Gündem öylesine hızlı gelişiyor ve değişiyor ki bir günlük
izin bile pek çok konunun birikmesine sebep oluyor. Geçtiğimiz haftanın son
günleri anadilde savunma hakkı ile birlikte bazı düzenlemelerin Meclis’te
görüşülmesi ciddi gerilime yol açtı. Bu arada CHP ve MHP’nin gerçek niyet ve
yaklaşımlarının açığa çıkmasına vesile oldu. Özellikle CHP terörün sona
erdirilmesi için iktidara kredi açtıklarını, yani görüşmelerin devamına destek
verdiklerini deklare etmelerine rağmen daha sonra sergilenen tavır ve yapılan
açıklamalar farklı görüntünün ortaya çıkmasına yol açtı. Bu arada çözüm
arayışlarının da sanki bir süre ileri bir tarihe bırakılmış görüntüsü ortaya
çıktı. MHP’nin tavrında bir değişikliğin olduğunu söylemek mümkün değil. Yıllar
önceki yaklaşımları ile bugünkü yaklaşımları aynı. Kısacası CHP ve MHP’nin
‘Türkiye’de Kürt yok Türkler var’ yaklaşımında aynı noktada birleştiklerini,
bunun ise demokratikleşme önünde ciddi bir engel oluşturduğunu söylemek yanlış
olmaz.
***
Ardından kabinede 4 Bakan’ın değiştirilmesi gündeme geldi.
Bazı değişiklikler pek sürpriz olmasa da özellikle Sağlık Bakanı Sayın Recep
Akdağ’ın değiştirilmesi bana göre sürpriz oldu. Kabinenin en uzun süreli görev
yapan Bakanı Recep Akdağ önemli işlere imza atmış, sağlıkta çok ciddi
değişiklikler yapmıştı. Genel olarak toplumda başarılı olarak kabul ediliyordu.
Hatırladığım kadarıyla Başbakan ile bir defa ters düşmüş ve Başbakan Erdoğan
Bakan’ı ile farklı düşündüğünü Meclis kürsüsünden dile getirmişti. Akdağ, domuz
gribi aşısı kampanyası konusunda gereğinden fazla telaşlanmıştı. Ancak, bu
telaşını her ihtimalin dikkate alınması, muhtemel bir salgına karşı hazırlıklı
olunması şeklinde nitelendirmek mümkün olabilirdi. Ama bu konuda ipin ucu kaçmıştı.
Bu hususta bir takım dış çevrelerin dolduruşuna gelindiğini o günler köşemde
dile getirmiştim.
Milli Eğitim Bakanı Sayın Dinçer’in kısa zamanda eğitimi
tepeden tırnağa değiştirme çabaları toplumu tedirgin etti. Sanki anlık
kararlarla eğitimde köklü değişikliklere gidildiği düşüncesi yaygınlaşmıştı.
Söz gelimi zorunlu eğitimin 12 yıla çıkartılması, ilkokulun 4 yıla indirilerek
ortaokulun 4 yıla çıkartılması gibi uygulamalar hayata geçirilse bile mekân
konusunda eskinin devamı niteliğindeydi. Kısacası ön hazırlık yapılmadan, alt
yapı hazırlanmadan kararlar alındığı ve uygulamaya konulduğu düşüncesi toplumda
yaygınlık kazandı. Bu arada okullarda tek tip kılık-kıyafet uygulamasına son
verilmesi kararı bile önü-arkası düşünülmeden alınmış bir karar görüntüsü
veriyordu. Çünkü okullarda zaten tek tip kıyafet uygulaması yoktu. Her okul
kendi kıyafetini kendisi belirliyordu.
İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin ise konuşmalarında potlar
kırması ile dikkat çekmişti. Giderken de kırgınlığını belli etmekten çekinmedi.
Kültür Bakanı Ertuğrul Günay ise kabinede farklı bir ses
gibi görünüyordu. Aslında farklı seslerden çekinmemek gerekir ama ülkemizde
farklılıklara tahammül gelişmediği için Günay hem partisi içinde hem de
toplumda yadırgandı.
***
Bu arada Başbakan Erdoğan’ın bir televizyon kanalında dile
getirdiği yargıya yönelik eleştirileri de hafta sonunun gündeminde önemli yer
işgal ediyordu. Şikâyetlerinde halklık payı olmasına rağmen 10 yıldan beri
yargıda önemli anayasal ve yasal değişiklikler yapılmış olmasına rağmen bu
şikâyetlerin devam ediyor olması yapılanların derde derman olmadığını
gösteriyordu.