Yaşadığımız dönemde eğitim ve sağlık alanında birtakım terimler, uzmanları tarafından sıklıkla kullanılmaktadır. Bu terimlerin amacı, bir eylemi ya da durumu, bütün boyutlarıyla tanımlayabilmektir. Terimin bir kelimeyle ve kısa lafızlarla ifade edilebilmesi oldukça önemlidir. Terim olarak seçilen kelime, bir başka ilim dalının alanındaki bir kavramla benzeşmemelidir ya da karıştırılma ihtimali olmamalıdır. Bunun yanı sıra terimin kapsamlı bir tanımının da yapılabilmesi gerekir. Kendi alanına giren her şeyi kapsaması ve kendisi dışında kalması gereken her şeyi de kapsamı dışında bırakmalıdır. Bir tarifi yapılmalıdır. Klasik usulümüze göre bu tarif, efradını cami, ağyarına mâni bulunmalıdır.

Günümüzde İsrailoğulları ile ilgili sahip olduğumuz bilgi birikiminin ve özelde Kur’an’daki uyarıların bizim zihnimizde bir tanım ve bu tanıma bağlı bir refleks ve bilinç düzeyi oluşturması beklenirdi. Ama böyle olmadı. Kur’an’da İsrailoğullarına dair anlatıların ve ikazların Müslüman beyinlerde oluşturması gereken şuur, refleks ve teyakkuz hali yerini, hasbara propagandalarının iğdiş etmiş olduğu bir zihniyete bıraktı. Bundan sonra yeni bir terimi kullanmanın zamanı geldi: Yahudi’ye kanma hazır bulunuşluluğu!

Hazır bulunmak, hazır olda olmak!

İlim adamları hazır bulunuşluğu, insanoğlunun herhangi bir işi, eylemi ya da ameli yapmak için bilişsel, duyuşsal, sosyal ve psikomotor anlamda hazır olma durumu olarak tarif etmektedirler.[1] Yapacağı işte hazır bulunuşluluğu olmayan, başarılı olamaz. İnsanın yapacağı eylemin “oruç tutmak” şeklinde bir ibadet, tedavi amacıyla doktora gitmek ya da ilkokula başlamak olması arasında fark yoktur. Biz orucu ele alalım. Ramazan ayının hangi gün başlayacağını bilmek, iftar saati diye bir zamana kadar aç ve susuz durulması gerektiğini bilmek, bilişsel hazır olmadır. Sevap kazanacağına ve orucun gerekliliğine inanacak şekilde güdülenmişse duyuşsal hazır bulunuşluluğu tamamdır. Ramazan günü seferi ya da hasta olmasına rağmen bir sokakta yemek yemenin ayıp olduğunu büyüklerinden öğrenmişse, sosyal hazır bulunuşluluğu yerindedir. Akşama kadar aç ve susuz durabilecek bünyeye sahipse yani sağlıklıysa psikomotor hazır bulunuşluluğu tamamdır. Bu bilgileri uzun uzadıya yazmamızın nedeni, eğitim bilimleri dersi vermek olmadığı aşikâr! Amacımız Yahudi ile olan savaşımızda hazır bulunuşluluk düzeyimizin ne olduğunu analiz etmektedir. Hatta bu tespitten daha mühimi, Yahudi’nin oyunları karşısında -maalesef- aldatılma hazır bulunuşluluğumuzun ne düzeyde olduğunu tespit etmektir.

Hazır tutulmak ve hazırlık eğitimi

Yahudilerin Hz. Peygamber döneminde toplumsal kaos ve çatışma oluşturmak için tarihte yaşanmış hadiseleri gündeme getirdiği bilinmektedir. Bu amaçla zaman zaman Müslümanların iki boyu olan Evs ile Hazreclilerin, göçmen Mekkelilerle çatışmasını temin etmek için İslam öncesi iç çatışmaları hatırlattıkları vakidir. Öte yandan Müslüman ahalinin Hz. Peygamber’e ve İslam’a olan bağlılığını sarsmak için Hz. Peygamber’in ganimeti zimmetine geçirdiği propagandası yapabilmişlerdir. Fikri bağlılığı sarsmak için pek çok sistematik propaganda yöntemi denemişlerdir. Bunlardan birisi şöyledir. Bazı hahamlar sabah Müslüman olduğunu açıklar ve camiye gelirdi. Herkese “Tevrat’ta anlatılan son kurtarıcının ve İncil’de geçen Gerçeğin Ruhu’nun Hz. Peygamber olduğunu ve bu gerçeği görerek iman ettiklerini” açıklarlardı. Ancak akşamüzeri herkesin ortasında “yanlış bir bilgi yüzünden hata ettiklerini” açıklar ve İslam’dan çıktıklarını ilan ederlerdi. Bu ikili davranışın amacı, insanları tereddüde düşürmek ve İslam’dan çıkıp şirke dönmelerini sağlamaktı (Al-i İmran 3/72). Görüldüğü gibi toplumu, gösterecekleri hedefe doğru hazır hale getirirlerdi. Acaba yaşadığımız dönemde hazır tutulma ve hazır olda bulunma şeklindeki hasbara sistemine maruz kalıyor muyuz? Misalleriyle anlatalım.

Endülüs’ten Yahudi koruma hazır bulunuşluluğu çıkartmak!

Müslümanların Endülüslü Yahudileri katliamdan kurtardığı üzerine yüzyıllardır süregelen bir propagandanın amacı, Endülüslüleri ölüme terk eden Müslümanların merhametini mi göstermektir, yoksa Müslümanların Yahudilere operasyon düzenleme potansiyelini dizginlemek midir? Sorunun soruluşu şekli, cevabının da makullüğünü ve gerçekçiliğini yansıtmaktadır. Maira Rosa Menocal’ın Dünyanın İncisi Endülüs kitabını okuduğunuzda Müslümanların Yahudilere olan merhameti karşısında gözlerinizi yaşartan tasvirlerle karşılaşırsınız. Endülüs anlatıla anlatıla bitmez. Muhterem okuyucumuzun kitabın güzelliği ve Müslümanların şanlı tarihine yaptığı övgü karşısında benim gibi gözyaşlarını tutamayacağını biliyorum. Ancak kitabın sonuna geldiğimizde birdenbire bir hasbara işgaliyle zihninizin dumura uğratıldığını fark etmezseniz büyük bir Yahudi’ye kanma ve aldatılma oyununa alet olursunuz. Çünkü başından beri Yahudi’ye kanma hazır bulunuşluluğu sistemli şekilde hazırlanmıştır. Buna göre “Müslümanlar çok merhametliydi ve Endülüslü Yahudileri ölümden kurtardı. Hâlâ Müslümanlardan merhamet beklenir!” Tamamen manipülasyon olan olayı inceleyelim:

Menocal’in Endülüs’ün sonuna bağladığı hikâye, benim çocukluğumda unutamadığım bir hadiseyle başlıyor. 1992 yılında henüz küçük bir çocukken Saraybosna yazma eserler kütüphanesindeki binlerce nadir el yazması kitabın ve evrakın Sırplar tarafından kasıtlı olarak cayır cayır yakıldığını izlemiştim. Galiba bu yangın yazma eserleri koruma duygusu şeklinde içimde büyüyen akademik duyarlılığımın nedenlerinden birisidir. Ben bu yangını kalbim parçalanarak izlerken Siyonistler bir hikâye yazıyormuş! Tesadüfe bakın! 25 Ağustos 1992’de Sırplar Bosna’daki el yazması kütüphaneyi yakarken kütüphanedeki bir Müslüman, o kadar eser arasından bir İbranice metni yanına alıp saklar. Altını çizelim: “Bir Müslüman ve İbranice metin”. Tesadüfler devam ediyor. Meğerse bu kitap, Nazi katliamından bir Müslüman tarafından kurtarılıp Saraybosna’daki kütüphaneye bağışlanmış! Kosova katliamından kaçan mülteciler arasındaki Müslüman kadın (!) babasından kalan ama ne olduğunu bilmediği bu İbranice evrakı, Kosova’da yardım faaliyeti yürüten Yahudilere göstermeyi gerekli görmüş. Yahudiler hemen kadını İsrail’e götürmüş ve devlet nişanı vermişler. Birden ortaya çıkmış ki; meğer bu kadının Müslüman babası, Nazi soykırımında Yahudileri evinde saklamış! Ne kadar güzel bir hikâye! Yahudi’ye kanma hazır bulunuşluluğu parça parça hazırlanıyor.

İkinci hikâyeyi anlatmak yerine hatırlatmayı yeterli görüyorum. 14 Aralık 2025'te Avustralya'nın Sidney kentindeki Bondi Plajı'nda, Siyonist Chabad Terör Örgütü Bondi Plajı oyun alanında Hanuka safsatası tertiplemişti. Buraya taarruz eden bir baba ve oğulun Yahudileri öldürmemesi için bir adam kendini feda etti. Sonrasını ilk hikâyeyle birleştirelim: Dünyanın kahraman dediği adam, Suriyeli bir Müslümanmış (!) Üstelik adı Ahmed Ahmed! Yahudiler ölmesin diye kendini feda eden biri! Bugünün Endülüs’ü olan Gazze’deki Müslümanları kurtarmak yerine Yahudileri kurtarmak için Endülüs’e gemiler çıkaran tarih propagandasına benzerliğiyle dikkat çekiyor. Pek çok Müslüman, propagandanın tatlı aldatılmışlığına kapılarak Müslümanların merhametini vurguladı. İslam’ın teröre karşı olduğu söylemi aldı başını yürüdü. Saldırının Tel Aviv’den planlandığını ilan edenden tutun da din ve ibadet özgürlüğünden dem vuranlara kadar herkes Ahmed’in yanında yer aldı. Sonra ne oldu? Suriyeli Ahmed, Chabad ayininde görüldü. Kolu sargılıydı ama başında Yahudilerin taktığı kipa vardı. Kemal-i edeple ayinler yapıyor ve Yahudilerle sarmaş dolaş poz veriyordu. Siyonistler kendilerinden birini, Müslümanları aldatmak için Ahmed Ahmed adıyla piyasaya sürmüştü. Saraybosna kütüphanesindeki kâğıt, bu defa canlıydı. Çünkü Tolstoy’u okuyarak entelektüel düzey kazandığını düşünen herkes yazarın betimlediği Yahudi tiplemesini unutmuştu. Yahudi’ye kanma hazır bulunuşluluğu meyvesini vermişti.

[1] Elif Erdoğan-Nezihe Tüfekci, “Hazırbulunuşluğa Dair Kavramsal Bir İnceleme”, 2023.