Gece yolculuğu çıkarma anlamındaki isra kelimesi, Kur’an’da hem fiil hem de isim olarak geçer. Kelimenin kökü olan sry gece yürüyüşü demektir. Ancak bu, alelade sıradan bir yürüyüş değildir. Bu yürüyüş, belli etmeden, gizlice ve sızarak gerçekleşir. Yürüyüşün soyut ya da somut olması önemli değildir. Önemli olan, aşikâr kılınmadan ve kimseye hissettirilmeden gerçekleşmesidir. Mesela kökten türeyen seriyye kelimesi, düşmana doğru operasyona çıkan ve sızma gerçekleştiren asker grubu manasına gelir. Daha sonra kelime, aralarında Hz. Peygamber’in olmadığı askeri müfrezeleri tarif etse de bu mana kelimenin İslam tarihinde terime dönüşmesinden sonra kazandığı bir manadır. Esas manası, belli etmeden düşman hatlarına sızan asker timidir.

Hz. Peygamber’in Mekke’den Kudüs’e doğru geceleyin gerçekleştirdiği isra yolculuğu, kimseye hissettirilmeden tahakkuk etmiştir. Herkesin gözü önünde başlayıp biten bir yolculuk olsaydı zaten isra kelimesiyle tanımlanmazdı. Bu gizlilik Hz. Musa ve Müslümanların Mısır’dan çıkışında da söz konusudur. Allah Hz. Mûsâ’ya müminleri gecenin ilerleyen saatlerinde gizlice yola çıkarmasını vahyetmiş (20/77) düşmanın kendilerini takip ettiğini de bildirmiştir (44/23). Sürekli gözetim alıntında bulunan ve hareketleri raporlanan insanların Filistin’e doğru sevk ve idaresinde iki kelime dikkat çekmiştir: isra ve gece! Dolayısıyla bu yolculuğun ilan edilmeden ve düşmana hissettirilmeden gerçekleşmesi gerekmektedir. İşte isranın tam olarak kök manası da burada ortaya çıkmaktadır. Gece, kelimedeki gizliliği pekiştirmek ve daha da önemsendiğini vurgulamak için zikredilmiştir. Gecenin özelliği, bir şeyleri gizliyor oluşudur. Bundan dolayı “şafağa, zilhiccenin on gününe ve karanlığa doğru bir yürüyüşle başlayan geceye” yemin edilmiştir (89/4).

Mekke’den İsra’ya çağrı

İsra Sûresi’nin ilk konusu, Hz. Peygamber’in Mekke’den Mescid-i Aksa’ya gerçekleştirdiği gece yolculuğudur. Bu yolculuk sry yani gizli bir şekilde gerçekleşmiştir. Bu yolculuğun “çevresi mübarek kılınmış” Mescid-i Aksa’ya yapılması manidardır. Öte yandan sûrenin ilk ayetinden itibaren Hz. Mûsâ’ya kitabın verildiğinden bahsedilir. Allah, Yahudilere, kendisinden başkasını vekil kabul etmemelerinin emretmiştir ve bunu Müslümanlara da hatırlatmıştır (İsra 17/3). Yüce Allah Yahudilerle ilgili tafsilata girmeden önce “Ey Nuh ile birlikte gemide taşıdığımız insanların soyundan gelenler!” demiştir. Müfessirlerin çoğuna göre Nuh’un gemisine Müslümanlar binmişti. Bu ayetle Nuh’un Ham, Sam ve Yafes isimli oğullarının soyundan gelen Müslümanlara hitap edilmiştir. Ancak Taberi’ye göre Hz. Nuh insanlığının ikinci atası sayılmıştır ve bu ayette hangi ırktan olursa olsun Kur’an’ın muhatabı olacak tüm insanlara seslenilmiştir. Tüm insanların Hz. Nûh’u örnek alarak Allah’a şükredenlerden olmaları istenmiştir (İsra 17/3).

Genellikle Hz. Peygamber’in İsra yolculuğunun konu edildiği İsra Sûresi’nde neden Mescid-i Aksa’dan ve Yahudilerden bahsedildiği sorusunu pek çok kişi sormaz. Öte yandan sûrenin Mekkî oluşu, sureyi Yahudilerle ilişkili olarak yorumlamamızı engellermişçesine bir anlayışın varlığından da bahsedebiliriz. Çoğu insan Mekkî olan hiçbir sûrenin Yahudilerle ilişkilendirilemeyeceğini zanneder. Bunlara göre sanki Müslümanlar -mesela- Yahudi denen bir ırktan habersizlermiş de Medine’ye göç edince birdenbire karşılarında Yahudileri görmüşler. Oysa Müslümanlar, çevrelerindeki kabilelerden ve kültürlerden haberdardır. Bundan dolayı Mekke’de Fatiha Sûresi’ni okuyan genç bir Müslüman’ın okuduğu ayetlerde gündem edilen “kendilerine gazap edilmişler”in Yahudiler olduğunu ve “yoldan çıkmışların” da Hristiyanlar olduğunu bilecek düzeyde dinler tarihi bilgisine sahip olduğunu vurgulamamız gerekir. Kendi kimliğini inşa edebilmesi için bu iki gruptan kendisini ayırt edecek noktaları ve en önemlisi de inanç farklılıklarını bilmek durumundadır. Dolayısıyla Mekki İsra Sûresi’nin Mescid-i Aksa’dan ve Yahudilerden bahsetmesi, Medine’ye göç etmeden önce Müslümanlara siyaset ve tarih şuuru vermek içindir. Kuracakları nizamın temellerini bilgi, tarih ve şuur üçlemesi üzerine inşa etmelerini temin içindir. Sûrede bu nedenle Yahudilere de mesaj verilmiştir. Hz. Nuh’un gemisine binerek kurtulan insanların torunları olmalarına ve Mescid-i Aksa’da ibadet etmelerine imkân tanınmasına rağmen Allah’a isyan etmeleri eleştirilmiştir. İşte bu noktada Müslümanlara güçlü bir siyasi hedef ve görev yüklenmiştir. Hz. Peygamber, Kâbe civarından Mescid-i Aksa’ya yürümüştür ve artık mescidin sahibi odur. Onun ardın sıra yürüyenler de “güçlü kuvvetli ordular” olarak seçilmiştir (İsra 17/5).

Mescid-i Aksa’yı ele geçirecek güçlü ordular

İsra Sûresi’nde Yahudilerin kıyamet gününe kadar iki tarihi olayı hep hatırlarında tutmaları istenmiştir. Levh-i mahfuzda Allah’ın kayıt altına alıp yazdığı ilkeye göre Yahudiler Filistin topraklarında iki kez fesada yol açacaktır. Bu bozgunculukları neticesinde iki kez de hükümranlık kuracaklardır (İsra 17/4). Birinci bozgunculukları neticesinde iktidarı ele geçirip Mescid-i Aksa’yı zapt etmişlerdir. Ancak Allah üzerlerine güçlü, kuvvetli ve tuttuğunu söküp atan ordular salıvermiştir. Sokak aralarında Yahudileri pusuya düşürmüşler ve yok etmişlerdir. Fesad-Ceza kuralına dayalı birinci tarihi olay, vuku bulmuştur (İsra 17/5). Taberi’nin derlediğine göre Yahudilere musallat edilen ordunun üç ihtimali bulunmaktadır. Bu ordu ya Amalekli Golyat’ın ordusu, ya Asurlu Sanherib’in ordusu ya da Babil kralı II. Nebukadnezar’in Perslilerden oluşan ordusudur.

İsra Sûresi’nde Yahudilerin ikinci kez Filistin diyarında fesad çıkaracağı ancak bu kez üzerlerine güçlü kuvvetli orduların gönderileceğinden bahsedilmiştir. Bu Allah’ın vaadidir ve değişmeyecektir (İsra 17/7). Müfessirler bu ordunun İslam ordusu olduğu kanaatindedir. Yahudilerin her isyanı, kılıçla bastırılacaktır; her müfsit, kılıçla hizaya getirilecektir (İsra 17/8). Bu nedenle Aksa Tufanı ile ilgili basın açıklaması yapan Ebu Ubeyde’nin konuşmasına İsra Sûresi’nin “tuttuğunu söküp atan pek kuvvetli kullarımız” anlamında ayeti serlevha olarak yer almıştır. Görüntüde Müslümanların güçlü oluşu, İsrail askerlerini yerlerde sürükleyen mücahitlerin görüntüsüyle pekiştirilmiştir. En üstte de İsra Sûresi’nin ilk ayetinin konusunu oluşturan Mescid-i Aksa tasvirine yer verilerek İsra Sûresi’nin temel konusu görselde özetlenmiştir. Bu görsel, sûrenin en güzel tasvirlerinden biridir. Öte yandan Müslümanların özgüvenini ve Allah’ın kendilerini seçtiğini anlatan simgelerden biridir. Bu seçilmişlik duygusu sadece Gazzeli Müslümanlara özgü değildir. Lübnan’daki İslami Direniş Hareketi mensupları da 30 Ekim 2024 günü İsrail’e karşı başlattıkları güçlü direnişe “Ulu’l-Be’s Operasonu” adını vermiştir.

Gazzeli direnişçiler 22 Şubat 2025 günü yapılan esir takasında platformda “Tufan biziz! Allah’ın Yahudiler üzerine gönderdiği güçlü kuvvetli ordu da biziz!” sloganı yazılı afiş yer alıyordu. Bugün Gazze’de İsra Sûresi hâlâ okunuyor. Gece vakti Mekke’den Kudüs’e yolculuk yapan Hz. Peygamber’in seriyyeleri hâlâ düşmana sızarak operasyonlarını gerçekleştirmeye devam ediyor.