Mısır ın Yavuz Sultan Selim tarafından fethinden sonra,
Arap emirliklerine bir fetihname çıkarılıp, bu fetih ilan edilmiş oldu.
Buralardan Yavuz u kutlamaya ve ona tabi olduklarını bildirmeye gelenler oldu.
Memlüklüler in hâkimiyeti altında bulunan Mekke Emîri Şerif II. Berekât b.
Muhammed el-Hasenî, Kâbe nin anahtarlarıyla birlikte yanında muhafaza ettiği
Peygamberimiz (s.a.v.) e ait bir takım mukaddes eşyaları da oğlu Ebû Nümeyy ile
göndererek, bağlılığını bildirdi. Ebû Nümeyy, Mekke nin anahtarlarını gümüş bir
tepside padişaha sundu. Böylece Haremeyn in himayesi Osmanlılara geçmiş oldu.
Ebû Nümeyy e hil atlar giydiren Yavuz, memnuniyet nişanesi olarak Mekke emirine
de berat ve hil at yolladı. Ayrıca Haremeyn halkına dağıtılmak üzere 200.000
altın ve bol miktarda zahire de gönderdi. O günden sonra Yavuz Sultan Selim
zamanından başlayarak bu iş için yüklü bir miktar altın yani Surre
belirlenip, taksim şekli belli kurallara
bağlanıp, her yıl, Mısır dan ve İstanbul dan Haremeyn e Surre gönderildi, Surre
Alayı eşliğinde. Osmanlılar Mısır ı alıncaya kadar iç ve dış örtüsü önceleri
Mısır da dokunurdu. Mısır ı aldıktan sonra dış örtüsü Mısır da hazırlanıp,
süslendi, iç örtüsü ise İstanbul da dikildi, bin bir emek, bin bir iş, nakış ve
incelikle ve de bin bir duayla.
Mısır da 8 ay kalan Yavuz Sultan Selim Han, burada bazı
idari tasarruflarda bulundu. Memlüklüler döneminde Kahire de hapsedilmiş olan
bazı Mekke ileri gelenlerini de serbest bıraktı. Abbâsî halifesi
Mütevekkil-Alellah ve yakınlarıyla, Memlük sultanı Kansu Gavri nin oğlu
Muhammed i ve bir takım Mısır ileri gelenleriyle, ulemâyı, sanatkâr ve tâcirleri
İstanbul a yolladı. İstanbul a çok kıymetli bir şey daha gönderdi: Mekke
Şerifinin verdiği Mukaddes eşyaları. Bunlar arasında neler yok ki!
Peygamberimiz (s.a.v.) in Uhud Gazvesi nde kırılan dişi yani Dendân-ı
Saadet , bir tutam sakal-ı şerifi yani
Lihye-i Saadet , bir kıta şimşirden nalın, bir asâ, göz sürmesi ve mili,
papuç-ı şerif, bir hurma lifli sarıya çalan renkte beyaz pamuklu ince dokumadan
yapılmış bir hil at, iki adet hırka-i şerif, bir deve yünü rida, bir deve yünü
kuşak, beyaz sûzanî arakıyye, bir kara kılıç, bir deve yünü destar-ı şerif, ziftli hasırdan abdest ibriği ve benzeri
Peygamberimiz (s.a.v.) e ait kutsal eşyalar. Bunlar altın simle işlenmiş
bohçalara iç içe sarılmış ve üzerine Hâzâ muhallefâtü Resûlillah yazılmıştı.
Sultan Selim bunları yüzüne gözüne sürüp, Şefâat yâ Resûlullah diyerek bizzat
mühürlemiştir. Ve İstanbul a göndermiştir.
Hâdimü l- Haremeyn
Yavuz Sultan Selim, bir rivayete göre Mercidabık
Zaferi nden sonra, Halep teki Haleb Cami-î Kebîr (Halep Büyük Cami) inde Cuma hutbesinde
hatip, hutbeyi Yavuz Sultan Selim adına okur. Yavuz un unvanlarını sıralarken,
Hâkimü l-Haremeynni ş-Şerifeyn: İki şerefli belde olan Haremeyn in yani Mekke
ve Medine nin Hâkimi diye söyler. Yavuz Sultan Selim Han hatibe müdahale
ederek: Hayır hayır hâkim değil, bilakis Hâdimü l-Haremeyni ş-Şerifeyn im der.
Hâdimü l-Haremeyni ş-Şerifeyn: İki şerefli belde olan Haremeyn in yani Mekke
ve Medine nin hizmetkârı demektir. Sonra önündeki seccadeyi kaldırarak,
caminin mermer zeminine başını koyarak, Allah a secde eder. Hüngür hüngür
ağlamaktadır. Çünkü artık o şanı yüce Peygamber (s.a.v.) in halifesidir, onun
kutsal şehirlerinin de hademesi, hizmetkârı. Hutbesini böyle düzelten hatibe de
hutbenin bitiminde, sırtındaki murassâ merâsim kaftanını çıkarıp giydirir ve
çeşitli ihsan ve iltifatlarda bulunur.
Bir başka rivayete göre de Kahire de Melik Müeyyed
Camii nde veyahut oldukça kalabalık bir cemaat toplanmış, padişahla beraber
Cuma hutbesini dinlemektedirler. Hatip hutbesinde -bir rivayete göre bu hatip
Kemalpaşazâde dir- kendiliğinden Hâdimü l-Haremeyni ş-Şerifeyn Yavuz Sultan
Selim Han deyince Yavuz, gözyaşlarını tutamaz.
Bu rivayet de Evliya Çelebi den: Sultan Selim Eski
Mısır da Camii Amr İbn Âs da Cuma namazı
kılarlar. Namaz cemaati çok kalabalıktır. Çünkü camide Yavuz Sultan Selim le
beraber Mısır ın ileri gelen tasavvuf büyüklerinden Ebû s-Süûd-u Cârihî ve
Merzûk-i Kefafî ve Ebûl-Ûlâ Hazretleri de vardır. Hutbeyi Ebû l-Ûlâ Hazretleri
okur. Hutbede padişahtan Hâdimü l-Haremeyni ş-Şerifeyn: İki şerefli belde olan
Haremeyn in yani Mekke ve Medine nin hizmetkârı diye bahseder. Sultan Selim
Han bundan etkilenir. Sonraki günlerde divanını toplar ve Mısır ın ileri
gelenlerinden Çerkezlerin de saygı duyduğu ve savaşta Memlüklüler i bırakıp,
Osmanlı dan yana saf değiştiren Hayır Bey i Mısır a vezir olarak, Osmanlı nın
temsilcisi, valisi olarak bırakır. Hayır Bey e kendi eliyle Hil at giydirip,
Selimî kavuk takar ve kavuğun sorgucunu kendi sorgucundan daha kıymetli bir
sorguç takıp, beline altın kemer ve özel bir hançer takıp, dua eder. Sonra
Hayır Bey e: Göreyim seni Resûlullah a nasıl hizmet edersin Hizmetini
göreyim. Ben Mısır ı bir şey almak ümidi ile fethetmedim. Bu ümitte de değilim.
Ben Mısır ı almakla Hâdimü l-Haremeyni ş-Şerifeyn: İki şerefli belde olan Haremeyn in yani
Mekke ve Medine nin hizmetkârı unvanını kazandım. Bu bana yeter. Mısır ın
bütün mahsulünü Hazreti Peygamber (s.a.v.) e vakf ettim. Etrafındaki
yetkililere dönerek: Şahit olun, Hayır Bey şimdiden sonra bu vakfın mütevellisidir
yani, vakıf başkanıdır. Bu vakıftan sorumlu başkandır. diyerek onu taltif
etti, bir sürü ihsanlarda bulundu.
Bir rivayete göre Yavuz Sultan Selim Kahire ye girdiğinde
ilk Cuma namazını aynı zamanda külliye de olan, Ezher Camii nde kılmıştır.
Rivayetler, Cuma namazı kılınan camiler ve hutbeyi okuyan hatipler farklı
farklı anlatılsa da hepsinde aynı olan bir gerçek vardır, o da :
Hâdimü l-Haremeyni ş-Şerifeyn: İki şerefli belde olan Haremeyn in yani Mekke
ve Medine nin hizmetkârı unvanıyla şereflenmiş olması ve bu yüzden de
sevinçten gözyaşı dökmesidir Yavuz Sultan Selim Hazretleri nin. Osmanlı da
padişahların dine bağlılığı ve Allah, Peygamber sevgisi had safhadadır. Ne
yaptılarsa, Allah için, Peygamber (s.a.v.) i örnek alarak, rehber edinerek yapmışlardır.
Tasavvufa ve mürşidlere de alakaları sırf bu yüzdendir. Böyle bir sultanın hiç
sırtı yere gelir mi
Muhterem okurlar, biliyor musunuz,
Hâdimü l-Harameyni ş-Şerifeyn unvanını Müslüman sultanlar arasında ilk defa
kullanan Yavuz Sultan Selim değildi. İlk kullanan sultan, Eyyûbiler Devleti nin
kurucusu ve hükümdarı olan Selâhaddin Eyyûbi dir. Selâhaddin Eyyûbi den sonraki
Müslüman sultanlar da bu unvanı kullanmışlardır, ama bu unvanın önüne, Kudüs ve
Mekke kastedilerek Sâhibü (mâlikü) l-kıbleteyn: İki kıblenin sahibi, maliki
anlamında başka bir unvanı da eklemişlerdir. Yani Haremeyn in hizmetkârı derken
aynı zamanda hakimi, sahibi unvanını da birlikte taşımışlardır. Peygamberimiz
(s.a.v.) e olan hürmetlerinden dolayı; sahiplenme, malik olma, hakim olma
unvanlarını kullanmayıp yalnızca Hâdimü l-Haremeyni ş-Şerifeyn diyen ilk
hükümdar Selâhaddin Eyyûbî den sonra Yavuz Sultan Selim dir. Yavuz Sultan
Selim den sonra gelen bütün Osmanlı padişahları da isimlerinin yanında, bu
unvanı herhangi bir sahiplenme eki eklemeden şerefle taşımışlardır. Ve de o
yüce Peygamber in topraklarına hizmetkâr olmaktan da şeref duymuşlardır. Yavuz
Sultan Selim in Peygamberimiz (s.a.v.) e olan sevgilerinin, hürmetlerinin bir
başka nişanesi de ona yazdığı şiirlerdir.
İşte Sultan Selim Han ın Peygamberimiz (s.a.v.) e yazdığı
şiirlerinden biri olan Farsça Nâ t ın
Türkçe ye çevrilmiş hali:
Der Na t-İ Resûl
Ey zatı ile yükseklik bayrağını yükselten Muhammed, bu
dokuz felek senin bayrağının bir gölgesidir.
Bu derece büyük olduğun halde güneşe başını çiğnetmene
bulut razı olmadı, onun için başının üzerinde dolaşıp sana sayebanlık
(gölgelik) ediyordu.
İlk defa günah işleyen Âdem Peygamber, sonunda senin
şefaat tahtına oturacağını biliyordu.
Miraç gecesinde ona kadr ü şeref veresin diye arş bürc
bürc (küngüre) üstüne nûr derecesi kazandı.
Senin sevginden başka olan her sevgi putperestliktir.
Senin hayalinden gayrı olan her tahayyül bir kara sevdadır.
Senin ruhun cisimden tecerrüt etmiş bir ruhaniyettir.
Senin zatın âlem-i süfliden çıkıp onun fevkinde olan âlem-i ulviye mensuptur.
Senin aşk ve feyzinden gelmeyen her vecd bir heva ve
hevesten başka bir şey değildir. Senin ilim menbaından gelmeyen her bilgi boş
ve manasızdır.
Senin şeriatından başka bir yolda yürümek ne dalalettir!
Sana mensup olup da günah işlemek ne rezalettir!
Selimî senin
ululuğuna, şehinşahlığına güvenerek, senin visaline nail olmak suretiyle didar
şerefini kazanmayı umuyor. (Yavuz Sultan Selim, çev. Ali Nihad Tarlan, Yavuz
Sultan Selim Divanı, s.8)