İstikrara mı? Zaten, on yedi yıldır devam eden bir iktidar var… Yönetimde süreklilik söz konusu. Koalisyonlar olmadan yola devam edildi.
İhracat mı? Daha yeni yeni kafasını kaldırıyor üreticiler… Dünya ile tanışmak, yüzleşmek büyük avantaj sağlıyor sanayi üreticisine… Bu bir süreç. Sanayicimiz, doğru yolda ilerliyor, lakin bir sürü çapraşıklık ve yanlışlık var.
Ekonomi büyüme mi? Büyüme göstergeleri biraz oynak. Yine de, büyüme hızımız dünya ortalamasının üstünde. Bu hususta farklı görüşü olanlar elbet var… Kredi ve benzeri yöntemlerle piyasaya boca edilen paraların bunu tetiklediğini iddia edenler var… O tartışmaya şimdilik girmeyelim.
Huzur mu? Farklı kesimlerden farklı sesler geliyor. Huzurlu bir toplum muyuz, ihtiyaç duyduğumuz şey elbet huzurdur… Türkiye, tam olarak güvenli bir ada olabildi mi? Bu sorunun cevabı, Suriye’de yatıyor, Irak’ta yatıyor, Ortadoğu’da yatıyor.
Huzurla güvenlik iç içe geçtiğinden… Huzur daha geniş bir alanı kapsıyor ve daha anlamlı… Güvenlik, huzurun kapılarından bir kapı sadece.
Huzura ihtiyaç var.
Güvenliğe ihtiyaç var… Bugüne kadar uygulanan sakat ve anlık politik hamlelerle, Türkiye zaman kaybetti.
Doğru yolla, doğru menzillere varılır. Meşhur bir teşbihtir, gömleğin düğmesi hep yanlış iliğe varınca, kargaşa ve aynı binayı okumalar sıradanlaşmıştır.
Milli gelirden eşit paylaşım… Bölgeler arası dengesizlikler, alttakilerle üsttekilerin oluşturduğu ara boşluklar… Bunlar problem olmaya devam ediyor. Türkiye’nin temel ihtiyacı elbet, gelirin adil paylaşımıdır.
Bununla ilgili çalışmalar, hâlâ alt ile üstün birbirinden çok uzak olduğunu gösteriyor.
Temsilde adalet… Anayasanın gereği iken, bugüne kadar gelmiş geçmiş siyasi iktidarlar, toplumun ihtiyaçlarından ziyade, kendi menfaatlerini önceye aldıklarından, bu muhtaçlık ıska geçilmiş… Meclis’teki temsil yazboz tahtasına çevrilmiş, iktidarlar heveslerine göre hareket eder olmuşlardır.
İnsanca yaşama isteği… Çoğulculuk… Toplumun gerçekten böylesi bir hale karşı duyarlılığı var mı?
Ortak değerler etrafında kenetlenme… Olmazsa olmaz gibi değerlere sahip çıkma hasletimiz zayıf… Bana değmezse, yılanın bin yıl yaşamasının mahsuru yok diyen bir anlayış, insani bir düzeni savunabilir mi?
İnsanca yaşamak için, insani değerlerin yaşatılması ve öne alınması, temel kabul edilmesi gerekir.
Malın, insandan daha kıymetli olduğu bir dünyada, böylesi bir doğruya varmak için mücadele şart. Ne yapmalı?
Türkiye gerçekten insanca bir yaşama ve adaletle yol yürümeye layıktır… Bu ihtiyaç hiçbir dönem tam olarak karşılanamamıştır.
Hâlbuki inancımız… Kitabımız… Amiyane tabirle Allah’ımızın buyruklarıyla, kendi ellerimizle oluşturduğumuz sistem çatışıyor.
İslam, insan dokunulmazdır, malı, canı bir başkasına helal değildir, diyor… Sistem, kendi kutsallarına bizim canımızı da malımızı da mallaştırıyor.
İslam, suçun bireyselliği ilkesi vardır, baba, oğlunun yaptığından, oğul, babanın yaptığından hukuk önünde sorumlu olamaz, diyor… Sistem, tam tersiyle muamele ediyor.
İslam, insan şereflidir, haysiyetli bir hayata layıktır, diyor… Sistem, onu aşağıların aşağısına itiyor… Velhasıl, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şeyler çok… Lakin her işin başı, insandır… İnsanın da, temel yolu, şerefli yaşama iradesidir… Bunun adı da adalettir, adalettir… Adalettir.
Bilmem anlatabildim mi?