İnsan her şeyini kaybedebilir. Evini, arabasını, işini,
evladını, sevdiğini, anne babasını, malını, mülkünü, statüsünü, itibarını,
uykusunu, vaktini, sağlığını, mutluluğunu, huşusunu, ibadetlerdeki titizliğini
Zaten bu dünyada hiçbir şeyin maliki olmadığımız, her şeye emanetçi olduğumuz
için elimizin altındakileri her an kaybetme ihtimalimiz vardır.
Yıllarca çabaladığımız işimizi iflas edip kaybedebiliriz.
Hırsla yığdığımız malları, evimize doldurduğumuz mobilyaları bir zelzelede
kaybedebiliriz. Her işimizi kolayca yapmamızı sağlayan sağlığımızı bir
hastalıkla kaybedebiliriz. Gözünün içine baktığımız yavrumuzu, dizine başımızı
yaslayınca huzur bulduğumuz annemizi, sükûna erdiğimiz eşlerimizi ansızın
kaybedebiliriz. Fakat hayatta kalmak için kaliteli yaşamak için kaybetmememiz,
elimizden kaçmasın diye sıkı sıkıya sarılmamız gereken tek bir şey vardır;
umudumuz!
Şeytan bizi sürekli umutsuzluğa bürümek ister. Sıkıntılı
olan durumları, çözümü mümkün değilmiş gibi gösterir. Yaşanan kaosları, ümmetin
dağılmışlığını, Müslümanlara yapılan işkenceleri, yüreğimizin kaldırmadığı
savaş fotoğraflarını, dünyada yaşanan açlığı Çocuğumuzun pervasızlığını,
eşimizin zulümlerini, geceler boyu uykusuz kalmamıza sebep olan hastalığımızı,
fakirliğimizi Ahlak ve maneviyatın yerlerde sürünmesini, tesettürün bile
tesettüre muhtaç olmasını, sözlerimizin tesirsizliğini, davamızın zayıflığını
İçimizi hüzne gark eden her şeyi bizim aleyhimize kullanır.
İster ki Mü min umudunu kaybetsin. İster ki yaşama
sevinci, çalışma isteği gitsin. Böyle olunca biz de kendi hayatımızda süregelen
aksaklıklara ya da dünyada yaşanan sıkıntılara üzülmekten, onları onarmaya
fırsat ve gayret bulamayız.
Oysa biz, insanlığa umut olarak gönderilmiş bir ümmetiz.
Varlık içinde de umutluyuzdur, yokluk içinde de. Sağlıklıyken de umutluyuzdur,
hastayken de. Evlat yokluğunda da umutluyuzdur, onlarla imtihan halindeyken de
Her halimiz umut yüklüdür. Bunu en iyi şeytan bilir. Bilir ki her şeyimizi
kaybetmiş bile olsak umudumuz kalır elimizde
Çocuğumuzun hadsizliğini gördüğümüzde, üzerlerine felaket
yağarken bile evladına seslenip onu gemiye çağıran Nuh Aleyhisselamın umudunu
hissederiz içimizde.
Bu dünyada nasıl çocuk yetiştirilecek huzursuzluğu
sardığında içimizi, Yahudi elebaşlarıyla dolu olan bir mabede Meryem ini adayacak
kadar umutlu Hanne nin niyetini, niyet biliriz kendimize.
Yaşadığımız çağın taşlarıyla taşlandığımızda, Taif te
aldığı darbelerle yaralandığı halde Onlar bilmiyorlar diyen Rasulümüzün
umudunu merhem yaparız incinmişliğimize.
Ne kadar çalışırsak çalışalım olmuyor fısıltılarıyla
kararmaya başladığında içimiz, hastane odasında son nefeslerini yaşarken bile
çalışan Hocamızın umudunu hatırlarız yüreğimizde...
Bazen her şey kötüye gider. Zahirde her şey bizim
aleyhimizedir. Herkes Artık bitti der ve biz de içimizde gerçekten
bittiğimizin yankılarını hissederiz. Fakat bırakmayız kendimizi şeytanın eline.
Ne zaman ki umutsuzluk rüzgârları yürüyüşümüzü etkilemeye başladı, önden
yürümüşlere bakarız.
Bilal-i Habeşi nin kızgın kumlar üzerindeki köleliğinden Kabe nin
müezzinliğine giden serüvenindeki umudunu görürüz. Hendek te açlıktan
karınlarına taş bağlayan ve Medine dışına bile çıkamayan ashabın, Rasullerinden
üç büyük fethin muştularını duyduklarında yeniden yeşerttikleri umutlarını
izleriz
Biliyoruz ki biz, umudumuzla yaşar, umudumuzla baharı
başlatan çiçekleri yeşertiriz. Umudumuz bizi büyütür. Umudumuz bizi
korkusuzlaştırır. Hâl böyle olunca kimsenin yürümeye cesaret edemediği yollarda
koşarız. Ezanların okunamadığı, Allah ın selamının verilip alınamadığı, Kuranın
okunup okutulamadığı bir zamanda insanların kalplerine İslam Birliği
sevdasını koyarız.
Biz, umut etmenin bile lüks olduğu bir zamanda
umutsuzluğu kendine ve her bir mü min kardeşine yasaklamış olanlarız. Bugünümüz
de yarınımız da garantilidir yüreklerimizde. Bugün kimin elinde olursa olsun
Yarın elbet bizimdir diyerek yarınlara koşarız. Karanlık ne kadar koyu olursa
olsun bir gün sabahın geleceğini bilerek yaşarız
Biz, umudunu sonsuzluktan alanlarız. Acelemiz yoktur
beklediğimiz baharın gelmesi için. Biz göremesek ne çıkar, elbet bu umutlar
bir gün filiz verecek umuduyla çalışırız. Bizim şimdi diktiğimiz bir fidanın
belki yüzyıllar sonra milyonlarca insanı doyuracağına, bizim umut ağaçlarımızın
nice nesilleri gölgeleyeceğine inanarak adım atarız. Eşimize bu inançla sadık
kalırız, çocuklarımıza bu duyguyla şefkat aşılarız, davamıza bu inançla
sarılırız. Yürüdüğümüz yollardaki taşlar korkutmaz bizi. Çağın depremleri
sarsmaz bizi.
Cennete uzanan bir umudumuz vardır bizim. Bu dünyada her
gün ağlasak bile cennette güleceğimizi biliriz. Çünkü yüreklerimiz dağlar kadar
büyük, azmimiz kayalar kadar sağlamdır bizim. Biliriz ki zulüm asla ebedi
olamaz. Biliriz ki kötülük mutlaka hüsrana uğrayacaktır. Biliriz ki huzur bizi
ve insanlığı bir gün mutlaka bulacaktır. Biliriz ki dünya, umudunu kaybetmemiş
insanlar için döner ve kutlu dava umutlu insanların omuzlarında yücelir
O halde ey umut yüklü Mü min! Bir daha et yeminini, bir
daha tazele niyetini. Her sıkıntıya düştüğünde bir daha kazı yüreğine, gelecekten
asla umut kesilmeyecektir diye