Kuş öldü
küçücük bir yorgunluktu ölmeden önce.
öldü, kim ısıtır artık onun ellerini
suların aynasında üşüyen ellerini
suların saygısıyla üşüyen ellerini.
(İsmet ÖZEL)
Geçenlerde yaşlı bir dostum ile hasbihal ediyorduk. Zaman zaman yaptığı gibi yine bir ara gözlerini uzaklara dikip içini dinledi. Konuşmaya başlamadan önce verdiği uzun es’lerden birini daha verdi. Muhtemelen doğru kelimeleri seçmek istediği için ya da zihnine hücum eden birçok şeyi ayıklamak için bu es’leri verdiğini düşünüyorum. Bu düşüncemi destekleyen birçok örnek ile karşılaşmıştım. Göz torbalarının altındaki kırışıklıklar, bir ömür boyu mücadelenin biriktirdiği yaşanmışlıklar; yanılgılar, pişmanlıklar, üzüntü ve sevinçlerin çentikleri olduğu kanaatindeyim.
Konuyu bağlamından saptırmadığına emin olduğu anda konuşmaya başladı ve kendi hayatındaki önemli dönüm noktalarından birini anlattı. Bu anlatıyı şu ifadesi ile vurguladı: “Bir anda kendi pasifliğimle karşılaştım.” O andan sonra kendisi için her şeyin çok farklı olduğunu anlatmaya başladı. Ben ise bir insanın kendi pasifliği ile nasıl karşılaşabileceğini düşünmeye başladım.
Bir insanın pasifliğinin farkına varması çok zor bir süreç olmalıdır. Öyle ya, şayet bir insan kendi pasifliğini fark edebiliyorsa o insan için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Bütün konfor alanlarını terk edip adeta üryan kalması gerekir. Çünkü insan en çok kendine yalan söyler, kendini aldatır. Bu nedenle sürekli olarak kendisi için teselli mekanizmaları oluşturur. Halinden kendi memnuniyetini bile devşirebilir. Belki de bunun için gaflet uykusu tatlı gelir. Aksi takdirde arayış başlar. Arayış ise belki de dünyadaki en zahmetli iştir. Onun için yolu ve yolculuğu anlayanlar için derin ah’lar yoktur. “Uzun süren şeyler ilgisizliğe mahkûmdur” diye okumuştum bir yerde, bunu şunun için ifade ediyorum; insan serencamına terk ettiğinde benliğini ilgisizliğe terk eder. Haliyle bu pasiflik hali bir nevi ilgisizler için pek bir anlam ifade etmez. Ancak her şey zamanla sarpa sarar. Çünkü ‘bedel ödemek’ demek, hata ettiğini bilmek bir yerde.
Üretime geçmek, kanaat etmek ve de basit yaşamak gerekir. İnsanın hayat dediği şey aslında bir yerde ömür demektir. Bu nedenle hazırlanmak ve hazır olmak gerekir. İnsanı istim üzerinde tutan şey de ümittir. Ümit etmek, insanın iç ve dış ahenginin yerli yerinde olması demektir. Çünkü ümit edebildiğinde bu karşılaşmayı yerine oturtabilebilirsin. Ümitvar olmak, diri olmaktır. Onun için günlerin getirdiği yanılgılara takılmadan devam edebilme çabasıdır aslolan… Öğütülmeden kendi fazlalıklarını öğütebilmektir. Ne mutlu kendi ile barışabilenler ve yol yürüyebilenlere… Hoşça bakın zatınıza...