Gazetemizin 50. kuruluş yılı vesilesiyle kutlama programları devam ediyor. 25 Haziran’da Van’da idik. Van’a en son 1990’da bir araştırma için gitmiştim. Yaptığımız geniş araştırma sonradan “Güneydoğu Üzerine Oynanan Oyunlar ve Bediüzzaman’ın Mesajı” ismiyle kitaplaştı. Yaklaşık 32 yıl sonra tekrar Van’a gidecektim. Van, çok sevdiğim beldelerden biri. Bu sevgide hem iki dünürümün Vanlı olması dolayısıyla Van’la akraba olmamızın ve bu beldenin “mazlum” oluşunun da payı var. Van, Birinci Dünya Savaşı sırasında Rus işgaline mâruz kalmış. O üç yıllık esaret devresinde Ruslar ve Ermeniler şehirdeki Müslümanlara dehşetli zulümler yapmışlar. 23 bin Müslüman’ı hunharca katletmişler. Van’ın Müslüman mahallelerini baştan başa yakmışlar. Van Valisi Cevdet Bey’in 14 Mayıs 1915’te şehirdeki Müslümanların boşaltılması emrinden sonra şehirden göç başlamış. Dünürüm Davut Delil anlatmıştı. Ninesi o sıralar çocuk olan babası ile halasını alarak göç etmiş. Siverek’e gelmişler. “Gâvur geldi. Biz de hicret ettik” demişler. Kimse inanmamış. Koca Osmanlı Devleti dururken gâvur nasıl gelirmiş?... Sonradan Fransızlar Urfa’ya gelince inanmışlar.

İşte o savaş yıllarında Van Kalesi’nin eteğindeki Horhor Medresesi’nde 500 talebe yetiştiren Bediüzzaman, bu talebeleri ve sivil halktan iki bin civarında gönüllü ile cepheye koşmuş. “Gönüllü Alay Kumandanı” olarak Ruslara ve Ermeni çetelerine karşı şanlı bir mücadele vermiş. Bu mücadele esnasında 498 talebesi şehit düşmüş, kendisi de yaralı olarak Ruslar tarafından esir alınmış.

İşte böylesine hatıraların olduğu Van’a yıllar sonra tekrar gidecektim. Gaziantep’ten Van’a gidiş 12 saat. Bir saat de bizim evden otogara gidişi sayarsak 13 saatlik bir yolculuk. Cuma günü akşam 20.30’da bindim. Ertesi günü (Cumartesi) sabah 8.30’da Van’da idim. Gazetemizi anma programı saat 14’te idi. Aynı gün saat 19 otobüsü ile yola çıktım. Ertesi günü Pazar sabahı saat 07’de memlekette idim. Toplam 26 saat kesintisiz sayılabilecek bir yolculuk… Giderken hiç uyumamıştım. Dönüşte ise az-buçuk kestirdim. Otobüsümüz belediye otobüsü gibi sık sık durmakta, yolda yolcu görürse almakta idi. Maddî kazanç için yaptığı bu gayreti maalesef namaz vakitleri için göstermedi. Giderken de, gelirken de sabah namazlarımızı neredeyse yiyeceklerdi.

Program önceden yapılmıştı ve benim konuşma sürem 15 dakika idi. Peki bu kadarcık zaman konuşmak için toplamda 26 saatlik yolculuk, uykusuzluk, yorgunluk değer miydi? Bin kere değer… Hani bir söz var; “Gönül ne kahve ister, ne kahvehane… Gönül sohbet ister, kahve bahane” diye… Bizimkisi ise o hesap, aslolan değerli okuyucularımızla buluşmak. “Marifet iltifata tâbidir, müşterisiz meta zayidir” diye bir söz var. Bu değerli, fedakâr okuyucular olmazsa yazdıklarımızın ve çıkarılan mevkutenin ne ehemmiyeti kalır.
Sevgili Peygamberimizin (asm) birçok hadis-i şerifi var. Allah rızası için sevdiği bir mü’min dostunu ziyarete gideni Rabbimiz affedip cennetine koyma müjdesi vermiş. Melek bunu o şahsa haber vermekte. Yine bir başka hadis-i şerifte haşir meydanında Arş’ın gölgesi altında bulunacak olan 8 sınıf insandan bir grup da “Allah için birbirini sevenler”dir.

Rabbim mü’minleri birbiriyle kardeş eylemiş. Araya “sevgi bağı” koymuş. Bunu bir kere daha gördük. Vanlı değerli okurlarımızla bir araya geldiğimizde sanki kırk yıldır tanışıyormuşuz gibi aramızda bir samimiyet ve muhabbet havası oluştu. Mustafa Kurdaş ve Necmettin Çalışkan Beylerle en son Adana, Kilis ve Gaziantep’teki programlar vesilesi ile görüşmüştük. Aradan aylar geçmişti. Muhabbetle kucaklaştık. Söz buraya gelmişken, meşhur bir havayolu şirketinin Mustafa Kurdaş Bey’e ve bütün yolcularına karşı sergilediği ayıp bir davranışa şâhit olduk. Van- İstanbul seferini iptal etmişler. Bir açıklama yok, özür dileme yok. Bu vatandaşlar nasıl gidecek, nerede kalacak, düşünen yok. “Başınızın çaresine bakın!” demek istiyorlar. Bu nasıl anlayış! Bu nasıl hizmet!.. Bu yapılana sadece “ayıp” demek kâfi mi?..

Biz Van’da kısa müddet kalmamıza rağmen mânevî gıdamızı almıştık. Özay İlhan, Ayhan Gülmez ve İdris Aksola Beylerin şahsında Van’daki bütün okurlarımıza çok teşekkür ederiz. “Bunu saymayız” dediler. Haklılar. Biz de bu kısa seyahati saymıyoruz. İnşeAllah en yakın zamanda geniş geniş görüşürüz.