Beş kıtadan beş adam. Bu beş adamın biri Müslüman, biri Hıristiyan, biri Yahudi, biri Budist, biri ateist olsun ama her biri kendi dindarları arasında seçkin bir yeri olsun.
Kendi dindarlarının ölçülerine göre doğru, bilgili, iyi niyetli, güzel ahlaklı, insaflı, kabiliyetli olsun.
Bu beş kişi, bir heyet oluştursalar ve birlikte her dinden en seçkin bir adamı araştırmak için yola çıksalar.
Yolları tesadüfen size uğrasa ve “Bize en sevdiğin, saydığın, İslam’ı en güzel şekilde temsil eder diyebileceğin birinin adresini verirseniz, biz onu uzaktan bir ay izleyeceğiz.
İzlediğimizi ona hissettirmeyeceğiz. İşinde, aşında, alışverişinde, yolda yürüyüşünde, yanından geçenlere davranışında, görev yaptığı yerde, sözünde, yazısında, ailesine, komşularına, mahallesine, şehrine, havaya, suya, toprağa, ağaca, çiçeğe, böceğe, makama, paraya, karşı cinse, dosta, düşmana özetle gördüğü, duyduğu, kokladığı, bastığı, tuttuğu her şeye ve her yere karşı davranışlarını izleyip onu derecelendirmek için numara vereceğiz” deseler, siz, kimi teklif edersiniz?
Bu sorum yalnız Müslümanlar için değildir.
Hıristiyanlar, Yahudiler, Budistler, ateistler, komünistler…
Herkes bu soruyu kendine bir sorsun.
Van’da, Jandarma eri olarak Mors alfabesi eğitimi alırken, komutanımız yedek subay bir teğmendi. İliklerine kadar komünizme inanırdı. Silahlı harekete karşı olanlardandı. Her gün kırk kadar arkadaşla eğitim alırken bizi de komünist yapmak için propagandasını yapardı. Beni müdahalelerine de izin verirdi ve uzunca dinlerdi. Adaletli idi. Yemek dağıtımında nöbetçi çavuşunun yanında gezer ve haksızlık yapılmasına müsaade etmezdi.
Dört aylık eğitim bitti ve dağıtım zamanı yaklaşınca yine bir derste uzun tartışmamız devam edince, “Mahmut, ikimizi de bu kırk arkadaş dinledi. Onların oyuna sunalım. Hangimizin haklı olduğuna kararı onlar versin” dedi ben de teklifini kabul ettim ve kırkta kırk ben kazandım.
Ankaralı İshak ayağa kalktı ve “Komutanım, ne konuştuğunuzu anlayacak durumda değiliz. Ancak Mahmut arkadaşımızın İslam’ı savunduğunu, senin de komünizmi savunduğunu biliyoruz. Biz, oyumuzu Mahmut arkadaşımıza değil, İslam’a verdik. Sen dürüst bir insansın seni de severiz ama komünistliğini sevmediğimiz için oy vermedik” dedi.
Dağıtımda İshak’ı Hakkâri’ye gönderdi, beni Van’da bıraktı. Ben kendisine, “Ya İshak’ı da Van’da bırak veya beni de Hakkâri’ye gönder” teklifime, “Onun bilek gücüyle senin birleşmeniz benim davama ihanet olur” dedi ve yapmadı.
Terhis olduğumda komutanın İstanbul’da önemli bir yerde emniyet müdürü olduğunu öğrendim, buluştuk, bir gün misafiri oldum. Ayrılırken, “Gel bu ülkenin sömürülen insanlarını kurtarmak için birleşelim” dediğinde, “Seninle yola giderim. Ancak sen bu İstanbul şehrinde senin kadar dürüst bir komünist bul ve ben onu göreyim, senin kadar değil, yarın kadar olduğunu görürsem seninle beraber bu milletin kurtuluşu için çalışırım” dediğimde, “Yok, bulamam” dedi.
“Ama ben benden daha bilgili, dürüst, çalışkan Müslüman’ı sana gösteririm” dedim ve ayrıldık.
Ben, kendimi gösteremem, ama elli yıldır aralıksız İslam’a hizmete, dürüstçe devam eden, tanıdığım bazı arkadaşlarımı teklif edebilirim.
Peki, siz teklif edebileceğiniz insanı buldunuz mu?