İnsanların her konuda “aynı şeyi” düşünmelerini ya da “aynı şeyi” söylemelerini kimse beklemiyor.

İnsanların “farklı şeyler” düşünmelerinden ve “farklı şeyler” söylemelerinden daha doğal ne olabilir?

Herkes kendi görüşünün doğru ve haklı olduğunu düşünerek karşı düşünceyi tartışabilir.

Ama itiraf etmeliyiz ki tartışmayı bilmiyoruz.

Bir konuyu tartışırken ya da farklı düşünceyi eleştirirken hakaret etmeyi marifet sanıyoruz.

Yapılan hakaret büyük tepki görünce de “kastım o değildi” diyerek lafı çevirmeye çalışıyoruz.

Hakaret eden lafı istediği kadar çevirmeye çalışsın ne demek istediği herkes tarafından oldukça net bir biçimde anlaşılıyor!

Hakaret edenin sıraladığı mazeretler zırvalamaktan öteye geçmiyor.

Malum zırvanın tevil imkânı yoktur. Bir de bunu yaparken, “Kastım toplumu kucaklayan birleştirici bir üslup olması gerektiğidir, bunu ifade etmek istedim” gibisinden laflar ediliyor.

Ortaya çıkan sonuç “kaş yapayım derken göz çıkartma” gibi bir şey oluyor. Tartışılan ifadeler bin kişiye sorsanız, aldığınız cevap ile yetinmeyip on bin kişiye sorsanız hatta yüz bin kişiye sorulsa herkesin “aynı noktada” birleşeceği ve bu sözlerin “hakaret kastı” ile söylenmiş olduğu kanaati ile karşı karşıya kalmak kaçınılmazdır. Eleştirmek ne kadar doğalsa işi hakaret boyutuna taşımak da o kadar ayıptır.

Hakaret etmeden meramımızı anlatmayı öğrenemedikçe başımız çok ağrıyacak demektir.

“Toplumu kucaklayan birleştirici bir üslup” peşinde olan kişilerin öncelikle kendi üsluplarına dikkat etmeleri gerekmez mi?

Karşısındaki kişiden üslubuna dikkatli olmasını isteyenlerin kendi üsluplarına hiç dikkat etmemeleri ortaya böylesine istenmeyen sonuçlar çıkmasına neden oluyor.

İktidarda olanlardan ne kadar üsluplarına dikkat etmeleri bekleniyorsa muhalefette olanlar o kadar dikkatli olmalılar ki ortaya birleştirici bir üslup çıkabilsin.