya çalıştı (!).
Hayata, olaylara, evrene menfaat gözüyle bakarsan elbette menfaatlerini görürsün. Körlerin köfteleri çifter çifter yemesi gibi Sevgilisinin gözünün içine bakan kızın çapak görmesi gibi
Günümüz insanı tabiatı "yenilmesi-içilmesi" gereken bir "nesne" olarak görmekte ve dolayısıyla da her şeyi "yeme odağı" haline getirmektedir. İnsan insanlığını istismar ediyor. Oysa insanlık kitabında "değerlerin istismarı" ve "yemeyi odak haline" getirmek suçtur.
***
Görüneni anlamayanın, görünendeki görünmeyeni anlaması mümkün müdür