Bugün yaşadığımız zamanın ortaya çıkarttığı tutarsızlık ve parçalanmışlık bir türlü olamama halinin iki kolu olarak hayatımızı sarsıyor. Bütün bu olamama hali içerisinde insanın edindiği en önemli yetenek, istikrarlı bir şekilde kendini kandırma eğilimidir. İnsan bu durumu bir birinin tam zıttı hikâyeler ile besler. Hikâyesi ne kadar kuvvetli ise inanması ve sahiplenmesi de o kadar kuvvetli oluyor. Bu hikâyelerin bir yerde takılıp kalmamasında en önemli etkenlerin başında dünyanın hızı geliyor. Bugünün yaşam biçiminde beklemeye, süreci yaşamaya yer yok. Sabırsız günlerden, tahammülsüz anlardan geçip gidiyoruz. Onun için her şeye sonuç odaklı bakıyoruz. Oysa bugünün belki de en büyük sorunu olan süreci yaşama ve ona odaklanmayı yani yola ve yolculuğa hak ettiği kıymeti veremiyoruz. Binaenaleyh bir yol hikâyemiz olamıyor. Olduğunu sandığımız ise sadece yanılsamalarımız, vehimlerimiz. Ki hakikati perdeleyen bu vehimler ile kararlar veriyor, sonuçlar devşiriyoruz.

Bauman’ın dediği gibi çağımız için tek kutsal “yanılsama”, kutsal olmayan ise “hakikat”tir. Hakikat ise yanılsamayı güçlendirmek için içi boşaltılmış, dışı biçim değiştirmiş ağırlığı ve değeri tahfif edilmiş bir kavramdır. Günümüzde her şey çabucak tüketildiği için kavramlar da tek kullanımlık olarak üretilmekte, ihtiyaç anında orta yere çıkartılıp kullanılmakta sonra da zihin çöplüğüne atılmaktadır. Sürekli yaşadığımız hayatı, içinde bulunduğumuz toplumu, dünyayı anlamaya çalışıyoruz belki de hepimiz farkındayız ancak işleyen çarkın büyüsüne o kadar kapılmışız ki artık bir şeyin değişeceğine dair bir inanç, irade taşımıyoruz. Hatta öyle bir ümidimiz olmadığı gibi işleyen çarkın içerisine girmeye de can atıyoruz. Bizim için önemli olan eylemlerimiz -yani bir bakıma seçimimize dayanan tercihlerimiz-bizleri tam olarak yansıtıyor mu? Ya da biz ne kadar eylemlerimiziz? Hayatımıza istikamet veren temel değer nedir?

İşte bütün bu soruların eşliğinde tekrar kendimize dışarıdan ve içerden baktığımızda gördüğümüz ben’imizle, görüldüğümüz ben’imiz örtüşüyor mu?  İşte muhatabını kaybetmiş soruların havada uçuştuğu bir yerde insan neyini kaybetmiştir. Cesaretini mi, özgüvenini mi?  Belki de tam olarak ihtiyaç duyduğu şey sağlam bir zeminin güvenilirliğidir. Ancak bu da o kadar abartılacak bir mesele değildir zamane için. Çünkü çokça kullandığımız gemi imgesi modern insanın yaşadığı hayata dair içerikten uzaktır. Bu bakımdan geminin yönlendirilmesi onu çok ilgilendirmemekte ve onun çözümüne dair bir zahmete ortak olmak istememektedir. Geminin netice itibari ile yüzmesi gerekmiyor bilakis yüzüyor olma duygusu yeterlidir. Bu çözüm olarak satın alınabilir bir şeydir. Çünkü bugünün dünyası bizlere çözüm ortaklıklarını, kurgu ajanslarını öneriyor.

Bu kadar yanılsamanın bizi kavradığını düşündüğümüz bu zaman diliminde etrafımıza şöyle bir göz gezdirdiğimiz de  “gerçek hayat” denilen şeyin ne olduğunu ve nerede olduğunu bilemiyoruz. Aradığımız gerçek ile bulduğumuz aynı mı onu da bilmiyoruz. Sadece orada bir yerde sahip olduğumuz bir “gerçeklik duygusu” ile yetinebiliriz. Algıladığımız kurgulanmış dünyaya bakarak hayatımızı somut olarak yaşadığımızı söyleyebiliriz ancak öyle bir kurgusal soyut dünyanın içerisinde somut olan nedir? Somut olan bize verilen gün aşırı dilaltı hızlı malumat hapları mı, yoksa her şeyi görüp en acı-sız- bir şekilde önümüze konan istikrar reçetesine bağımlı yaşamak mı? Akıp giden zamanın yönünü değiştirme iradesini kaybetmiş zamane için her yol sonuca çıkar. Süreçler ise edebiyatın, sanatın dünyasına bırakılır. Hangisi daha kurgusaldır? Okunan mı yaşanan mı? Hoşça bakın zatınıza…

TAŞ GEMİ

“toprağa yakın içim

kendimi bulduğum yerde

aniden bastıran bir yağmur gibi”

(Şakir KURTULMUŞ)

Not: Bu hafta güzel bir albüm var, Cenk Erdoğan’ın “Fermata” albümünü dinleyebilirsiniz. Perdesiz gitar virtüözünün solo çalışması…  Bir de bu ara dönüp dönüp dinlediğim Ahmet Kaya’nın, “beni bul anne” şarkısı var. İyi geliyor.

 

Bize Kadar:

1- Allah rahmet eylesin sevgili Murat Kolukısa ağabeyimiz hakkın rahmetine kavuştu. Cenab- Hak rahmetiyle muamele etsin. Cennetine koysun inşallah. Bu dünyadan tebessümünü, muhabbetini hatıra bırakarak bir güzel adam geçti. Bütün Kolukısa ailesinin başı sağ olsun. Allah sabr-ı cemil versin.

2- Hayat elimizden kayıp gidiyor. Bir daha ki sefere diye ertelenemeyecek kadar kıymetli elimizdeki zaman. Erteleme!

3- Güzel görmek için bir çift göz yetmez, güzel bir gönle de sahip olmak gerekir.

4- Güzel adamların hayatlarına bakın her bir çizgi her bir satır binlerce cevherden daha kıymetli yaşanmışlıklar, emekler, hayal kırıklıkları ama ümit, emek ve sürekli çabalar ile doludur.

5- Yine bir sonbahar ve bu da Mustafa Kutlu zamanı geldi demek. Yeni kitabı “Sevincini Bulmak” sahibini arıyor. Benden duyurması.

Dağarcık

“Güzelliğin duygulandırıcı yanı, her türlü eleştirel yargıyı bocalatır, analizi durdurur, işin içindeki farklı biçimleri belirli bir karışıklığa veya daha çok temel bir körleşmeye sürükler. Güzelliğin etkisi bir körleşme etkisidir. Ötede bir şeyler daha olmaktadır, bakılamayan şeyler.” (Lacan’dan tadımlık)

TEKKE

Çoktan beri asıl gayenin kendimizi bulmak veya vücuda getirmek olduğuna inanıyorum. Bu adamlar (Yahya Kemal, Baudelaire, Valéry, Proust, Gide) beni kendi hakikatlerime ve aslî yalanlarıma götürdüler. Çünkü belki de hakikî şahsiyet yoktur ve bizim benlik dediğimiz şey, ilk, yahut en büyük ibdâ ve ihtiraımız, bir kelime ile, masalımızdır. (Ahmet Hamdi Tanpınar’dan tadımlık)

 Bir Lahza:

“- Vücudumuzun isteği ruhumuzun da isteği değil mi? + Değil. Onu hayvanlar yapıyor. Nerde kaldı insanın farkı? - Bir farkı yok ki.” (Kosmos (2010)’tan)