Bir yandan savaşlar, çatışmalar, koalisyonlar, zirveler, haritalar, hesaplar ve küçük devletleşmeler sürüp giderken diğer yandan da sömürgeler, şirketler, emperyal amaçlar, tüketim, sosyal ve ekonomik çatışmalar çeşitli analizlere tabi tutuluyor. Hatta bu analizler çoğu zaman gelenek ve modernizm, modernizm ve postmodernizm bağlamında tartışılıp duruyor. Güncel konuların yorumlandığı; siyasete, ekonomiye ve uluslararası ilişkilere atıfta bulunulduğu ve her şeyin hangi etki merkezine yakın olunursa daha hayırlı olacağını halka açık etme ya da genel bir yön verme girişimi sürüp gidiyor. Tabi bu süreçte en önemli kelime olarak “evrensellik” karşımıza çıkıyor. Dünyanın kanamalı görülen bölgelerine karşı evrensel ve müdahaleci bir yaklaşımla hareket eden “koalisyon” güçleri evrensel değerler adına bütün bu müdahaleleri yaptıkları konusunda dünyanın geneli ile anlaşmış görünüyorlar.
Özellikle son yıllarda esen “Arap Baharı” nın yıkıntılarından acılar halen daha yükselirken, Afganistan’dan Irak’a, Mali’den Libya’ya ve Suriye’ye varana kadar birçok yer bu yaklaşımın yıkıcı sonuçları ile mücadele ediyor. Bir yandan yıkarken diğer yandan da Anayasa’lar, insan hakları, demokrasi ve birçok argümanla oluşturulan meşruiyet ile “haklı”lık payesini almak istiyorlar. Bugün dinler, kültürler modern dünya karşısında sürekli olarak açığa düşürülüyor. Bir yandan dinin hayatın çok merkezinde yer aldığı algısı yayılırken diğer yandan din etki ve yaptırım gücünden soyutlanarak yine modern dünyanın bir tüketim nesnesi haline geliyor. Yerel bir motif haline indirgenen din sadece bir takım ahlaki öğretiler ve sosyal hayata müdahalesi olmayan bir takım ibadet pratikleri ile kendini gösterebiliyor. Bilakis din algısı geçmiş ve gelecek arasında gönderme noktaları ile ya nostaljinin bir parçası haline getiriliyor ya da popüler tüketim biçimlerinin biri ile benzeştirilerek modern-seküler dünyanın içine yerleştiriliyor.
Bu bakımdan ne tarihe ne de geleceğe bir etki imkânı kalmıyor. Bir yandan eskiye duyulan özlem yoğunlaştırılırken diğer taraftan da yenilenme arayışları iştahları kabartıyor. Ulus-Devlet ve etnisitelerin ön plana çıkartıldığı bu nokta itibari ile Müslüman toplumların ortak hissiyatları, eylem bütünlükleri yerelliklerin içinde yok ediliyor. Milliyetçilik ve kimlik meselelerinin ön plana çıkartılmış olması yarayı daha da derin hale getirmektedir. Bu yüzden ulusal menfaatler, her türlü olumlu, insani adımı yok ediyor. Daha çok kullanılmaya ve sömürülmeye açık hale getiriyor. Bugünün dünyasının oluşturduğu kurgu insanın gerçekliğini yok ederken, toplumsal bütünlüğü de parçalıyor. Bugün dünya düzeninin öne sürdüğü kavramların hiçbirisi düzeni inşa edenleri bağlamıyor. Zaten bu icat edilen bütün kavram ve kurumlar ‘az gelişmişleri’ geliştirmeye yöneliktir. Bundan dolayı da hiçbir zaman tam bir tekâmül gerçekleşmez. Çünkü ‘az gelişmiş’ kalıbı içerisindeki en fazla ‘gelişmekte olana’ geçebilir.
Bireyin yalnızlığı ve çaresizliği, toplumun parçalanmışlığı ve kutuplaştırılması ile devletlerin güdümlü, bağımlı hale getirilmesi neticesinde ortaya çıkan ah, gözyaşı sadece muhatabını etkiliyor. Bir müddet sonra alışkanlık haline geldiğinde ise her şeyden vazgeçmiş oluyor. Bugün bir karar vermek mecburiyeti doğmuştur. Ya durumu bu haliyle kabul edip günün ve geleceğin elden kayıp gitmesine göz yumulacak ya da insanlığa huzur ve barış getirecek gerçek hak anlayışının yaşanabilirliği ortaya konulacak; insanlığın istifadesine sunulacak. Netice itibari ile içinden geçilen zaman büyük mesuliyetleri de beraberinde taşımaktadır. Nitekim zaman ölmüyor sadece çok hızlı geçip gidiyor. Belki “bir gün” olmayacak çünkü o gün gelmeyebilir ve belki de o gün bu gündür. O halde bugün değilse başka ne zaman?
TAŞ GEMİ
“Herkesin derdinden pay isterken.
Uzak kaderlerin suları çağlar simdi
Yıldızlar dökülür sonsuza içimizden.”
(Turgut UYAR/ Uzak Kaderler İçin)
Not: “Ne yaptıysam hep istediğimden farklı oldu, nasıl açıklamalı?/Yıllar geçtikçe alışırım diye düşünmüştüm ama birini değiştirmeye çalışmak ne kadar yararsız; önemsemek, istemediğin halde birinin seni düzeltmeye çalışması.” Bir şarkı sizi götürür sözlerine dalarsınız geri getirir. Bu hafta MelinaAslanıdou’ dan, “Prigkipessa/Prenses”i dinliyoruz.
Not: AGD İzmir Eski Üniversite Başkanı Veysel Öztürk’ün muhtereme eşi, hakkın rahmetine kavuşmuş. Allah rahmet eylesin makamını cennet eylesin. Kardeşime de sabırlar ihsan etsin.
Not: AGD Üniversiteler Başkanı Ömer Faruk Yazıcı’nın bir kız çocuğu dünyaya gelmiş, göz aydınlığı olsun. Kademli, bahtlı ve hayırlı evlat olsun.
Bize Kadar:
1- Ramazan tüm yaralarımızı, maddi ve manevi planda iyi etmeye vesile olsun. Bütün bir ay boyunca nargile kafelerinden, kafelerden, saçma sapan STK iftarlarından, bir yaraya merhem olmayan televizyon programlarından, hoca görünümlü ucube şovmenlerden uzak Allah’a yakın bir Ramazan idrak etmeyi diliyorum.
2- Teravih devamlı zindelik verir, okumak kalbin kirini alır. Kur’an ister yüzüne ister meali ile ama muhakkak okunmalı ki sadrımız genişlesin.
3- Büyüklere hürmet, küçüklere sevgi ve şefkat birbirimize karşı itinalı olacağımız bir Ramazan diliyorum. Allah Kadir gecesine ve Bayrama ulaştırsın. Ramazan hayırlı ve bereketli olsun. Agâh olmaya vesile olsun. Âmin.
4- Bu hafta kitap tavsiyemiz Remzi Çetinkaya’dan. Remzi, “Ciğerimi deldi geçti bu adam” diye kitaba not düşmüş. Hasan Ali Toptaş’ın, “Kuşlar Yasına Gider” isimli kitabı ‘Selis Yayınları’ndan.
5- Bu hafta ilginç bir film ile karşılaştım. 6. his filminin yönetmeni M. NightShyamalan’ın 2016 yapımı Split/Parçalanmış filmi. Film ele aldığı konu itibariyle dikkate değer. Alt metinlere dikkat! İyi seyirler.
Dağarcık
“Adaletli ve bütün durumlarda doğru hükümlü ol. Kızgınlık, sana iyilikleri unutturmasın. Rıza gözünü kötülüklerden kapama. Düşmanlık seni iyilikleri unutmaya sevk etmesin. Nefsinin ya da insanlardan en yakının aleyhinde ve acı da olsa doğru/hakkı söyle.” (Hasan El-Benna’dan tadımlık)
TEKKE
“Bir ağacın ölümü, büyük bir mimari eserinin kaybı gibi bir şeydir. Ne çare ki biz bir asırdan beri, hatta biraz daha fazla ikisine de alıştık. Gözümüzün önünde şaheserler birbiri ardınca suya düşen kaya tuzu gibi eriyor.” (Beş şehir’den tadımlık)
Bir Lahza:
“Her şey kirletiliyor, temizlenmemek üzere...” (Yume / Akira Kurosawa, 1990)