Çanakkale’den bir sahne anlatılır, bilirsiniz. Cephede şehit düşen arkadaşının yerine birazdan geçecek olan asker de, dakikalar belki de saniyeler sonra şehit olacağını bile bile bayrağı devralmaktan geri durmaz. Yeter ki vatana, namusa, mabede namahrem eli değmesin der de başka bir şey demez. Hayatı ile vatanı arasında bir tercih yapmak durumunda kaldığında, tereddütsüz o iki kelime dudaklarının arasından ok gibi fırlar. “Vatan Sağolsun!”
4 Nisan 1953. Dumlupınar Denizaltısı gece saat 02.00 sularında Çanakkale-Naraburnu açıklarında İsveç bandıralı bir gemi ile çarpışır. Kazanın ardından dibe batan denizaltının kıç torpido bölümündeki 22 denizcimiz hayatta kalabilmiştir. Denizin yüzeyindeki denizaltı battı şamandırası sayesinde gemidekilerle iletişime geçilir. Onlarla ilk irtibat sağlandığında söylenen “Oğlum merak etmeyin... Sizi kurtaracağız... ‹› cümlesi olur. Çalışmalar başlar. Dalgıçlar 80 metreye kadar iner ama bir türlü Dumlupınar’a ulaşamazlar. Kurtarma halatlarını denizaltıya bağlayamaz ve baygın şekilde yüzeye çıkmak zorunda kalırlar. Bu süreçte kıç torpidoya sıkışmış askerlerimizin odadaki oksijeni olabildiğince tasarruflu kullanmaları için sigara içmemeleri, hatta konuşmamaları telkin edilir. Aradan 72 saat geçip de kurtarılamayacakları anlaşıldığında ve yapacak bir şeyin kalmadığı belirdiğinde, kendilerine sigara içmek dâhil her şeyin serbest olduğu söylenir. Bunun ne anlama geldiğini bilen 22 denizcimizin telefondaki son sözleri de Çanakkale’deki gibidir; “Vatan Sağolsun”
15 Temmuz kalkışmasında Ömer Halisdemir, komutanından aldığı emir ve helalleşmenin ardından, darbecilerin Özel Kuvvetler Komutanlığı’nı ele geçirmelerini engeller ve şehadet şerbetini içer. Ciğerparesini vatana feda eden baba o vakur duruşuyla, aynı önceki örneklerde olduğu gibi evladının gidişini aynı şekilde karşılar; “Vatan Sağolsun”
Yine 15 Temmuz’da Batmanlı Mehmet Emin Ertaş kardeşim ayağından kurşunlanmıştı. Ziyaretine gittiğimizde, “Bizde vatan denince akan sular durur. Bizim gidecek başka bir yerimiz mi var?” cümlelerinin de aynı ruh kökünden geldiği ortadadır ve bu ifadeler de aynı kapıya çıkar; “Vatan Sağolsun”
Bütün bu örnekleri vermeye neden ihtiyaç duydum? Yüzlerce yıldan beri bizi bu coğrafyaya bu ruh ve anlayış bağladı. İnişler ve çıkışlarla süregelen tarihin akışı içinde bazen hızlı bazen yavaş ama sonuçta daima ileri doğru adım attık. Bütün oyun ve tezgâhlara rağmen farklılıklarımızı düşmanlık sebebi saymadan yolumuza devam ettik. Yeri geldi omuz omuza düşmana göğüslerimizi siper ettik. Yeri geldi el ele tutuşup halaylarla, horonlarla sevinçlerimizi paylaştık.
Son yıllarda üzülerek müşahede ediyorum ki, bir yerlerde yanlış giden bir şeyler var. Önceliklerimiz değişmeye başladı. Partilerimiz, STK’larımız, elimize geçirdiğimiz imkânlar, ilelebet oturacağımızı zannettiğimiz koltuklar, makamlar, mevkiler, altımızdaki son model arabalar, kullandığımız aksesuarlar hayata bakışımızı iyice ele geçirmiş durumda. Vatan Sağolsun diye diye bu toprakları bize emanet edenler, “Bizden sonra tufan” deselerdi, bugün buralarda olabilir miydik? Hayır! Öyleyse üç kuruşluk dünya menfaatleri için emanete sahip çıkmada acziyet göstermeyelim. İnsanlarımızın arasına duvarlar örmeyelim. Kamplara ayırarak en büyük kötülüğü yapmayalım. Helal olan 4’ün, haram olan 5’ten büyük olduğunu unutmayalım. Bu coğrafya umudun adıdır, bu beklentiye halel getirmeyelim.