Mübarek Miraç Gecesi’ni geçirdik, bir gece önce. Miraç Gecesi’nin anlam ve önemine dair yazmayı çok isterdim… Maalesef Miraç Gecesi’nden önce yaşananlar derin yara açtı yüreğimizde…

 Başkent’in ortasında Miraç ve namaz konferansı vermek için çalışma yapan bir grup insana saldırdı polisimiz. Kadınlara şiddet uygulandı. Sivil polis olduğu söylenen bir şahsın insanları tahrik etmeye çalıştığı görüntüleri hayretle izledik. Başörtülü bir kadının bir erkek polis tarafından acımasızca dövüldüğünü izlerken dehşete kapıldık.

 Bu izlediklerimiz olsa olsa 28 Şubat’tan sahneler olabilirdi. Evet, İslami camianın hemen hepsi böyle düşündü. Zira 28 Şubat’ın bu sahnelerini yıllarca bizlere hatırlatmış, seçim dönemlerinde biz gidersek bunlar tekrar yaşanır diyen bir iktidarın döneminde bunların yaşanmasını kabul etmek istemedi zihinlerimiz ilk başta. Eski görüntülerin bir servisi olsa gerekti bunlar?!

 Maalesef öyle değildi... Şu anda yaşanmaktaydı tüm bu olan bitenler. Adalet, başörtüsü, din diyerek gelenlerin iktidarında orantısız güç uygulanmaktaydı başörtülü bir kadına. Bu ilk de değildi. Filistin için eylem yapan gençlerimiz de haksız yere tutuklanmış ve aynı şekilde şiddete maruz kalmışlar, başörtülü kızlarımızın başörtüleri kesilmişti. Bunlar açığa çıktığında da ilgili personel hakkında soruşturma açıldığı söylenmişti. Şimdi bu olayda da aynısı söyleniyor. Ne hikmetse her olaydan sonra gereğinin yapılacağı söyleniyor fakat her seferinde dozu artırılmış bir şekilde vatandaşa şiddet uygulandığını görüyoruz.

 Bu vatanın evlatlarını şehit eden bir terör örgütü elebaşına beyefendi muamelesi gösterdiğiniz, Meclis’te konuşma yaptırılmasını tartıştığınız bir dönemde vatandaşınıza bu muameleyi reva görüyorsanız ortada çok ciddi problemler var demektir. Üstelik darbettiğiniz bu insanlar ne terörist ne de yasa dışı bir faaliyet yapıyordu…

 Sorunun zihniyet ve sistem sorunu olduğunu kabul etmediğimiz sürece de bunları izlemeye devam edeceğiz maalesef. Tek adam sisteminin getirdiği “ben ne dersem o, ben yaparsam en iyisini yaparım, benim karşımda olan mutlak kötüdür” inancının yansıması bunlar. Çoğunluğu alanın diğerlerinden daha güçlü olduğunun yanılsaması…

 %52’nin güç olduğunu sananların gücü aldığı halkına gücünü göstermeye çalışması… Hâlbuki sopayla güç değil, acziyet gösterilir. Çünkü şiddet, ancak acizlerin başvurduğu bir yöntemdir.

 Adalet, özgürlük, başörtüsü, din diyerek gelmişken sözde mücadele ettiklerinize dönüştüğünüzü hayretle izliyoruz. Kendinize de, bu vatanın evlatlarına da yazık ediyorsunuz…