Belli şartlarla maske zorunluluğu ve HES uygulaması kalktı. İyi de oldu. Ancak, yapılan açıklama bu tedbirlere niçin ihtiyaç kalmadığını izah etmeye yetmedi. Başkalarını tatmin etmiş olabilir ama bana yeterli gelmedi. Kaldı ki, söz konusu tedbirlere başından beri uymak konusunda hassas davrandım, savundum. Bunun için de bazılarının eleştirisine maruz kaldım. Özellikle aşılanma konusunda bazı okuyucularımın sert tepkilerine maruz kaldım. Hâlbuki kimseyi zorlamadım, çünkü insan hayatı ile ilgili bir zorunluluktu. Gerekiyorsa bunu yapması gerekenler yönetici makamında olanlardı. Bu bakımdan kendimce tedbirlere uymaya çalıştım. Aşılanma konusunda da bugüne kadar bir tereddüdüm olmadı. Sonuç olarak üçüncü aşımı da oldum. Bundan sonraki aşılar konusunda netlik olmadığı için netleşmesini bekliyorum.
Sayın Bakan 2 Mart Çarşamba günü Bilim Kurulu Toplantısı’nın ardından yaptığı açıklama ile, açık havada maske zorunluluğunun kaldırıldığını, havalandırması iyi kapalı ortamlarda mesafe kuralına uyularak maskenin çıkarılabileceğini, belirti olmayanlardan test istenmeyeceğini, artık iki vaka çıktığında sınıfların kapatılmayacağını söyledi. Elbette, bu işin uzmanı kimselerin bir araya gelerek yaptıkları değerlendirmenin arkasından alınan bu kararların doğru ya da yanlışlığını tartışmak ve buna bir izah getirmek bana düşmez. Ancak Bilim Kurulu Toplantısı’ndan bir gün önceki (01 Mart Salı) açıklanan rakamlara göre vaka sayısı 59 bin 885, vefat sayısı 203, Bilim Kurulu Toplantısı’nın yapıldığı ve Sayın Bakan’ın alınan kararları açıkladığı günkü vaka sayısı 56 bin 780, vefat edenlerin sayısı ise 189 idi. Bu rakamlardan benim anladığım, iki senedir yakamızı bırakmayan virüs insanlarımızı hasta etmeyi sürdürüyor. Hem de tespit edilen vaka sayıları öyle yok sayılabilecek bir noktada değil. İki gün boyunca açıklanan bu rakamlar bir Avrupa ülkesinde ortaya çıktığında bizde haberlerde söz konusu rakamların rekor olduğu vurgulanıyor. Bunun ötesinde söz gelimi salgının ilk çıktığı Çin’in Vuhan kentinde arada bir birkaç vaka tespit edildiğinde şehrin bütün insanları aşılamadan geçiriliyor, hemen hepsi karantinaya alınıyor. Bunun ötesinde pek çok ülkede salgından hayatını kaybedenlerin sayısının bırakın iki yüzlere ulaşmasını onlarla ifade edilirken bile salgınla mücadelede olağanüstü yollara başvuruluyor.
İki yıldır salgın tüm dünyayı tehdit ettiği gibi bizde de aylarca insanlar evlerine hapsedildi, dışarı çıkma izni geldiğinde özellikle pek çok yaşlı yürümeyi bile unutmuşlardı. Kısacası, salgın ile mücadeleye uyulmasını sağlamak için sık sık toplum uyarılıyor, buna karşılık bir grup maske takmaya ve aşı olmaya karşı her fırsatta kampanya yürütüyordu. Kimin haklı olduğu üzerinde duracak değilim. Ancak bu işin uzmanları toplumun açıklanan tedbirlere uymasını sağlamak için her fırsatta işin ciddiyetine dikkat çekiyorlardı. Sonuç olarak tüm bu çabalara ve sıkı tedbirlere rağmen salgın uzun süre sahip olduğu yaygınlığa geldiği bir noktada özelikle maske konusunda gevşeme, HES uygulamasının kaldırılması çeşitli soruları akla getiriyor. Söz gelimi virüs tamamen yapı değiştirdi, tehlikeli olmaktan çıktı mı? Böyle bir durum var ise vaka sayıları niçin hâlâ 55-60 binlerde seyrediyor? Vefatlar ise 200’lerde. Acaba, böyle bir salgında günde 200 kişinin hayatını kaybetmesi normal bir durum mu? Eğer normal ise niçin iki senedir toplumu yakınlarının cenazesini bile defnetmeye göndermediniz? Şahsen uzun yıllardır tanığım dostlarımın cenazesini kaldırmada görev yapamadım. Çünkü benim yaşlarda olanlar her gün uzmanlarca birkaç kez öldürülüyorlar. Sonuç olarak yapılan açıklama toplumda var olan rahatlığı biraz daha gevşetecektir ama sayılarda bu sebeple bir artış söz konusu olduğunda bunun sorumlusu kimler olacaktır? Sözün özü virüsü teslim alarak etkisiz hale mi getirdik? Böyle bir durum varsa bunun da toplumla paylaşılması gerekmez mi?