Başbakan R.T.Erdoğan, “Bize şamar atmaya çalışıyorlar” demiş bir konuşmasında.
Kim atmaya çalışıyor, nerde atmaya çalışıyor, nasıl atmaya çalışıyor
Sayın Başbakan koruma kadrosunu artırmak için yapmış olamaz bu konuşmasını... Şamar atmak isteyenin bir kol boyundan yakın olması gerekir. Zira açık elle yüze vurulan tokata şamar denir.
Sayın Başbakan’a bu kadar yaklaşan kim Kamera kayıtları yok mu Nasıl tespit edilmiş şamar atmak istediği, o kişi her kim ise Bir elin açık olarak yukarı kaldırılması sadece şamar atma niyetini mi anlatır Dua eden el, nasıl ayırd edilir
Başbakan’ın baş yardımcısı Sayın Arınç Bey de, “Ben kum torbası yapılacak biri değilim” dememiş mi idi Yani diyordu ki: Bir kaç kere vurup gidecek değiller. Sağlı, sollu, önlü, arkalı... Ben dayanamam buna.
Başbakan’a şamar, yardımcısına yumruk...
Hatırlayınız lütfen. Bir başka yardımcı AKP’li de “Şamar oğlanı değiliz!” dememiş mi idi (24 Şubat 2013, Millî Gazete, Değmesin Yağlı Boya, Turşuluk Hıyar Değiliz) Neredeyse on ay geçmiş bu sözün üzerinden ve Sayın Başbakan şamar niyetlilerin vazgeçmediklerini ilan ediyor.
Siyasilerin ara sıra kendilerini anlatmak için kullandıkları tanımlamalardan çok başka bir şey bu AKP’li-şamar ilişkileri. Sayın Bahçeli’nin “MHP bostan korkuluğu değildir” demesine benzemiyor bu durum. Bostan korkuluklarının ağızları da yok, dilleri de... Bahçeli’ye kim cevap verecek Lakin bir şamar atmak isteyen varsa, o elin bir dili de vardır.
Derken efendim merakımızı kartelin devşirmesi giderdi. Verdiği tefsir derslerinin arasında gördük aradığımız cevabı. Merhum babası müftü olduğundan, tefsir etmek bana düşer, demiştir.
Anlamaya çalışalım: Başbakan’ın “Bize şamar atmaya çalışıyorlar” şikayetine, tokat-şamar karışımı bir cevap gelmiş, kendini muhatap ilan eden Gülen’den. (Kartelin devşirmesi aynen böyle yalın kullandığından, bir bildiği vardır, diyerek biz de böyle diyoruz. Ne de olsa tefsir gücü onda.)
“Ben yediğim tokatları biliyorum. Şimdiye kadar hiç kimseye yapmadığımız şeyleri yaptık. Allah tarafından tokat yiyorum, Allah affetsin. Zira kıymetinin üstünde, o ölçüde liyakati olmayan insanlara değer atfetmek, hakikati altüst etmektir. Kader, ‘Öyle değil bu mesele, alın siz ağzınızın payını’ dedi ve bize tokat üstüne tokat indirdi. Şamarı bir başkası değil, biz yiyoruz.”
En sert açıklama bu açıklama diyor tefsirinde devşirme. “Asıl şamarı sen bana atıyorsun” diye Başbakan’a cevap verirken, bir yandan da “liyakatin olmadığı halde sana aşırı destek verdik” demeye de getirdiği ısrarla vurgulanıyor.
Tefsirci gazeteci farkını görüyor musunuz
Araştırmacı gazetecilerin bir zamanlar Ecevit’e destek verenlerin kayıtlarına ulaşmasını üçüncü sınıf kazılarda, nasıl engelliyor, yok ediyor, işlevsiz kılıyor
Demek ki kartel boşuna devşirmemiş oluyor, devşirdiklerini.
Ecevit’e destek... Ama o liyakatli idi. Bunu iddia eden kartelin devşirmesine sormak hakkımızdır.
Ecevit ne yapmıştı
Akıllarda kalan icraatı nedir Ecevit’in
“Dışarı, dışarı!” diye bağırması...
Kime öyle demişti Ecevit
Milletin oyu ile Meclis’e gelen Merve Kavakçı’ya...
Merve Kavakçı nerede şimdi
Burada...
Merve Kavakçı burada ise, Ecevit’in “dışarı”da görmek istediği kimdi
Yani Sayın Devşirme, Ecevit “Dışarı” derken, kime neyi demeye getiriyordu Bir zahmet tefsir ediver.
Futbol gazetesi mi, iş bulma kurumu mu
“Bomba” diye duyuruldu, eğer varsa o “olay” gazetelerde.
“Bomba”lığı belki de doğruluğuna inanılmadığındandır.
Galatasaray şu anda işsiz bir futbol adamını sportif direktör yapmak istiyormuş. Haber bu.
Hatta o kulübün antiMancini yazıcılarına göre, geleceğin teknik direktörü de o imiş. (GS yöneticileri niçin Mancini’den önce görmediler, sorusu onlara sorulmaz!)
Durun hemen, önümüzdeki yıllarda bir “kupa tartışması” daha mı yaşayacağız, endişesine gelmeyin. (Bu espriden alınacak hangi takımın olursa olsun, tüm taraftarlarından özür dilerim. Kendilerini hariç tutsunlar, hak edenler var zira...)
Bir misal ile de anlatmaya çalışalım futbol medyamızın “özür”lerini.
Diyelim ki size haber uçuruldu: Filanı gündeme getirin. Veya filan için de bir şeyler yazın. Unutulup gitmesin.
İyi ama, böyle de olmaz ki...
Avrupa’da (yani oradaki bir kasabada) Türkiye TRT’si birinci seçildi (Hangi konuda ve ne için olduğu meçhul.) günlerinin genel müdürü İsmail Cem görevden alınınca, köy programlarında türkü çağıran bir garip de kendince zehir zemberek ve en devrimci bir açıklama ile istifa etmişti: O yoksa, ben de yokum!
Günler geçer, yıllar geçer kimse arayıp sormaz o garibi. Sonra bir yılbaşında gazetelerde bir haber: Büyük ikramiye o ünlü türkücüye çıkmış! Sonra anlaşılır mesele. Kendisi telefon edip söylemiş. Yaşadığı bir günlük haber beyliği işte... Unutanlara yaşadığını hatırlatmak istemiştir.
Yani diyorum ki, yazdığınız o gazeteleri alan insanları böyle haberlerle niçin oyalıyorsunuz Niçin sinir sistemlerini alt üst etmeye çalışıyorsunuz Niçin futbol takımlarımızın yöneticilerine akıllar vermeye kalkıyorsunuz Bilet haberleri aklınıza gelmiyor mu Hem yılbaşı da çok yakın!..
.
Elinde demir yüreğinde korku
1965 seçimlerinden yüzde 52.87 oy oranıyla çıkan AP’nin Genel Başkanı Süleyman Demirel ne güzel anlatılmış. (Yavuz Donat, Sabah Gazetesi, 3 Aralık 2013)
450 milletvekilinin 240’ını kazanacak bir partinin Genel Başkanı konuşurken önüne öyle bir notu koyan kimdir Öyle bir not yazmak cesaretini nereden almıştır
Soru çok!
Demirel’in konuşma yaptığı seçim otobüsünde olanların ve not kağıtlarını toplayanların o notu göndereni tespit etmeleri mümkün değil idiyse, seçim kazanıldıktan sonra niçin gündeme getirilmedi o notta yazılanlar
Çankaya’ya çıkacağı günlerde, başbakanlık masamın üzerinde Menderes’in idam fotoğrafı vardı. Hep ona baktım, itirafını yapan Demirel, o gün o notla mı korkutulmuştu
Menderes’in başına gelenlerin hesabı sorulsun diye o seçimlerde AP’ne oy verenler neden hemen o seçimlerden sonra Demirel tarafından bilgilendirilmediler
O seçimin diğer meydanlarında “Gözlerimin içine bakın, ne demek istediğimi anlarsınız” diyerek, 27 Mayıs’ın hesabının sorulacağının şifrelerini veren ihtilal mağduru milletvekilleri kim tarafından, niçin güçsüz kılındı
Bir başka ihtilal tarafından imha edilen “Tabi senatörlük”ün müessislerinden Suphi Karaman’ın, “AP Grubuna hakim oldum. Onların 27 Mayıs aleyhinde olmalarını engelledim.” demesini bilmiyor olabilirler mi “Gözdağı”nı nakledicimiz Sayın Donat.
Demirel’i aklama, Demirel’i hatasız kılma, Demirel’i uçurma yazılarından, ki son günlerde her gazetede çok arttı sayıları, biri saymak mümkün Sayın Donat’ın bu yazısını.
1965 seçim çalışmaları sırasında böyle bir not almıştı. Dolayısıyla bu notun gücü, ona ne 27 Mayıs’ı sordurttu, ne de 12 Mart’ı engelletti. Bu düşünce savunulamaz.
O notu, şimdi bana şöyle bir not ulaştırıldı diyerek, o meydanda bir meydan okusa idi o Demirel, Türkiye o noktadan itibaren demokrasi yolunda hızla ilerlemez mi idi
O notun sahibi, baktı ki bir tepki yok. Tehditlerini, şantajlarını sürdürmedi mi
Mesela, filan yere bir valiz içinde şu kadar para gönder; filan kişinin atamasını filan yere yaptır... Gibi.
Neden olmasın
T.Özal ANAP diye bir partiyi iktidar yaptığında, Dalan diye birini de İstanbul’a belediye başkanı yaptırtmıştı.
Bir kaç ay sonra gazetelerde bir haber: “Dalan’ı kullanarak iş adamlarını dolandıran adam yakalandı.”
Olay şu: Liselerde ve üniversitelerde okumamış biri telefon ediyor işadamlarına. Dalan size birini gönderiyor, ona şu kadar para verin. Hayır diyen çıkmamıştır ama, dolandırılanlar arasında ben de vardım diyen yok.
Birisi, bu kaçıncı oldu, yar bana bir ihale, diye kapıyı çalınca anlaşılır mesele.
Bu işler böyle olur, demişti yakalanan.
O işlerin öyle olmadığına dair bir iz var mı Sayın Donat’ın “Gözdağı” yazısında. Yok!
1965 seçimlerinde, bir seçim otobüsü üzerinde konuşurken aldığı notu, ancak bugün açıklaması Demirel’in, başaramadıklarının sorgusunu üstünden atmak istemesindendir.
Menderes gibi olmamaya çalışarak geçirmiştir bütün ömrünü.
Halbuki, Menderes olsun diye seçilmişti.
Sayın Donat da bunu unutmuş olamaz!
Döner Döner Bi’da Okur
OECD tarafından lise öğrencilerinin matematik, fen ve okuma düzeylerini tespit ettiren araştırma yapılmış.
64 ülkenin sıralandığı listede, Türkiye 42. sırada yer almış.
Hücum bayramı ediyor kartel kalemşorları. İmam-Hatip Okulları varsa ve çoğalırsa, işte böyle olur, demeye getiriyorlar her yazılarını.
Üniversitelerimizin dünya sıralamasında ilk 500’e hiç giremediği 28 Şubat’lı yıları yaşamadı sanki bu ülke.
İlk 500 içinde olmadığımız, fakat ikinci 500 içinde, üçüncü 500 içinde olabileceğimizin de hiç işaretinin olmadığı o yılları birlikte yaşadık bu ülkede
Şehirlerin sokaklarına salınan tankların resimlerini çekmekle meşgul iken kartel gazeteleri, sıralamalarda olmayan üniversitelerin mezunlarının bir neticesi ise bu durum, fedakarlıkları tartışılamayacak öğretmenlere pay düşürmek kartel kalemşorlarının vazifesi olmasa gerek.
Dershane tartışması çıkarmamız durup dururken, ders çıkarma kabiliyetimizi tankların altından hâlâ kurtaramadığımızı göstermiyor mu, ispat etmiyor mu
Ey gözleri ela, Mandela!
Mandela ölmüş!
Onu ilk defa bu sayfada, ülkemizin bir ödül teklif ettiği günlerde yazmıştık.
Bakınız “İhtilali Önleme Derneği” kitabımızdaki “ O kadar şey kaldırdık, bari bir ödül koyalım” hikayesi.
Mandela ödülümüzü almayı reddetmişti.
İhtilaller ülkesinden “Barış Ödülü” almam, demişti. Halbuki biz o ödülden Nato’nun Luns’una, Japonya’nın İmparatoruna ve son kurtarıcımıza birer adet vermiştik.(1980’li yıllar)
O günlerin ünlü bir gazetecisi üstünden tepkileri bakın nasıl dillendirmişiz
Ödülü reddeden Mandela’ya karşı, “birlik ve beraberliğe en muhtaç bir günde” olduklarını keşfeden basın, toplu hücuma geçti Afrika’nın en güneyine doğru. İşte gazetecilerin en “kulak çekici”sinin dayılanması...
AHMET WIRWIR DİYOR Kİ:
GÜNEY AFRİKALI MANDELA! BANA BAK KARDEŞİM! O KADAR KASILMA! DAHA DÜN HAPİSTEN ÇIKTIĞINI BİLİYORUZ. KİMBİLİR NELER YAPMIŞTIN Kİ İÇERİ GİRDİN ÖDÜL ALMAK CİDDİ BİR İŞTİR. İYİCE DÜŞÜN! YOKSA BEN ADAMI BİR MANDALLARSAM...
Güney Afrika mahallesinin zenciler sokağında oturan Mandela! Şimdi beni iyi dinle! Ahmet Wırwır konuşurken herkes susar. Senin haberin var mı Hava nasıl oralarda Duyduğuma göre evin de yakınmış hapishaneye.
Nitekim kulağıma geldi. Bizim ödülü reddetmişsin. Sana mı kaldı Verenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü kara demişler. Ne yani, sana ödül vermeseydik de senin gibi kara mı olsaydık Sen kimseye vermediğin için herhalde böyle oldun.
Taksitle teflon tencere filan aldın mı bilmiyorum. Eğer almışsan ve taksitlerini zamanında ödemiyorsan, elimden çekeceğin var, haberin olsun. Sana gönül verende kabahat. Pardon ödül verende diyecektim. Fazla ödül göz çıkarır mı
Biz ki Eurovision ödülü alacağız diye kaç yıldır, ne taklalar atıyoruz, haberin var mı
Ayağına gelen ödülü almayan iflah olmaz! Bunu böyle bil aslanım. Yoksa ben adamı bir mandallarsam...
BİR DİLİM EKMEK
Bir zamanlar zenginmiş, dilenir kaç senedir,
Bollukta ekmeğini hiç dilimle yememiş…
Soranlara anlatır en büyük derdi nedir;
Bollukta ekmeğini hiç dilimleyememiş…
KASADAR
İki yakamız bir araya gelir sandık,
Beytülmale ehil kasadar geldi diye;
Hasılatı eve taşımış, sandık sandık,
Niyet soygun değil(!), kasa dar geldi diye…
SU KONUSU
Herkes basıyor alarm ziline,
Hep endişelere konu, sudur!
İklim, çevre tamam… Şu biline;
Aslında su, ahlak konusudur..
Ekrem Şama