“Yeni bir Kurtuluş Savaşı Başlatmak lazım” Demiş, Kılıçdaroğlu Kemal bey.
Kurtuluş savaşları eskidiğinde ve yapılacak başka işler olmadığında yeni bir Kurtuluş savaşı başlamasında hiçbir mahzur yoktur.
Yeni bir Kurtuluş Savaşı demek, yeni kahramanlar demektir. En kuvvetli aday ise teklifi yapandır. Teklifci adının avantajlarının farkındadır.
Yıllardır Meclis’te olmasına ragmen hangi işe yaradığı konusunda hala bir karar verilememiş olması da ayrıca etkin olmuştur, böyle bir teklifi bizzat ve şahsen yapmasına..
Asgari ücreti yükseltmekte ve vergi oranlarını düşürmekte başarılı olunamıyorsa, geriye bir tek yapılacak iş kalıyor demektir; yeni bir Kurtuluş savaşı başlatmak.
Eski Kurtuluş savaşlarının nesi vardır, nesini beğenmiyordu, gibi sorular teklifci Kemal bey’e sorulamaz. O savaşlar ona sorulmadan yapılmıştı zira.
Bir ülkede bir kurtuluş savaşı yapılmış olması, başka Kemal’lerin daha yenisini yapmasına en güçlü gerekçedir. Kurtuluş savaşı yapmak iyi bir şey olmalı ki, daha önce de yapılmıştır.
Teklifçi Kemal bey’in bir ara Kurtuluş semtinde oturmuş olması ve Kurtuluşa kadar savaşın Kurtuluş ilk durakta bitmiş olması, içinde ukde kaldığından gibi muhalif gerekçeler, savaş karşıtlarının üretimleridir.
Kemal bey yeni bir kurtuluş savaşı başlatmak lazım derken, halkın kurtuluş savaşı başlatmak ve yapmak arzusu engellenemez demek de istemiştir. Topcular yerlerini aldı mı
Ülkemizin Kurtuluş savaşları konusundaki en uzman savaşcısı Kemal bey mutlaka gerekli hazırlıkları yapmıştır. Çünkü o, durup dururken yeni bir kurtuluş savaşı başlatmaz. Kalpakcılar çarşısına son günlerde çok uğraması bu iddianın en büyük delilidir. Bayraklara kalpaklı Kemal bey posteri basmak isteyenler lütfen partiye teklif sunsunlar.
Yeni bir Kurtuluş savaşının kazanılması, yeni bir İnönü zaferiyle ancak mümkün olduğundan, Şişli’deki İnönücü tavrını herkes takdir etmiştir.
Sığırtmaç Mustafa’yı yenmek kolaydı. Nerde ikinci İnönü filan gibi sorulara karşı da tedbirlidir teklifci Kemal bey. İnönü’nün hayırlı torunları zaferlerin ganimetlerini paylaşmak için Kemal bey’in yanında beklemektedirler.
Birinci Kurtuluş Savaşı yedi düvele karşı kazanılmıştı. Yeni Kurtuluş Savaşı kaç düvele karşı başlatılacak sorusunun cevabı dahi vardır teklifi yapan Kemal bey’in kafasında. Kaç düvel varsa gelsin, farketmez demiştir. Birinci kaset bataryası, siperlere…
Yeni bir Kurtuluş savaşı başlattıktan sonra ne olacak sorusu abestir, yanlıştır, hatadır. Birincisinden sonra ne olmuşsa, o olacaktır. Fevkalade İstiklal Mahkemeleri kurulacaktır. İdamsızlığa bu kadar tahammül fazladır. Urgancılar hazırlansın!..
Kazanılan her yeni Kurtuluş savaşı, yeni devrimleri de beraberinde getireceğinden, yeni bir harf devrimi de olacaktır. Osmanlıca öğrenmek isteyenlere ne güzel darbe. Yeni Türk harfleri Japonya’dan getirilecektir.
Herşeyimiz gayri Çin’den geliyor, imajımızdan dolayı değildir, Kemal bey’in yeni harf devrimindeki tercihinin yönü. “İlim Çin’de de olsa, alın” hadisi varken, elbette Japonya tercihi laikçi bir tercihtir. Yaşasaki Kemalaki..
Yeni bir Kurtuluş Savaşı başlatmak lazım, diyen Kemal bey, Yunanistan’daki son seçimlerin sonuçlarını dikkate almadan söylemiştir bunu. Alexis Cipras’ın başarısını kıskanması, onun daha iy solcu olduğunun sanılması sebep değildir bu demece. Çünkü Kemal bey’in icabında Atina’dan da denize dökmek planları mutlaka vardır.
Bir sonraki aşamanın yani Kurtuluş savaşı başlatmaktan sonraki aşamanın. Ordulara hangi hedefin gösterileceği aşaması olduğunu bilen Kemal bey’i kimse kızdırmaya kalkmamalıdır. İcabında o, Kurtuluş savaşını erteleyip, yeni bir ihtilal dahi yaptırtabilir. Hem on yıl çoktan geçti, son ihtilal olduğundan beri..
Ülkemizin yeni Kemal’idir bu. İtiraz istemeyiz!
Bu savaş, kurtulmak için son şansımızdır, yürüyelim arkadaşlar
Sebeb-i ziyaretimiz...
“Eski” parlamenterlerle bir araya gelmiş Abdullah Gül. Bir araya gelebileceği insanlar varmış hala kanaatini yayarken bu durum, “Yeni” yerinin adresini de vermiş, dolayısıyla takipçisi kalemcilere.
Ne partileri, ne de liderleri kalmamış o insanların yekünunda artı bir’lik bir artış oldu diye yazıyorlardı.
Gitmesini eksi bir saymayanlara gösterisi böyle oldu da diyorlar Abdullah Gül’ün.
Tedbirli adamdır, biliriz. O “eski” parlamenterlerin raporlarını incelemiştir görüşmeden önce. Çünkü o, protstat olduktan sonrayı önemsemediğini ilan etmiş idi
Fotoğraflarına hayranlıklarını makale kalıbında ve bugünlerde sunan kartel gazetelerinin kıyısında, köşesinde bir Abdullah Gül haberi bulmak mümkün. Bir tanesini siz de görün istedik.
Ama önce, içinde Mahmut Ustaosmanoğlu Hoca’mızın olduğu, Abdullah Gül’ün olmadığı bir “anı”ya gidelim. Abdullah Gül’ün de yeni yetişen genç sayıldığı günlerde millet hafızasına kazınmış bir “anı”sıdır hatırlatmak istediğimiz.
Cevdet Sunay Cumhurbaşkanı’dır. Çankaya köşkünde bir gün ziyaretçisi olur Mahmut Ustaosmanoğlu Hoca.
İçtikleri çaylar ve konuştukları konular uzun sure yayılmıştı kulaktan kulağa. Emekli Orgeneral sıfatlı bir Cumhurbaşkanı ve karşısında İstanbul’un Çarşamba’sındaki İsmailağa Cemaatinin lideri.. Saygı, muhabbet ve birbirlerine çay ikramları..
Biz çocuktuk ve Anadolu’da insanların bu buluşmaları konuştukları ve yorumladıkları günlerde büyüdük.
Sonra yıllar geçti, Devlet’in Diyanet İşleri Teşkilatı’nın, devletten maaşlı çalışanlarını Başbakanlık konutunda bir iftar sofrasına oturtması, bir ihtilal gerekçesi sayıldı ülkemizde.
Milletvekili Abdullah Gül, “iki tas çorbayı çok gördüler” cümlesini o gün, kınayabilirim ha, vezninde söylemişti. Biz duyduk, kartelciler de duydu.
Abdullah Gül Cumhurbaşkanı oldu; Çankaya köşkünde ve İstanbul’un bilumum köşklerinde, saraylarında oturdu. Konukları oldu, davetlileri oldu, ziyaretçileri oldu, ziyafetleri oldu tas tas çorbalı..
Mahmut Ustaosmanoğlu Hoca’mızı evinde ziyaret etmiş “Eski” Cumhurbaşkanı Abdullah Gül. Başsağlığı dileme ziyaretiymiş bu, karteşinin vefatı dolayısıyla. Sebebi var yani.
Kartel gazetelerinde itinayla hazırlanan bu Abdullah Gül haberi, gördünüz bize hangi anılarımızı canlandırdı.
AKP ve CHP’nin aday belirleme çalışmaları sürüyor.
Pavyonlar kültür pavyonları oldu
“Tavukları döndermişem,
Hacıyı da çarşıya göndermişem.”
Arkadaşımın çocuğuydu arabayı kullanan. Bir işyerinde karşılaştıktan sonra beni sevindiren teklifi yapmıştı.
“Amca, seni gideceğin yere ben bırakayım.”
Amca demesi, babasına kardeş yakınlığında sayması beni, onu övmeme yeterdi.
Radyosunda bu türkü vardı. Benim kulak verdiğimi yanlış mı anladı bilmem, çok popular dedi, herkes istek yapıyor dedi ve hatta sizin de hoşunuza gitti değil mi, dedi.
Türkünün o iki cümlesi rengimin değişmesine yetmişti. Radyoyu kapatmasını söylediğimde yeni yetişen genç çocuk şaşırmıştı. Ne var bunda der gibi baktı yüzüme, ama hala eli düğmeye gitmemişti.
- Şurda dur, ben inmek istiyorum.
Durmadı, özürler birbiri peşisıra ağzında.. Babam hiç itiraz etmemişti ama, cümlesi biraz daha acıttı beni. Kulağına çarpmış olsa da duymamıştır, dedim. Benim tanıdığım baban, böyle türküleri dinlemez.
Çarşıya giden Hacı..
Evde kalan hacının kızı..
Yarı çıplak bir kadın resminin yanına “İmamın karısı” yazılmış afişlerle sokaklarımızın, gazetelerimizin donatıldığı AP’li Demirel yıllarından AKP’liler günlerine gelmiştik.
O afişlerle incinmiştik, bu türküler de incitiyordu bizi.
Zamane genci, anlattıklarımın nereleri dolaştığını hemen kavrayıverdi ve akabinde kırk yıllık AKP’lilerin ancak akıllarına gelebilen bir soruyu sordu.
- AKP ne yapsın
AKP hiçbirşey yapmamıştı ki, bundan sonra yapsın. Demirel devrinde, Özal devrinde pavyon denilen yerlerde söylenenleri bugün evlerimize taşımasını saymak elbette başka.
Evet, AKP ne yapsın’dı Yapabileceği birşey yoktu, bir kültür politikası olmadığından. İyi türküleri söyleyeceklerin önünü açmadığından..
Bizden bir başka misalle hem büyüklerimizi tanıtırken hem de niçin inmek istediğime örnek aldığım bir olayı anlatmış olayım diyerek sürdürdüm konuşmamı.
Bir alim, bir ders veren hoca. Evinden o medrese odasına gelmek için iki yahut üç İETT otobüsüne binip inmekte. Akşam dönüş ise aynı zahmette. Ama şikayet yok.
Bir gün o civardaki arabalı bir komşu, başka komşular aracılığıyla teklif yapar.
- Hoca’mızı ben getirip, götüreyim. Aynı güzergahı kullanıyor sayılırız.
Hoca’nın hayır demesi ısrarlar karşısında peki’ye döner. Bir, iki derken, üçüncü gün bir karpuz sergisinin önünde durur arabalı esnafımız. Aldığı ve bagaja yerleştirdiği iki karpuzdan birini, ısrarla verir Hoca’ya.
Ertesi gün dönerlerken evlerine, arabalı komşu sormasın mı
- Hoca’m karpuz güzel çıktı mı
Daha ertesi gün ise Hoca, ricacı komşulardan ricacı olur.
- Beni mazur görün. Ben bildiğim yoldan gideyim evime.
Bu yaşanmış hikayeyi de anlattım arkadaşımın çocuğuna. İneceğim yere geldiğimde ise, yüzündeki o hafif mahcubiyet, götüreyim teklifinden daha fazla sevindirdi beni.
Millî Gazete doğrusunu yazıyor!
Sayın Abdullah ve The Şapgalı Baba
Şubatpaşalı Abdullah
- Alo! Sayın Abdullah nerdesin Binaenaleyh hiç ziyaretime gelmiyorsun.
- Buradayım The Şapgalı Baba. Huber’deyim, Huber’de..
- Hangi haberdesin Ülke habersiz mi kalmış Binaenaleyh seni haber sanmaları fevkalade hatadır, yanlıştır, günahtır.
- Benim herşeyden haberim var the Şapgalı baba.
- Senin haberin nasıl var Binaenaleyh savcılardan davet alanlar hala sana mı soruyorlar, mesailer biterken.. Onlara git diyen, kendi gideceğini de fevkalade bilmelidir.
- Ben de Huber’e gittim the şapgalı baba.
- Hangi habere gittin, sayın Abdullah Binaenaleyh resimlerini de çektin mi
- Ben şimdilik kartele poz veriyorum the şapgalı baba. Senin haberin yok mu
- Kimin eline koz veriyorsun, kimin çobanına yoz veriyorsun Binaenaleyh bana toz konduramazsın sayın Abdullah.
- Ben adamın tozunu alırım the Şapgalı baba Bana derler Abdullah! Heyyt!
- Sana gürleme mi dedik sayın Abdullah. Bir Kasımpaşalı var. Binaenaleyh sen ne olabilirsin Aralıkpaşalı, ocakpaşalı, Şubatpaşalı.. Şubatpaşalı olmak fevkalade yakışacaktır.
- Benim şubat paşalarına çok hürmetim var the şapgalı baba.
- Biliyorum sayın Abdullah biliyorum. Binaenaleyh hürmetinden başını kaldıramıyordun, fevkalade görüntü veriyordun.
- Başımı, Haziran’da kaldırabilirim the şapgalı baba.
- Dur, acele etme sayın Abdullah. Binaenaleyh Haziran sıcak aydır, fevkalade terletir insanı.
- Haziran soğuk olursa bana haber ve the şapgalı baba. Rüzgarlar soğuk esiyor, ben üşüyorum.
- Arada kalma sayın Abdullah. Binaenaleyh cereyanda kalmak fevkalade kötüdür, çarpar adamı. Gel bizim sokakta yaşa.
60 YIL ÖNCE
Ağlarsa (kim) ağlar
Bakanlar Kurulu’ndan sonra düzenlenen mutat basın toplantılarının yegane konuşmacısı Bülent Arınç’a bir muhabir şöyle bir soru yöneltmiş.
- Gülen ölmüş! Bilginiz var mı
Hükumete yakın medyacılarda bir telaş. Gezi uçakları tribülünsa girdiğinde dahi daha sakindiler. Merakları o soru değil, soran gazetecinin kim olduğu.
Ne işi varmış, kim göndermiş.
Onları tanımasak, biz de inanacağız telaş kalıplarına..
O soruyu soran muhabirin acemiliğidir sevinmelerine sebep.
Düşünsenize, Bülent Arınç bey Bakanlar Kurulu’nda alınan kararları açıklarken ağlamıyor mu Ağlıyor..
İşte o ağlama başladığında sorulmuş olsa idi o soru, taşlanan o muhabir tarafından..
Ertesi günü kendileri de şöyle yazmazlar mı idiler haberlerini.
“Gülen’in öldüğünü duyan Bülent Arınç gözyaşlarını tutamadı..”
Mecburen yani..
Sevinçten ağladı, diyecek halleri yok ya..
Allame
Sen allame filozof, sen bilge profesör,
Birkaç kırıntı bildin diye ne bu çalım!
‹limsiz din sağırmış, dinsiz ilimse kör,
Gel gerçek ilim için Kur’an’› açalım...
Milletin Gücü
Sen, kafası fesatla doldurulmuş bölücü;
Tuzakların bize sökmez, başka kafa sına!
Birlikten doğar bu Milletin manevi gücü,
Balyoz gibi iner bölücünün kafasına!..
Kıyamet Geliyor
Nene gerek, ne zaman kopacağı;
Ölümün yakın, al sana kıyamet!
Boşuna vermedi, kolu bacağı,
Müslüman kalk, Allah için k›yam et!..
Ekrem Şama