İnsan tekinin yaşama alanı kendisiyle sınırlı olmadığından, bir yanıyla genişledikçe sorumluluğu artıyor. Merkezden içten dışa doğru açılan bir durum. İster bu, bir gölün içine atılan bir taşın dışa doğru yaydığı dalgalara benzetilsin isterse insanın kendisinin görüş ve düşünüş alanının dışa dönük açılımı olsun. Merkezde her insan kendisiyle vardır. Bir başına yaşayabilen ama yaşaması zorlaşan bir varlık. Dünyaya geldikten sonra bir başına yaşamanın doğal olana aykırı olduğu bilinir.
Sorumluluk duygusu geliştikçe insan, etrafını görüyor, bakıyor. Büyüyünceye ve serpilinceye kadar mutlak surette başkasının desteğine gereksinimi var çocuğun. Bu, insanın doğası gereğidir.
Topluluklarda insanlar birbirlerine çok daha gereksinim duyarlar. Birlikte yaşarlar, güç kazanırlar.
Milletlerin veya toplulukların birlikte yaşamaları günümüzde çok daha zorunlu. İslâm milletinin parçalanmışlığı kendilerini güçten düşürdüğünden emperyalizm karşısında dağılmış ve etsiz hâle gelmiştir.
Türkiye özelinden bakarsak eğer, farklılıkları barındıran yüzyıllardır birlikte yaşayan, gönlü geniş olan özelliklere sahip. Bu, geçmişten beri böyledir. Geçmişte çok daha büyük, geniş bir coğrafyaya sahipken hem daha büyük güç hem daha güvenilirdi. Daralan bu coğrafyada bir milletin ortak ruhu ve bilincinin olması doğal. İslâm medeniyeti dairesinden bakılınca ırkların ve kavimlerin fazla bir önemi olmuyor. Olmaması gerekir. Emperyalizmin güdümüne girildiğinden itibaren büyük coğrafya çeşitli nedenlerle dağıldı, parçalandı, bölündü ve giderek küçüldü. Küçülme sadece büyük coğrafyanın kendisi olmadı, küçük parçalarda da dağılma ve küçülmeler oldu, olmaya devam ediyor.
Emperyalizm durmuyor, onun kendine ait bir işi var. Büyük İslâm milletini dağıtmak, parçalamak, etkisizleştirmek sonra da tam anlamıyla köleleştirmekle görevlidir. Bu tehlikenin farkında olanlar küçük ayrıntılara, basit nedenlere bakmaksızın birlikte olabilmenin ve yaşayabilmenin yoluna bakarlar fakat büyük tehlikenin farkına varmayanlar ise tam tersini yaparlar.
Oysa çok daralmış bir coğrafyada bile tahammülsüzlüğün boyutları ve sınırları giderek hem artıyor hem de çoğalıyor. Birbirlerinin yanlış ve kusurlarını derinleştirmek için nasıl da büyük bir çaba gösteriliyor. Emperyalizmin rahatlıkla yapamayacağı kimi durumları içerideki zıtlıklardan ötürü kendi kendine yapıyor bu millet. Gelinen durum oldukça tehlikeli boyutlarda. Zihinlerin karışıklığı öylesine karmaşık ki, kimi durumlarda kişi ve çevrelerin kendi aleyhlerine döndüğünün farkında olamıyorlar. Böyle bir sezgiden de yoksundurlar.
Emperyalizm dalgasından ötürü belli kesimlerin neye neden karşı olduklarının farkında olamayışları tam anlamıyla çarpıklıklara neden oluyor. Türkiye’de epey bir süredir kimi alanlarda siyasanın tutarsızlıkları, çekişmeleri, çıkar duyguları bunlara hem neden oluyor hem kışkırtıyor. Örneğin Türk-Kürt, Sünni-Alevi, laik-anti laik, geleneksel ile modern farklılıkları tam anlamıyla çatışma alanlarıdır. Partiler, sağ, sol, muhafazakâr, milliyetçi, dindar, cemaatler, dernekler, tarikatler vs. Mevcut sistem kendisini ırk eksenli konumlandırdığından kendi ırkının dışındakilere çok daha müsamahakâr değildir. Bu, giderek biraz yumuşuyor gibi görünüyorsa da derinleşme devam ediyor. Hemen her birinin kendine göre bir kalkanı bulunuyor. Bunu edindikten sonra kendini bir yanıyla korumaya bakarken bir yanıyla da saldırı alanı oluşturuyor.
Müslüman coğrafya bütünlüğünü bir kenara bırakalım, daralmış şu coğrafyamız içinde bile birbirimize tahammülümüz olamıyor. Birlikte yaşayabilmenin ortaklıklarını bulmak yerine kimi sıradanlıklar öne çıkarılarak keskin bir dil ile nefrete yöneliniliyor. Öyle ki birbirlerinin yüzlerine bakamayacak denli öfke ve nefret biriktiriyorlar.