Yirmi yıldır ezici bir çoğunlukla iktidar olanlar hâlâ “bu sıkıntıların üstesinden biz geliriz, krizi biz çözeriz, bizden başkası yapamaz” diye iddia ediyorlar. Bu, tabii ki kendilerine göre. “Bunun karşısında konuya iki perspektiften bakmak lazım. Birincisi iddia edildiği gibi problemleri çözen, sıkıntıları gideren birileri iseniz yirmi yıldır neyi bekliyorsunuz? Bunca işsizin günahı neydi? Adalette haksızlığa uğrayanların, EYT’lilerin, KHK’lıların, enflasyon kıskacında inim inim inleyen dar gelirlilerin, kepenk kapatan esnafın, ürününün karşılığını alamayan üreticinin suçu, günahı neydi? Daha ne zamana kadar güvenecek bu millet size?” diyenler... İkincisi ise, yaşanan sıkıntıların, problemlerin, krizlerin müsebbibi sizsiniz. Bütün bu gelişmelerden birinci derecede sorumlusunuz. Çaresini bilmiş olsaydınız söz konusu bu problemler yaşanıyor olmazdı. “Yine yanılmışız, Allah affetsin” demeyeceğinizin garantisi var mı? Anlaşılan o ki millete söylenen: “Uyu, uyu, yat uyu.” Bizlerin ilkokula gittiği zamanlarda birinci sınıfta okumayı öğrenirken bununla başlanırdı: “Uyu, uyu, yat uyu.” Tabi bunun bir de ninnisi var: “Uyusun da büyüsün ninni, tıpış tıpış yürüsün ninni.”
Altılı masayı birlik ve beraberlik olarak görmeyen, burada bir konsensüs oluştuğunu anlamayan, mevcut düzene bir alternatif oluşturduğunu kavrayamayanlar ve de “bundan başkası yapamaz” diyenler uyumaya devam etsin ve bir yirmi yıl daha yürümeyi beklesin. Tahammül edebilirlerse...
Bir yandan da İçişleri Bakanı şunu söylüyor: “Ay yıldızlı tabutları taşımakla millet olunur.” Evet, bu millet Çanakkale’de, Sarıkamış’ta, Yemen’de, Kıbrıs’ta bu tabutları çok taşıdı da bugünlere geldi. Ama arkasından yakılan türkü şuydu:
“Yemen eli çukurdandır.
Karavana bakırdandır.
Zenginimiz bedel verir.
Askerimiz fakirdendir.”
Buna türkü dedikse de bu aslında ağıttır. Söylendiği zaman eski, yaşlı insanlarımız gözyaşlarını tutamazdı.
Bir şehit annesi de şöyle söylüyor: “Şehidin helvası sizin evde kavrulmadığı sürece, size hep tatlı gelecek.” Bunun üzerine daha ne söylenebilir?
Toplumun hemen her kesimi mevcut durumdan ve gidişattan muzdarip -tabi uyuyanlar hariç- hâlâ iktidar partisinin vatandaşın konuştukları masasındaymış. Evet, bundan kimsenin şüphesi yok, elbette ki masadadır. Yaşananlara bakıldığında masada ama masanın neresinde sorusu akla geliyor. Sümenin altında olması muhtemel. Sebebine gelince laf çok, icraat yok.
Seçimin ayak seslerinin duyulduğu bugünlerde, siyasi partilerin vaatlerinin bini bir para. Ama öyle görünüyor ki, artık vatandaşın boş lafa karnı tok. Yani bundan sonra yaldızlı sözlere, boş vaatlere değil, geçmişte toplumun menfaatine yapmış olduğu güzel icraatlarla, rüştünü ispatlamış Milli Görüş zihniyeti taşıyan kadrolara inanmalı ve onları dinlemelidir. Çünkü bunlar “Adil Düzen” diyor, “şahsiyetli dış politika” diyor, “İslam Birliği” diyor, “hakça paylaşım” diyor, “havuz sistemi” diyor, “denk bütçe” diyor, ek bütçe değil denk bütçe... Bütün bunların olabilmesi için de ihlâs gerekli, samimiyet gerekli, liyakat gerekli... Faizci kapitalist ekonomileri benimseyen, yoksulu ezen bu düzene hayır demenin zamanı gelmiş de geçiyor bile. Allah geleceğimizi hayır eylesin...