Türkiye’deki ırkçı bakış hemen bütün kesimleri sinmiş ve asla kopulamayan ve uzaklaşılamayan bir anlayış taşıyor. Homojen bir toplumun iyice iç içe geçmiş kesimlerin kimi nedenler ve gerekçelerle kaynaştıkları ortada iken ısrarla İslâm milletini birbirinden koparmaya çalışan anlayışın baskınlığı süregidiyor. Aslında zihinler o kadar karmaşık ki, bazı durumları izah etmede güçlükler oluyor.

Cemal Paşa’nın Suriye politikası tam anlamıyla Türkleştirme ısrarıyla binlerce insanı idam etmekten kaçınmamıştır. Bununla yetinmemiş, kabileleri sürgüne göndermiş. Sürgüne gönderdiklerini de takibe almış, orada da rahatlık vermemiş. Araplar içinde o güne değin milliyetçilik kıpırtıları var ama bu asla bir tehlike oluşturmuyor. Günlerdir bu konuyla ilgili okumalar yapıyoruz. Bu kaynakların tamamında Araplar Osmanlı Devleti’ne olan bağlılıklarını son ana kadar sürdürüyorlar. Nefret o kadar büyüyor ki, halk kitleler hâline istemeye istemeye diğer tarafa doğru kayıyor. Bu konuda nasip olursa geniş çalışmalarımız olacak. Araplar neden Osmanlı Devleti’nden koptu, neden emperyallere zorunlu teslim oldu, neden ortada kaldılar? Önemli, uzun bir konu.

Şu ırkçılık ve jakoben anlayış ne yazık ki sadece Türkçü jakoben parti ve çevrelerde değil hemen bütün kesimlerde karşılık buluyor.

Türkiye demokrasisi son yıllarda bu jakoben anlayışla artık kayyum demokrasisine dönüşmüştür. Cemal Paşa’nın yaptıklarının benzeri burada uygulanınca Kürt halkının giderek uzaklaştığı ve artık iyice koptuğu görülmektedir.

İşin çarpık tarafı da şudur ki; seçimlere kişilerin girmesine izin veriliyor, ardından seçimi kazanınca görevden alınıyor, tutuklanıyor sonra mahkemeye veriliyor, yargılanıyor ve mahkûm ediliyor. Bu anlayışlı bir içişleri bakanı geçmişte kolluk kuvvetlere buyruğu siz gerekeni yapın, yargılama işleri arkasından yapılır anlamında idi.

Cemal Paşa ruhu da tıpkı böyle idi. Arapların devletten uzaklaştırılmaları, Sara Aaransohn adlı Yahudi kadının haremine girmesi, askeri sırların Akdeniz’de bulunan İngiliz donanmasına aktarılması sonucu Gazze ve Kanal savaşlarının yenilgiyle sonuçlanmasına neden olmuştu.

İslâm milleti ne yazık ki ırk belâsına bulaştıktan sonra iki yakasını bir araya getirmedi. Parçalandıkça parçalandı, dağıldı.

Mehmet Görmez Hoca’nın sosyal medyadaki bir söyleşisinde Efendimiz Arafat’a giderken bir siyahi çocuğu bindiği devede terkisine alıyor. Çocuk, simsiyah. Yola çıktıklarında çocuk arkadan Efendimiz’in beline sarılıyor. Orada bulunanlar çocuğu kıskanıyor, keşke bizi terkisine alsaydı diye.

İnsanlık tarihi açısından en önemli bir anlayış ve bakıştır bu. Siyahilerin ancak köle gibi algılandığı, Arap aristokrasisi tarafından rahatsızlık duyulduğu bir dönemde.

Şu demokrasi denen durumda bunu her zaman her dönemde nefretin boyutları farklıdır.

Kimi Kemalist siyasal partiler ve belediye başkanları bu anlayıştan asla vazgeçemiyorlar. Çünkü onların da genlerinde ırk olgusu ağır basıyor. Afyon ile Bolu belediye başkanlarının tutumu Hakkâri’de yapılanlardan farklı mıdır?

Dersimliler bombalanmış olmalarına karşın kendilerini bombalayanlara tam anlamıyla bağlıdırlar. Onların da zihinleri Kemalizm tutkusuyla yoğrulu olduğundan onlar da tam anlamıyla Arap karşıtlığıyla ırkçılık yapıyorlar. Mazlumluklarını unutuyorlar. İşin tuhaf ve çarpık yanıyla tam anlamıyla din düşmanlığı yapan kesimleri az değildir. Bu farklı kesimler kimi konularda ortak noktalar buluyorlar. Kendilerine yapılanlardan hem yakınıyorlar hem de onlarla birlikte oluyorlar.

Güç kimin eline geçse ırki tutumlarından vazgeçemiyorlar. Bu çarpıklığın nedeni tam anlamıyla jakoben ırkçılıktan kaynaklanıyor, Cemal Paşalaşıyorlar.