En önemli ihtiyaçlarımızdan birisi de güvenliktir. Güvenliksiz bir toplumda barış, adalet, refah, huzur olmaz. Güvenlik ihtiyacımızın karşılanması için iman, ahlak ve nihayet hukuk/adalet şarttır. İmanın güzelliği, ahlakın güzelliğidir. Ahlak güzelleşince hukuk ihtiyacı azalır. Her birimize bir polis/bekçi veya güvenlik kamerası sağlansa; toplumun yarısı öteki yarısına gözcü olabilse, yine de ahlak yoksa güvenlik sağlanamaz. Korku, rüşvetle yanlışlıklar sürer.
Sevdiklerimiz, saydıklarımız, kamera karşısında, yalnız olmadığımızı hissettiğimizde ne kadar günah işleyebilir, ne kadar ahlaksızlık yapabiliriz? Hükümdarın huzurunda suç veya ahlaksızlık ne kadar mümkün?
Sahih iman ve güzel ahlaka hukuk gibi muhtacız. Eşsiz, özgün, üstün, evrensel, mükemmel ilahi hukuk olan “şeriat”ın tek başına yürürlükte olması bile adaleti sağlayamaz. Çünkü onu uygulayacaklarda iman ve ahlak yoksa onlar doğru teraziyle yanlış ölçer; adalet yerine zulüm dağıtırlar.
Bu nedenle “önce ahlak ve maneviyat” eğitimi şarttır. Laik hukuk ve eğitimle, “fulbright” eğitim sözleşmeleriyle, müfredatıyla iyi insan yetiştiremeyeceğimiz artık anlaşılmalı.
Nesillerimizi Batılılaşma uğruna israf ettiğimizin, zulmettiğimizin farkına varabilecek miyiz?
Kimliksiz, kişiliksiz, maneviyatsız, sorumsuz nesiller, geleceğimizi tehdit etmiyor mu?
Nesillerimizin geleceğini karartan, çalan yöneticilerin sorumluluğunu kimler taşıyabilir?
Deizm, LGBT, sevgisizlik, saygısızlık, bencillik, şiddet hangi eğitimin ürünü?
Çocuklarımıza “kimiz, dünyada ne işimiz var?” sorularının cevaplarını, sorumluluklarını öğretmeden onları “geleceğe?!” hazırlamak iddiasında/derdindeyiz...
Hukuk, ahlakımızı, amellerimizi, temel değerlerimizi korur. Ahlak olmadan adalet olmaz. Ukubat; ihlalleri önler, cezalandırır. Korku insandaki en güçlü duygulardandır. Bizi kuşatmış durumda.
Biz kendimizi değiştirmedikçe Rabbimiz bizi değiştirmiyor (Rad/11). “Önce ahlak!” Bizi kim, hangi kurum değiştirecek, nasıl?
Bu da eğitimle ilgili; “tasavvuf” da bunun için ortaya çıkmış.
“İman, İslam ve ihsan” (bilgisine/bilincine) ne kadar uzak ve muhtaç olduğumuzu bilebilsek; suçluluklar, ahlaksızlıklar sonlanır. Dünya yaşanabilir olur. Barış, güven, adalet, huzur, refah... Aranılan her şeye ulaşabiliriz. Biz Müslümanlar gayba inananlardanız, elhamdülillah. Bunun gereği gözlerimizle görmediğimiz varlıklara da, gördüklerimiz gibi inanıyoruz.
Cibril hadisinde Efendimiz (s.a.v.) “ihsan”ı, “Sen Allah-u Teala’yı görüyormuşsun gibi O’na kulluk etmendir. Sen O’nu göremiyorsan da O (c.c.) seni görüyor” şeklinde tanımlıyor. O’na (c.c.) kulluk; O’nun rızasına, iradesine, emir ve yasaklarına uyarak bir hayat sürdürmektir. Başka bir ifadeyle, Son Elçisi’nin (s.a.v.) örnekliğinde, izinde yaşamak çabası içinde olmaktır. Tüm ibadetlerin, işlerin güzel yapılması da ihsanla ilgili.
Muhsinler topluluğunda herkes hayırda, iyilikte yardımlaşır, yarışırlar, isyanda değil. Güvenlikle ilgili zorunlu giderler (polis, bekçi, güvenlik kamerası, kilit, silah...) azalır. Güvenlikle birlikte adalet, huzur, refah da artar. Dünya yaşanabilir olur. Düşmanlıklar azalınca sevgi güçlenir; tefrika, çatışma, bölünme tehlikeleri de kalkar. Dağlar bağ olur. Barış, kardeşlik olur... Bunun hem manevi, hem de maddi faydalarının boyutları hesaba da sığmaz. Büyüme, kalkınma, izzet buluruz. Böylece yeni adil bir dünya için öncülük edebiliriz. Evimizin içi düzene kavuşmadan, ülkemizde, yeryüzünde düzen ne kadar mümkün olur? Muhsinlere emirlerle, baskılarla bile suç işletilebilir mi? Hikmetin başı Allah korkusudur.