CUMHURİYETİN yüzüncü yılında; yani 2023 yılında dünyanın

en büyük ekonomilerinin arasına gireceğimizi AKP hükümeti adeta kafamıza çakar

gibi haykırıyor. Şöyle diyorlar;

Dünyanın en büyük on ekonomisi arasına gireceğiz 2023

senesinde. Bunun için milli gelirimiz 2 trilyon dolar olacak; kişi başına düşen

milli gelirimiz 25 bin dolara yükselecek; ihracatımız 500 milyar dolara

ulaşacaktı.

Nedense bu hedeften vazgeçilip önümüze Türklerin

Anadolu ya gelişinin bininci yılı olan 2071 hedefleri konuldu. Yol yapmayla,

havaalanı yapmakla sadece bir nebze gelişebilirsiniz. Döviz getirecek mal

üretmezseniz, Dış ülkelere döviz getirecek fabrikalar kurmazsanız, siz

satmayıp, size satarsalar, bu hedefi yakalamak mümkün olur mu

Üretmeden, tüketen bir ekonomi olunca rüya bitti. Yeni

bir algıyı devreye sokmak ihtiyacı duydular. Her an millet uyanabilirdi. Ve

böylece Yeni Türkiye algısını servis ettiler. Aslında ortada yeni bir şeyden

bahsetmek gerekirse; 12 yıldır kurulmayan fabrika olduğunu düşünüyorum. Bu yazı

dizisinin sonunda Milli Görüş ün ne kadar önemli ve değerli olduğunu

anlayacaksınız. 12 yılda yapılan ikna mühendisliğidir. İkna mühendisliğini bir

başka yazıda ele alacağım.

Yeni Türkiye de ortaya çıkan yeni temsilciler

Lafı dolandırmayacağım! Ortada bir demir üçgeni var.

Nerden bulduk bu demir üçgenini Bu demir üçgeni kavramını iktisatçı Paul

Krugman Meksika ekonomisinde analiz ediyor. Bizde oradan alıp, bu analizi

yapıyoruz.

Üçgenin birinci ayağında: Yeni Türkiye de devletten

imtiyaz alıp yap-işlet , yap-işlet-devret ve işletme hakkı devriyle kâr

garantili büyük kamu projelerini alan imtiyazcı oligarklar (Oligarşinin üyesi

ya da destekçisi) bulunuyor. Bu derenin taşıyla, derenin kuşunu vurmak. dır.

Üçgenin ikinci ayağında: İmtiyazları verip, sonra

imtiyazcı oligarklardan beslenen politikacılar yer alıyor.

Üçgenin üçüncü ayağında: İşçi aristokrasisini temsil eden

yüksek ücretli işçilerin üye olduğu sendikalar bulunuyor. Bu sendikalar,

hükümetin istediği, susup duran sendikalar oluyor.

Bu bilgiyi verdikten sonra 12 yılı kısaca analiz edelim.

Tarım ne âlemde

AKP hükümeti iktidara geldiğinde ülkemizde buğday üretimi

19 milyon 500 bin ton üzerindeydi. Türkiye İstatistik Kurumunun 25 Aralık 2014

tarihinde yapmış olduğu açıklamada bu oran 19 Milyon oldu. Anlayacağınız buğday

üretimi 12 yıldır yerinde saydı hatta az da olsa geriledi. Arpa aynı dönemde 6

milyon tondan ancak 6,3 milyon tona çıkabildi. Tarım ürünleri yerinde saya

dursun, nüfusun artmasından dolayı talep karşılanamadı. Bu da gıda fiyatlarının

artmasına neden oldu. 2014 de yıllık yüzde 14 düzeyinde bir artış gerçekleşti.

Artan gıda fiyatları, enflasyonu tetikledi. Enflasyon yükselmesi paranın fiyatı

yani faizleri yatırım faaliyetlerini çoğalttı. Patronlar uzun vadeli verimli

alanlar yerine ise; adeta yüksek kâr getirecek alanlara yöneldi. İnşaat patladı.

Birçok işveren maliyetlerin yüksek oluşundan iş yerini kapattı, inşaat

sektörüne yöneldi. Köylü gübre ve mazotun pahalı oluşu, ürünlerin ise yeterli

bir fiyatta satamadığı, aracının yüksek kârlar kazandığı bir ortamda daha fazla

yaşayamadı. Evini parkını kapatıp, büyükşehre göç etti. (Devam edecek)