Büyükanıt Paşa topu bu noktaya koydu. İş siyasî iradenin şut çekmesine kaldı. PKK sorununun çözümü buna bağlı. Hatta sadece PKK sorunu değil, Kuzey Irak ve Ortadoğu problemlerinin çözümü dahi çorap söküğü gibi kolaylaşabilir. Çünkü işin içinde mehmetçiğin sihirli ve uğurlu eli olacak.

Niçin endişe edip duruyoruz. Kıbrıs ta öyle olmadı mı Mehmetçik adaya ayak bastı, Kıbrıs a barış geldi. Daha önce kan gövdeyi götürüyordu.

Bir Japon ilim adamı, uluslararası ihtilâfların kolayca çözülmesi için bu görevi Türk milletine havale etmek gerekir diye, bir tez ortaya atmıştı. Bu tez doğrudur.

Ecdadımız altı asırdan fazla bir süre, Avrupa nın ortasına kadar olan geniş alanlar üzerinde mevcud dini, dili, mezhebi ve kültürü başka başka olan insan topluluklarını, insan haklarının en kâmil uygulaması altında, barış ve kardeşlik içerisinde başarıyla yönetmedi mi

Ama petrol hırsıyla gözü dönmüş olan, ısparmoz tutmuş gibi, ihtiraslarının esiri bulunan batılılar geldiler, Ortadoğu daki dengeleri bozdular. Bu dengesizlik bütün dünyaya sirayet etti. Dünya insanı hâlâ, ecdadımızın tesis ettiği hak ve adalet ortamına kavuşamadı.

Görüldüğü gibi askerimiz, Birleşmiş Milletler Teşkilâtı tarafından görevli olarak nereye gönderilse orada seviliyor, sempati topluyor, barış ve huzurun temsilcisi oluyor.

Tabii ki öyle olacak. Peygamber Efendimiz in övgüsüne mazhar olmak ne demektir Efendimiz Hadis-i Şeriflerinde:

"İstanbul muhakkak fethedilecektir. Onu fetheden asker ne güzel askerdir, onu fetheden kumandan ne güzel kumandandır" diyerek askerimizin meziyet ve hasletlerini dile getirmiştir. Elbetteki bu ruh ve bu imanla tebşir ve takviye edilenler insanlığa hizmet yarışında daima ön safa geçecek, takdir toplayacaktır.

Hilmi Özkök Paşa nın bir sözünü hatırlıyorum. Ortadoğu yu ABD alt üst edecek, sonunda bu bölgenin düzeltilmesi için bize ihtiyaç duyacaklar, demişti. Olayların gelişmesi neticesinde ibre bizi gösterecek. Belki de sonunda bu hercümerci düzeltme görevi bize düşecek.

Vaktiyle Kudüs yöresinin idaresi bizim elimizde iken, Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman halkın huzur ve asayişini sağlayan görevli, başçavuş rütbesinde bir evladımız imiş.

Şimdi ise Birleşmiş Milletler Teşkilâtı başta olmak üzere, bütün uluslararası örgütler ellerinden gelen çabayı sarfediyorlar, yine de sonuç alamıyorlar.

Alamıyorlar çünkü niyetleri bozuk. Hak ve adalet kavramı kâğıt üzerinde kalıyor. Çünkü yangına su yerine benzin sıkıyorlar. Biz bölgeye insan hakları, demokrasi getireceğiz diyorlar. Getirdikleri ırza, mala, cana tecavüz, kan, ateş, katliam ve vahşet.

Çünkü hak ve adaleti ancak Hakka inanan ve hak ve adalet aşkıyla yanıp tutuşanlar hayata geçirebilir.

Hakka ve adalete samimi olarak inanmayanların, tüzük ve kanunlarında ne kadar adil hükümler mevcud olursa olsun, bu tüzük ve kanunlar ölü birer cisim olmaktan ileri geçemez, başka bir işe yaramaz. Hakk ve adâleti hayata geçirecek kişiler görev başında olmadıkça, insanlık asla ümit ettiği selâmet ve saadete erişemeyecektir.

Bu gayeye erişmemiz için ise, devlet, millet, sivil, asker kaynaşmasını en ileri derecede sağlamamız, birlik ve bütünlük halinde olmamız gerekir.