Gözlerin görmediği, gönüllerin hayal edemediği cenneti, Hz. Âdemin gözleriyle gördükten sonra yeryüzüne indirilen insanoğlu, hala o cennetin güzelliğini aramaktadır.
Sanatkâr, beş duyusuyla algıladıklarını içinde harman ettikten ve iç dünyasında tarifini yapamadığı cennet güzelliğinden de katkıda bulunduktan sonra yalnız kendine özel ruh kalıbına döktüğü güzellikleri, elleriyle insanlara sunduğunda, bütün eller onu alkışlarken o, dünyalardan daha geniş gönül ülkesinde yeni bir güzellik avlamak için gönül dağının doruklarına tırmanmaya başlar.
Alkışları duymaz O.
Cennet ırmağının şelale sesinden, Tuba ağacının çiçeklerinden, renk, çizgi ve ses yakalamaya çalışır.
Sanat, cenneti arama işidir.
Sanatçı, cenneti arayanlar kervanına katılandır.
Dünya, karanlık bir perde gibi girmiş cennetle bizim aramıza. Cennet arayıcılarının kulakları ilham bekliyor. Gözlerini yumduklarında hayalhanelerinde, dünya perdesini delip arka tarafta gördüklerini bize sanat aynasında sunuveriyorlar.
Sanatçıyı yücelten, ötelerin ötesinden gelen ilhamdır.
İçimize doğan her şeyin ilham olduğunu kabul edenler ve hemen o gönül rahminde meydana geleni elle, dille doğurup insanlığa sunmada acele edenler çoğu zaman yanılmışlardır.
Çünkü içimize doğan bazı şeyler, şeytanın vesvesesidir.
İlhamla vesveseyi ayırt etmede en sağlam ölçümüz, kendisinde hiç şüphe olmayan, şeytanın zerre kadar katkısı bulunmayan, Cebrail aracılığıyla peygamberimize indirilen Kur an-ı Kerim dir.
Müslüman olmadan önce şiir vadisinin en birinci koşucusu olan Lebid, Müslüman olduktan ve Allah ın vahyi olan Kur anı okuduktan sonra şiir yazmayı bırakmış.
Gönüle gelenlerin iyi olma ihtimali olduğu gibi kötü olma ihtimali de olduğundan ve zan ifade ettiğinden şiir yazmayı bırakmış.
Biz, gönlümüze gelenleri yazmaya ve söylemeye devam edelim ama Kur an terazisinde tarttıktan sonra insanlığa sunalım. Fayda vereceğiz derken zarar vermeyelim.
Sabah aydınlığı gibi doğru çıkan rüyalarla başlayan vahiy, Cebrail aleyisselam ın gelmesiyle devam eder ve Alak süresinin ilk beş ayeti insanlığın ufkunu açmak üzere "Oku" emriyle vahiy başlar.
En soğuk günde vahiy gelse sevgili Peygamberimizin alnından terler akarmış.
Eeeee, kıyamete kadar gelecek insanların yolunu aydınlatacak Kelamullah yükleniyor sevgili Peygamberimizin hafızasına.
Müslüman veya kâfir insanlar arasından ileri derecede akıllı olanlardan veya kafası çatlak olanlardan veya cezbeye kapılanlardan da olağanüstü eserler meydana gelebilir.
Çatlak kafalının çatlak yerinden gördüğünü biz göremeyebiliriz ama bunların hiç birinin yaptıkları, söyledikleri bize delil olmaz. Kur an ölçüsüyle ölçeriz, ölçüye uygun olanı alırız, uygun değilse kabul etmeyiz.
Çünkü yeryüzünün en değerli yaratığı insandır. İnsan hayatı bazı insanların atış yaptığı deneme tahtası değildir. "Kanunu yaparız, uymazsa değiştiririz" mantığıyla insanlık hayatı delik deşik edilmiştir.
İnsan hayatını bu dünyada bir defa yaşayacak. Onun için yüzde yüz doğru olan uygulanmalıdır. O da Allah ın, Nuh aleyhisselama ve daha sonra gelen peygamberlere vahyettiği gibi peygamber efendimize vahyettiği Kur an-ı Kerim dir. (Bak Nisa 163)