Klinenberg in ortaya attığı solo yaşam kavramı, insanın

aileden kopuk yalnız yaşama eğilimini ve bu eğilimin uygarlığın bir parçası

olduğunu ifade eder.

Bu kavram çerçevesinde hareket eden zihniyet aile

kurumuna bir alan açmıyor.

Buna göre kişi yalnız yaşamaya alışmalı ve yaşamını fert

olarak sürdürmelidir. İnsanların yalnızlığa adaptasyonunu sağlamak için kurslar

dahi açılmış.

Bu kurslara katılan fertlere, yalnızlığın getirdiği

psikolojik sorunlara karşı nasıl önlemler alınabileceği konusunda bilgiler

verilmiş.  Modern zihniyetin solo yaşam

kavramını savunma gerekçesi, aileden kopuk yaşayan bireyin daha fazla çalışıp

kendisine yatırım yapabileceği yönündedir. Oysa aileden kopuk yaşayan fakat kariyer yapan, çalışan ve para kazanan

insanlar bir süre sonra içinden çıkamayacakları bir dehlizlere saplanıyorlar.

Çünkü yalnızlığın sonucu, anlamsızlık ve boşluk duygusuna

dönüşüyor.

Solo yaşam tarzı, fertleri bireysel hücrelere hapsediyor.

Bu kişi hayatını konfor içinde sürdürebiliyor, fakat bir başkasının varlığına

tahammül edemiyor, bir sorunla uğraşmak birinin sorumluluğunu almak hiç

istemiyor.

İnsanın bireyselleşmesinde teknolojinin büyük rolü var.

Teknoloji getirdiği avantajların yanında insanın iletişim kapasitesini düşürdü

ve yalnızlık gibi bulaşıcı bir hastalığın yayılmasına neden oldu. Bilgisayar,

televizyon, cep telefonları gibi araçlar zamanı çalmakla kalmıyor, sanal bir

ilişki ağının oluşmasına neden oluyor.

Sosyal medya bağımlısı eşlerin ekserisinde solo yaşam

biçimi görülüyor. Solo yaşam biçiminin ilk belirtisi ise yalnızlıktır.

Araştırmalar yalnız yaşayan insanlarda, düşük benlik

algısı, depresyon, çekingenlik, güvensizlik gerginlik ve kaygı ortaya çıktığını

gösteriyor.  Bu sorunlar yaşlılık ya da

hastalık gibi insanın güçsüz kaldığı anlarda daha da artıyor.  Fakat insanlar korktukları şeyin ortadan

kaldırmak yerine sahipleniyor ve kendi elleriyle kendi sonlarını hazırlıyorlar.

Ne acı!