İki insanı birbirine bağlayan en büyük güç güven duygusudur. Ekonomik ilişkilerden yönetim ilişkilerine, arkadaşlık ilişkilerinden tutun da evlilik ilişkilerine kadar her alanda güven temel belirleyici unsurdur. Nikâh güvenle tesis edilir, dostluk güvenle kurulur, ticaret güvenle yapılır, yönetme yetkisi güvenle verilir. Toplumsal ilişkilerin bütününü kapsayan güven duygusu sağlam temeller üzerinde oturduğu müddetçe toplumsal ritim sağlanmış olur. Aksi durumda kaos ortamının egemen olması kaçınılmazdır.
Toplumsal hayat içerisindeki bir ferdi düşündüğümüzde ilişkiye girdiği iki muhatabı vardır. Birisi kendisi gibi diğer fertlerdir, diğeri ise toplumun yönetiminde söz sahibi olanlardır. Bir kişinin diğer insanlarla olan ilişkisinde güven ahlakla sağlanır, yöneticilerle olan ilişkisinde ise güven adaletle sağlanır. Bu yüzden toplumsal ilişkilerin bütününde hayati kavramları ifade ederken genelde ahlâk ve adaleti kullanırız.
Hiçbir toplum homojen bir yapıya sahip değildir. Ulus devletle birlikte yürütülen homojenleştirme çabalarının da sonuç vermediğine şahit olduk. Bu yüzden farklılıklar toplumsallığın bir zaafı olarak görülmemelidir. İnsanların bir arada yaşaması bir zorunluluk olabilir. Ancak bu bir arada yaşamanın zeminini sağlamlaştırmadıkça toplumsallığın çözülmesi kaçınılmazdır. İşte güven duygusuyla birlikte ortaya çıkan ahlâk ve adalet kavramları bu zemini besler. Yani toplumsal ahengin imkânını benzerliklerde değil güvende aramak gerekiyor. Günümüzde toplumların huzur içinde bir arada yaşayabilmesi için bir üst kimliğe sarılmak yeterli olmayacaktır, hatta gerekli de olmayabilir. Üst kimliğin birleştiriciliğinden daha çok üst duyguya yani güven duygusunun egemen olmasına ihtiyaç vardır.
Toplumsal ahengin sağlanmasında güven duygusu ne kadar önemli ise aynı şekilde toplumsal inşaların yürütücü gücü de yine güven duygusudur. Peygamberler ya da öncü şahıslar toplumsal değişimi işte bu güven duygusu üzerinden gerçekleştirmiştir. Örneğin Efendimizin ilk zamanlarda yaptığı davetin karşılık bulmasının en önemli sebebi ona olan güvendir. Yani onun emin olma vasfı risalet davası için büyük bir imkân sunmuştur.
Efendimizin Mekke döneminde insani ilişkilerindeki ahlaki tutumundan kaynaklı sağladığı güven duygusunu Medine sürecinde yöneticilik vasfı gereği adaletli tutumuyla sağlamıştır. Yakınındaki insanlar ilk dönemde onun ahlakına güvendikleri için davetini kabul etmişler ve tebliğ ettiği dini benimsemişlerdir. Fakat onunla daha önce tanışmamış olanlar ise onun yöneticilikteki adaletine güvenerek İslam’a teslim olmuşlardır. Bu tarihi gerçeklik sadece o dönemde yaşanmış ve geçmiş bir olay değil bugün için de bizlere çok şey söyleyen bir olgudur.
Günümüzde bir arada yaşamaya dair karşılaştığımız sorunların çözümünü güven duygusunun imkânıyla aşabiliriz. Hem yeni bir toplumsallığın inşa edilmesi için hem de toplumsal ahengin sağlanabilmesi için karşılıklı güven duygusunu hâkim kılabilecek bir olgunluğa ihtiyaç vardır. Farklı sosyolojik zeminlerin birbirlerine güven vermediği bir vasatta ortaya tahakküm çıkacaktır. Çünkü başkalarından duyulan endişe onlara baskıyı da beraberinde getirecektir. Ancak ahlaklı tutum ve davranışlar ile adaletli yaklaşım farklı sosyolojik tabanların karşılıklı güven duygusunu tesis edebilir.