Tutunduğumuz daldır Millî Gazete. Ne kadar sımsıkı tutunabilirsek Milli Görüş çınarının bu dalına, o kadar güvendeyiz.
Zamanın insanı doğruyla yanlışın, gerçekle yalanın, hakikatle sahtenin arasında ikamet ediyor. Bu kararsızlık, bu şaşkınlık durumu şüphesiz tam bir araf durumudur. Sahtenin hakikat, yanlışın doğru, yalanın da gerçek kadar önemsendiği bir zamandan bahsediyorum. Önemsenmek belki de hafif kalacak; değersizlerin değerli sayılıp itibarda, hürmette kusur görmeyen bir zamanın konuklarıyız. Hakikate rağmen sahtenin “saygıdeğer” kumaştan kaftan kuşanması elbette bir meydan okumadır, eşref-i mahlûkata karşı.
Hakikat sahtenin, gerçek yalanın, doğru yanlışın gölgesinde kalmakla kendinden, kıymetinden bir şey kaybedecek değildir. Zararda olan; ayırt edemeyen, ayıklayamayan, fark edemeyen insandır. İnsan ziyandadır, hüsrandadır.
***
HEDEFTE İNSAN VAR
Gerçekleri silip yeni gerçekler üretenlerin hedefinde insan var.
Kelimelerin kimyasıyla oynayan söz kimyagerlerinin, kavramları kısırlaştıran toplum mühendislerinin hedefinde de insan var.
Gerçeğin sadece bir kısmıyla kandırılan yine insan.
Kimi zaman bağırarak ama çoğu zaman da susarak söylenen yalanların muhatabı da insan.
Gördüklerimizi farklı şekilde hatırlayıp verilen emirleri kendi fikrimiz sanmamızı sağlayan yöntemler de insan üzerinde uygulanıyor.
Cazibeli fakat zehirli yemişlerin sürgün verdiği medya dünyası, kamuoyunu mayın tarlasına dönüştürürken de hesapta yine insan var.
Bütün tuzaklar insan için.
Psikolojik ve sosyolojik savaşlar da topraklara hükmetmeyi değil, insana hükmetmeyi amaçlıyor.
Her şey insanı düşürmek için.
ARAFTA KALMAYACAKSIN
Boşluğa düşmek, yere düşmek gibi değildir. Yere düşmek hissettirir; acıyı, sızıyı… Düşünce yere, kalkmak vardır yerden, sarılacak yaralar da olsa. Hissettiğin sızı, hayat müjdesidir bir bakıma. Hissediyorsak eğer yaşıyoruz demektir, öyle değil mi! Acıyı hissetmek de bir hayat belirtisidir nitekim. Ya hissetmezsek!?
Boşluğa düştü mü insan, hissedecek acı da duyamayacaktır. Kayboluştur, savruluştur boşluk. Boşlukta ne istikamet vardır ne de ayağa kalkış... Yere düşecek ama boşluğa düşmeyecek insan. Arafta kalmayacaksın!
ZEMİN SAĞLAM, AÇI DÜZGÜN, SÖZ “ÖZ” OLACAK
Farkında mısınız; şu an elimizde tuttuğumuz, okumakta olduğumuz Millî Gazete’yi anlatıyorum.
Tutunduğumuz daldır Millî Gazete. Ne kadar sımsıkı tutunabilirsek Milli Görüş çınarının bu dalına, o kadar güvendeyiz.
Küresel ve ulusal algı yönetimi odaklarınca; gerçekler silinip de yeni gerçekler üretilirken kendi gerçekliğimize tutunmaktan başka çaremiz yoktur. Erbakan Hocamız buna “çelikleşme” diyordu. Çelikleşmek “Milli Görüş çınarının dallarına tutunmakla” başlar. Başarmamız gereken ilk şey düşmemek! Kastım yere düşmek değil, istikametten düşmemek, boşluğa düşmemek, hedeften düşmemek. Bastığın zemin sağlam, baktığın açı düzgün olacak… Kelimelerin söz kimyagerlerince, kavramların toplum mühendislerince iğfal edilmemiş olacak. Zemin sağlam, açı düzgün, söz “öz” olacak ki Yeni Bir Dünya’dan vazgeçmeyeceksin. Bütün badirelere rağmen, bütün operasyonlara, müdahale girişimlerine, küresel hesaplara rağmen hâlâ bir umutsa, bir güvense, bir limansa Milli Görüş camiası… Bu bizlerin yüksek aklı, becerisi, stratejileriyle değil, varlık sebebimiz olan DAVAM’ızla izah edilebilecek bir hakikattir. Tutunduğumuz daldır, bizi davada tutan, yola koyan.
MİLLÎ GAZETE, HAFIZADIR HATIRLAMAKTIR
Haklısınız! Millî Gazete okuruna Millî Gazete’yi anlatmakla abesle iştigal ediyorum. Farkındayım ama hafıza yoklaması yapmakta, hatırlama tetiklemelerine müracaat etmekte fayda görüyorum. Hatırlamak, düşünmek kadar önemlidir zira. İnsan unuttuğuyla değil, hatırladığıyla düşünür; unuttuğuyla değil hatırladığıyla görür, unuttuğuyla değil hatırladığıyla davranır. Hatırlamak uyanmak gibi, dirilmek gibidir.
Millî Gazete, hafızadır.
Millî Gazete, hatırlamaktır.
Millî Gazete, ayırt edebilmek, fark edebilmektir.
SİZ KAÇSANIZ BİLGİ SİZİN PEŞİNİZİ BIRAKMIYOR
Başka bir bakışla devam edelim...
Bir zamanlar bilgiye ulaşmak dünyanın en zor işiydi. Büyük çabalarla, bitmek tükenmek bilmeyen enerji sarfiyatıyla bilgiye sahip olabiliyordun. Bilgiyi elde etmek için bütün imkânlar seferber edilir, yeri gelir servetler dökülürdü uğrunda. Bundan mütevellit sahip olunan bilgi, ulaşılan haber çok kıymetliydi.
Bugün mü?.. Bugün siz kaçsanız bilgi sizin peşinizi bırakmıyor. Adeta bilgi ve haber sağanağı altında yaşıyoruz. Bilgiye, habere ulaşmak çok kolay. Bilgi için aşılması gereken sınırlar yok. Online ol yeter ki; istediğin bilgi de, istemediğin bilgi de senin artık. Ya da sen doğruluğunu, yanlışlığını ayırt edemediğin bilginin adamısın. Bilgi mi senin esirin, yoksa sen mi tedavüle sokulan bilginin esirisin, orası epeyce karışık. Bilgiye ulaşmak zordu, şimdi kaçmak zor. Önümüze düşen, hizmetimize amade kılınan bilginin hangisi doğru, hangisi yanlış ayırt etmekte zorlanıyor insan.
İşte böylesi bir dünyada, bilginin, gündemin pusulasına, bir lokma ekmeğe olan mecburiyetimizden daha çok muhtaçlığımız var.
47’NCİ YILIMIZDA BİZE BİRAZ DAHA SIMSIKI TUTUNUN
Toparlayalım…
Ne doğru ne yanlış, ne haram ne helal, ne Hakk ne batıl? Bu soruların net bir cevabı yoksa kafalarda su bulanmış, hava puslanmış demek ki.
Yalan yanlış, eksik tam, ilgili ilgisiz güdümlü bilgi bombardımanlarını kimyasal silah saldırılarından daha tehlikeli bulanlardanım. Kimyasal silahlar bedenleri yere seriyor, ama konvansiyonel algı saldırıları zihinlere sızıyor, düşünme dinamiklerini öldürüyor, itiraz etme gücünü yerle bir ediyor. İnsanın, toplumun ruhu ele geçirilince beden de, tavır da kelepçelenmiş/katledilmiş oluyor. İnsandan geriye, güdülen kalabalıklar kalıyor.
Gerçek gündem, doğru bilgi bir hazineyse bugün eğer, işte bu elimizde okumakta olduğumuz gazetedir…
***
Unutmadan…
Bugün 12 Ocak.
46’ncı yılımızı da geride bıraktık, elhamdülillah.
47’nci yılımızda bize biraz daha sımsıkı tutunun, biraz daha fazla sevin, isteyin olur mu!...
Şimdiden kapınızı çalmış olalım...
Güzel sürprizlerle sevineceğimiz, heyecanlanacağımız müjdelerle geleceğiz size yakın zamanda.
Sizin sevdiklerinize de gelelim istiyoruz.
Evdesiniz değil mi?
Sevdikleriniz var değil mi!