TERÖRLE müzakere edilemeyeceğinin çarpıcı bir tablosu oldu aslında son yaşadıklarımız. Çünkü terör, acımasızdır, can yakıcıdır, göz yaşartıcıdır, silah eksenlidir, vur-kaç taktiklidir. Çözüm süreci, çözüm süreci diye bizleri uyuttukları 4 sene içinde, kim bilir hangi pazarlıkların, hangi tavizlerin neticesi olarak teröristler “uykuya yattı”. Biz de zannediyorduk ki, silahların susması hayra alamettir, terörizm artık bizim mahallemize uğramayacak şekilde inzivaya çekilmiştir. Böyle olmadığını, aslında siyasette 180 derece manevra kabiliyetine sahip olan etkili-yetkili isimlerimiz de biliyorlardı, ama mevcut tablodan kendilerine bir şeyler devşirmek onların işlerine geliyordu. Terörün kendisine bakmak kadar, onu üreten bataklığı da dikkate almak gerektiğini süreç içinde unutturdular bize. Güvenli liman gibi takdim edilen topraklarda, teröristlerin inlerine çekilip birkaç mevsimlik kış uykusuna yatması, bir şekilde üretilen siyaset çok doğru gibi takdim edildi. Şimdi, terörizmle sırt sırta olduğunu deklare edenler de, buna göz yumarak terörün hamilerini meclise palas pandıras sokanlar da, “çatışmasızlık durumundan” siyasi rant devşirenler de birbirlerini suçluyorlar. Peki, doğru kim, doğru olan ne
Bu bataklığın müsebbibi olan kanalizasyonların pisliği tamamen ortadan kaldırılmadıkça, maalesef terör bizim canımızı yakmaya devam edecek. Hazin gerçekliğimiz bu. PKK’nın Türkiye’nin yumuşak karnı olduğunu bilen, Kürt etnisitesini ülkemizin derin çatışmalarına alet etmek isteyen emperyal güçlerin, böl-parçala-yönet taktik anlayışı sonlandırılmadan, bir çıkar yolumuz yoktur. İşin içinde, dünyaya, “PKK terör örgütüdür” diye ağız ucuyla mesajlar yayınlayan küresel eşkıya ABD, küresel emperyalist İngiltere, Fransa, İtalya gibi bizim kendi ayaklarımızın üzerinde durmamızdan bile memnuniyetsizlik duyan ikiyüzlü bir dünyanın temsilcileri vardır. PKK’yı koruyup kollayanlar da onlardır, IŞİD’i Irak’ın, Suriye’nin başına bela edenler de… Çünkü onların koyduğu kurt kanununun gerekliliğidir bu durum. Bir yandan, terörü besleyecekler, terörü üretecekler, dünyanın her köşesinde karışıklıklar çıkaracaklar, bir yandan da bu karışıklıkları bastırmak için mücadele ediyor görünecekler, arada her iki taraflı olarak fabrikalarında ürettikleri, denemek için fırsat kolladıkları envai çeşit silahlarını satıp, keselerini dolduracaklar.
7 Haziran’dan beri her gün yüreklerimiz yanıyor… Haber bültenleri artık, siyasetin ayak oyunlarının ve Ankara’da adını sanını ezberlediğimiz birkaç siyaset figürünün beyanatlarıyla açılmıyor. Şehit analarının kuruyan göz pınarlarını izliyoruz… Babaların çaresizliğine tanık oluyoruz. Askerlerimizin, polislerimizin uzaktan kumandalı bombalarla, uzun namlulu silahlarla, mayınlarla, bomba yüklü araçlarla şehadet şerbetini içtiği haberlerle, yüreklerimiz dağlanıyor.
Harç bitti, yapı paydos diye bir tabir vardır… Artık bıçak kemiğe dayanmıştır. İki yüzlü siyaset manevralarıyla, diplomatik ayak oyunlarıyla, “çözüm süreci” masallarıyla, müzakere hikâyeleriyle Anadolu coğrafyasındaki her vilayetimize ateş düşürenleri bir daha gündemimizden tamamen çıkaracak yeni bir “Dış Politika ve Terör” hamlesini hayata geçirme vakti gelmiştir. Ne sivrisineklerle uğraşın, ne dağı taşı bombalayın… Bataklığı kurutmak için, bu işin ağababalarını hizaya getirin… Masaya yumruğu vurun… O yumruk Kandil’de duyulursa, bu iş ancak çözülebilir. Zira gerilla taktiğiyle mücadele eden terör örgütleri, “metazori, siyasal zorlama, kaynakların bitirilmesi” gibi unsurlar söz konusu olmadıkça adını duyurmak için eylemlerine devam ederler ve canımızı yakmayı sürdürürler.