Suriye kan gölü. Taraflar acımasızca birbirlerini katlededuruyorlar. Giderek daha parçalı daha karmaşık bir durum oluşuyor. Kürtler muhaliflere karşı çatışmalara başladı. Muhalifler kendi aralarında çatışıyorlar bir yandan. Esad güçleri Filistinlileri de vuruyor. Filistinliler, bugüne kadar sığındıkları Suriyeye karşı cephedeler. Bunda Türkiyenin de rolü var. BM, NATO Suriyeye müdahalede bulunmayacağını açıkça belirtti. Türkiye bu karmaşanın içinde yalnız başına kaldı. Türkiyeye toplar düşüyor, kimler tarafından atıldığı bile belli değil.

İsrailliler keyif çatıyorlar. Onlar da başka kimi Müslüman ülkelere horozlanıyor. Beklenmedik bir anda Sudandaki silâh fabrikalarını bombalıyor. Dünya ülkelerinin kulakları sağır, gözleri kör, dilleri lâl. Türkiye kendi iç ve Suriye sorunlarından başını kaldıracak hali yok. Zaten odaklandığı olaylar hareket etme şansını ortadan kaldırıyor.

Kimi kral Arap ülkeleri Suriye konusunda bu kadar duyarlıyken Sudan konusuna neden sessiz ve sağır Türkiye neden ses çıkarmıyor. Hani mazlumların yanında yer alınıyordu, hani sessiz kalınmıyordu. Söz konusu İsrail olunca neden herkes susuyor.

İsrailin Sudana ne hakla müdahale ettiğini kimse sormuyor. Sudanı ve yetkililerini terörist olarak suçlayan İsrailli yetkililer kendileri çok mu masumdurlar

Gazze de aylardır kuşatma altında. İnsanlar mağdur ve mazlum. Hastalara ilaç ve gıda ulaşamıyor. Giden yardımlar İsrailli korsanlar tarafından derdest ediliyor. Ama ne yazık ki dünyada hiç kimsenin kılı kıpırdamıyor. Bir avuç yardımseverin çabası bu dünya şamatasında boğuluyor.

Birkaç yıl önce de Suriyedeki tesisleri bombalamıştı. Yakın zamanda ayrıntılı bilgiler ortaya çıkınca, şimdiki Suriyenin konumunu ve durumunu fırsat bilen Yahudiler, "Bakın iyi ki biz o tesisleri bombalamışız. Yoksa oradan hem Türkiye hem de başkaları zarar görecekti" küstahlığında bulunuyor. Yani kendisini bölgenin muhtarı olarak görüyor.

İsrailin Sudan saldırısı İran için de bir tehdit olarak görülüyor.

Arap Baharı ve Suriye sürecinde İsrailin bir tedirginliği, telaşı, endişesi ve korkusu oldu mu Adamlar o kadar rahattırlar ki, sonuçların nereye varacağından çok emindirler. En radikal gibi görünen Mısır konusu bile onları hiç de rahatsız etmiyor. En sonunda Muhammed Mursi, İsrail ile yapılmış anlaşmalara sadık kalınacağının haberini verdi.

Biz bunları söylerken kimi dostlarımız burun kıvırıp geçiyorlar. Her taşın altında Yahudi arama paranoyası olarak görüyorlar. Oysaki bu kimseler siyasal tarihten, tarih bilincinden, İslâm düşünce duyarlığından yoksunlaştıklarının farkında değildirler.

Hani bir avuç kadar olan İsrail veya Yahudiler ne gibi tehdit olabilir diyegeliyorlar.

Bu gibi insanlara önerilecek birkaç eser bile yeterlidir. Bunlardan biri Theodor Herzlın anıları, Umberto Econun Foucolt Sarkacı, Avram Galantinin Türkler ve Yahudileri gibi. Daha çok eser de önerilebilir. Sultan Abdulhamidin başına gelenler ayrıntılı okunabilir. Osmanlı Devletinin çöküş sürecinde yaşananları vs. İttihat Terakki süreci, Masonlar üzerine olan çalışmalar, Gizli Dünya Devleti gibi eserler dikkatle ve ayrıntılı okunmalı.

Bir de dünyada yaşananlar tek pencereden değil çok geniş açıdan değerlendirilmeli. Tek yanlı medya üzerinden değil hemen bütün medya dikkatle izlenmeli, okunmalı ve yorumlanmalı. Bundan analitik sonuca erilmeli.

Kulak dolgunluğuyla bir sonuç asla elde edilemez.

BAŞSAĞLIĞI: Aziz dostumuz genel yayın yönetmenimiz Mustafa Kurdaş Beyin anneleri Penpe Hanım hakkın rahmetine kavuşmuştur. Kendilerine rahmet ve mağfiret, Hz. Hatice, Hz. Fatıma ve Hz. Aişe validelerimize komşu ve arkadaş olmasını diliyoruz. Başta Mustafa Kurdaş Bey ve yakınlarına sabrı cemil diliyorum.