Bismillâhirrahmanirrahîm;

     TABİÎ olarak işlemeyen mekanizma sebebi ile Türkiye’de kurallar gevşedi; sağlam devlet yapımız büyük yaralar aldı. Kibir, bencillik ve çıkar hesapları ön plana çıktı. Devlet yönetimi, yerini “algı yönetimi”ne bıraktı. Piyasalar altüst oldu. Faiz ve enflasyon yükseldi. Yanlış yönetim, 21 senede paramızın değerini 16 kat düşürdü. Rakamlar, maaşlar, kazançlar yüksek ama bu paraların alım gücü o kadar düşük ki!

     Bu yetmezmiş gibi, bu acıklı görüntüye sebep olanlar, sınırsız devlet imkânlarını ve kontrollerindeki medyayı da kullanarak yeniden iş başına gelmeye çalışıyorlar. Ülkeyi büsbütün sıfırlamak mı istiyorlar, dersiniz? 2022’de seçilen İngiltere’nin kadın Başbakanı Liz Truss, görevinin ilk 45 gününü değerlendirdi. Sterlinin değer kaybettiğini, tahvil piyasasının çöktüğünü görünce, ülkesine daha fazla zarar vermemek için istifa etti. Truss’un sorumluluk anlayışı ile bizimkilerini kıyaslayın!

     Verilen sözlerle yapılanlar arasında öylesine tutarsızlıklar var ki! İktidara gelmeden önce en fazla iki dönem genel başkanlık, üç dönem milletvekilliği, siyasette 65 yaş sınırı sözünü verdiler. İktidar hırsı yüzünden hiçbirini tutmadılar. Hayret! Bu zihniyete oy verenler de, “Arkadaş, size inandık, oy verdik; niye sözünüzü tutmuyorsunuz?” diyemediler. Aldananlar varsa, aldatanlar yoluna devam ediyor.

     14 Mayıs’ın yanlış sisteme karşı bir tepki olacağı anlaşılıyor. Milletimiz “tek adam” sisteminin yürümeyeceğini gördü. Çözümün iktidar ile muhalefet arasında müzakere ve uzlaşı ile sağlanacağını fark etti.

                                                    ÇİRKİN SİYASET DİLİ

     SİYASET dili bugünkü kadar yerlerde sürünen bir noktaya gelmemişti. Bir politikacı, karşısındakini sopayla kovalar bir üslûpla, “Be ahlâksız… Be namussuz… Be âdi…” ifadelerini kullanıyor. Türkiye’de “orman kanunu” yürürlükteymiş gibi. Hukuk devletinin var olduğu, kanunların işlediği bir ülkede böyle sözler duyulmaz. Sözlerin muhataplarının suçu neyse, hukuk cezalandırır. Kişinin cezasını, yine kişiler vermeye kalkışırsa, o toplumda kaos oluşur.

     Bir gazete, bir politikacının siyasi rakiplerine söylediği yakışıksız sözlerinin çetelesini tutmuş: “Geri zekâlı, haysiyet fukarası, sefil, zavallı, gafil, eşkıya, çürük, sürtük, siyasi eşkıya, haysiyetsiz, onursuz, sanatçı müsveddesi, edep fukarası, kan emici…” Benzeri sözleri köy kahvesine gelen birinin, bir kişiye söylemesi nasıl karşılanır, dersiniz? Herhalde o kişiyi köy çıkışına kadar kovalarlar. Bu çirkin dil, politikada kabul görüyor.

     Böyleleri, başkalarının yasal haklarını kullanmalarına bile tahammül edemiyor. Kendileri için “hak” gördüklerini, başkalarına “yok” görüyorlar. Depremzedelerin enkaz altında olduğu günlerde Kızılay’ın elindeki çadırları vakit geçirmeden açıkta kalanlara ulaştırması gerekirken; çadırların satılması skandalı karşısında, Fenerbahçe seyircisi tribünlerden şöyle tepki göstermişti: “Yalan, yalan, yalan! Dolan, dolan, dolan! Yirmi yıl oldu, istifa ulan!..”

     Benzeri tepkiyi Galatasaray seyircisi de gösterdi. Bu tepki, halkın içindeki “yürek yangınlığı”nın dışa yansımasıydı. En acı günlerimizde yanımızda olması beklenen yardım kuruluşunun Kızılay Holding olarak anılmasına karşı bir tepkiydi. Yetkililer bu mesajı anlayamadılar.

                                          TEHLİKELİ İTHAMLAR

     “ELİMDE güç var, dilediğimi yaparım” havasına giren bir parti, kendisi gibi düşünmeyen herkese FETÖ’cü, terörist, hain gibi suçlamalar yapmaktan çekinmiyor. Bunun iç barışı baltalayacağını, insanları birbirine düşman edeceğini hiç düşünmüyor. Kamplaştırıcı, kutuplaştırıcı ve ayrıştırıcı dil, devletin bekâsına zarar veriyor.

     Bu ithamları yapanlar şikâyet ettikleri ortamı kendileri hazırladılar. “Ne istediniz de vermedik” diyerek, FETÖ’yü bu ülkeye musallat eden bunlar! İleri gelenlerinin FETÖ güzellemesi yapan videoları hâlâ YouTube’da dolaşıyor. Yanlışlarını örtebilmek için başkalarını suçlamak yöneticilik değildir. Bu zihniyet, FETÖ’nün siyasi ayağının ortaya çıkmasını istemiyor.

     Terör de öyle! Önlerine geleni terörle suçluyorlar. Terörü besleyenler kendileri. Megri Megri şarkısını söyleyenler, Habur’da teröristleri karşılayanlar, Oslo’da teröristlerle masaya oturanlar, HDP ile koalisyon kuranlar, Osman Öcalan’ı TRT’de konuşturanlar hep bu zihniyet! İftira atarak suçu başkalarına yüklemek problemi çözer mi?

     Bu ülkede terörist ve hainlerin aramızda dolaşmasını istemiyoruz. Bunlar kimlerse İçişleri Bakanlığı ortaya çıkarsın, hukuk cezasını versin! Devleti yönetenler bunu yapmıyorlarsa, suç ortaklığı içindeler demektir.

     14 Mayıs, güzel bir fırsattır. Seçimler barış, sevgi, kardeşlik, uzlaşma, problemlerimizi birlikte müzakere ve uzlaşma ortamının oluşmasına vesile olmalıdır. Âdil bir ortam sağlanmalı, Türkiye’nin hukuk devleti, kanunların yürürlükte olduğu dosta, düşmana gösterilmelidir. İdeal devlet yönetimi geleneğine sahip olan milletimiz, bu engelleri aşmaya, adaleti tesis etmeye muktedirdir.