BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
SANATÇININ sorumluluğu büyüktür. Yaşadığı döneme tanıklık
eder. Toplumun problem ve sıkıntılarına ilgisiz kalamaz. Döneminin baskı ve
zulümlerini umursamayan sanatçılar yapılanlardan sorumludur. Sanatçı; susmayan,
susturulamayan bir kahramandır. Üstat Necip Fazıl dava haysiyetini hep
korumuştur.
Hayat onu çeşitli badirelerden geçirerek olgunlaştırmış,
büyük oluş a hazırlamıştır. Yaşadığı çileli mücadelelerden yılmayan Üstat,
Sultan-uş Şuara ve büyük mütefekkir unvanlarını kazanmış, kitlelere yön
vermiştir.
Necip Fazıl ı Üstat noktasına getiren gelişmeleri
kısaca hatırlayalım:
Osmanlı nın tarih sahnesinden çekilmesinin yaklaştığı bir
zamanda doğar: 26 Mayıs 1904. Devletin işleyiş mekanizmasını bilen bir aileye
mensuptur. Babası Fazıl Bey savcılık ve hâkimlik yapmıştır. Annesi Mediha Hanım
Girit muhacirlerinden bir ailenin kızıdır; fedakârlık ve teslimiyetiyle
tanınmıştır.
Mahalle Mektebi ne, sonra Bahriye Mektebi ne gider.
Fransız ve Amerikan Kolejleri nde okur. 17 yaşında İstanbul Dâr-ul Fünun u
Edebiyat Medresesi Felsefe Bölümü ne girer.
Harf İnkıâbı nın yapıldığı yıllar! Ziya Gökalp in
kurucusu olup Yakup Kadri ve arkadaşlarının çıkardığı Yeni Mecmua da yazmaya
başlar. Şiirleri edebiyat çevrelerinin dikkatini çeker. Genç şair , büyük
şair sözleriyle anılır.
Necip Fazıl ın çevresi ve yetişme tarzı onun özellikle
Batılı eserleri çok okumasına yol açar. Hakkında, Batı yı Batılıdan daha iyi
tanıyan yazar değerlendirmesi yapılır. İslam ın kuşatıcılığını tanıdıktan sonra
okudukları asli mecrasına oturur.
BÜYÜK DOĞU YA
DOĞRU
NECİP Fazıl bankacılıkla işe başladı. Dil, Tarih,
coğrafya Fakültesi, Devlet Konservatuarı, Güzel Sanatlar Akademisi ve çeşitli
okullarda öğretmenlik yaptı. 17 sayı Ağaç dergisini çıkardı.
Bir akşam vapurla evinden işine dönerken Hızır bakışlı
bir adamın gözünü ayırmadan kendisine baktığını görür. İnerken, Seyyid Ahmet Arvasi (ks)
hazretlerinin adresini verir. Bir süre sonra, yanına arkadaşı Abidin Dino yu da
alarak Arvasî hazretlerinin evine gider. Görüşür, sorular sorar, Arvasî
hazretlerinden çok etkilenir.
Bundan sonra Arvasi yle irtibatını sürdürür. Hoca sından
etkilenişinin derecesini şöyle anlatır: Bana yakan gözlerle bir kerecik
baktınız, / Ruhuma büyük temel çivisini çaktınız!
Artık, sanatını İslam tefekkürü üzerine kurar: Anladım
işi, sanat Allah ı aramakmış; / Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış!
Hocasını tanımadan önceki hayatının boşa geçtiğini
anlatır: Tam otuz yıl saatim işlemiş, ben durmuşum; / Gökyüzünden habersiz
uçurtma uçurmuşum!
Büyük Doğu mecmuasını çıkarmaya başlar. Tefekkürünü
aynı isimle sistematize eder. Posta,
Yeni İstiklal, Milli Gazete de fıkraları yayınlanır.
Edebiyatın hemen her alanında eserler verir. Çile, Çöle
İnen Nur, Esselâm, Tohum, Bir Adam Yaratmak, Reis Bey, Bâbıâli, İdeolocya
Örgüsü bunlar arasındadır.
Müslüman bakış açısıyla kaliteli eserler verilebileceğini
gösterir. Toplumun problemlerine çözümler sunar. Tarihin gizli kalan yönlerini
açığa çıkarır. Değerlerini, tarihini bilen bir nesil inşa etme mücadelesi
verir.
KALEMİNİ SATMADI
ÜSTAT büyük bir tefekkür adamıdır. Edebiyatımızın yüz
akıdır. İstanbul kültürünü eserlerine yansıtmıştır. Pürüzsüz bir Türkçesi
vardır.
Kalemini İslam ın emrinde kullanmış, davasından zerrece
taviz vermemiştir:
1943 te, tek parti döneminin CHP Genel Sekreterleri nden
Memduh Şevket Esendal, Necip Fazıl a milletvekilliği ve para teklif etmiş;
fakat Üstat bunu şiddetle reddetmiştir. Aynı teklifi Ahmet Kutsi Tecer, Ahmet
Hamdi Tanpınar kabul etmiştir. 1949 da aynı partinin başbakanı Recep Peker
Üstat la görüşmüş; ona tehditle karışık övgüler yağdırmış; masaya bir çanta
dolusu para koyarak, Ben ve Halk Partisi ni eleştiren yazılar yazmaktan
vazgeç, yeter demiştir. Necip Fazıl tehditlere pabuç bırakmayacağını
göstermiş, bu serveti reddetmiştir. (Milli Gazete, Kültür Sanat Sayfası, Emre
Miyasoğlu, 5. 1. 2013)
Üstat, dava adamlığı onurunu Muhasebe şiirinde şöyle dile
getirir: Fikrin ne fahişesi oldum, ne zamparası! / Bir vicdanın, bilemem,
kaçtır hava parası
Allah demenin suç sayıldığı tek partili dönemin baskıcı
ortamında İslam davasını savunan Üstat, bir aracın elektrik ışığında gece vakti
karanlığı yara yara yol alması misali, zulüm ve karanlıkları dağıtan bir aydın
olmuştur. Onun gençlerden isteği şudur: Genç adam! Bundan sonra senden
istediğim, manevî babanın tabutunu musalla taşına, Anadolu kıtası
büyüklüğündeki dava taşını gediğine koymandır. (Gençliğe Hitabesi nden)
Müslümanlara vasiyetiyse şöyle:
Beni de Allah ve Resul davasının yanık bir örneği ve
ardından birtakım sesler bırakmış divanesi olarak arada bir hatırlayınız!
(Esselâm ın Önsöz ünden)
Vefatının 33. yılında Üstad ı rahmetle anıyoruz.