AKP’nin üretmek yerine rant ve ithalata dayanan politikaları, Türkiye’yi, neredeyse tüm ihtiyaçlarını, ithalatla karşılayan bir ülkeye dönüştürmüştür. Aşağıdaki rakamları gördüğünüzde gözlerinize inanamayabilir ve sanki bu rakamların Türkiye’ye değil de, toprakları çöllerden oluşan ve bu yüzden de hiçbir şey yetiştiremeyen bir ülkeye ait olduğunu düşünebilirsiniz. Ama öyle değil maalesef. Rakamlar, Türkiye İstatistik Kurumunun sitesinden alınmıştır.

Türkiye’nin 2014 yılındaki toplam “Hububat ürünleri” ithalatı, 2.47 milyar dolardır. Bu rakamın ayrıntısı ise şöyle: Buğday 1.5 milyar dolar; pirinç 277 milyon dolar; arpa 164 milyon dolar; mısır 348milyon dolar ve diğer hububat ürünleri 141 milyon dolar.

Türkiye’nin 2014 yılındaki toplam “meyve ve sebze” ithalatı ise 1.08 milyar dolardır: Badem 74 milyon dolar; fındık 10 milyon dolar; ceviz 112.8 milyon dolar; patates 21.7 milyon dolar; bezelye 15 milyon dolar; nohut 50 milyon dolar, fasulye 89 milyon dolar, mercimek 201.8 milyon dolar ve diğer meyve ve sebzeler 509.6 milyon dolar.

Süt, süt ürünleri ve yumurtalar 203.6 milyon dolar; hayvanlar için gıda maddeleri (soya fasulyesi, ayçiçeği küspesi, vb yemler)  1.33 milyar dolar; yağlı tohumlar, yağ veren meyveler (soya fasulyesi, ayçiçeği tohumu, vb)  2.1 milyar dolar; hayvansal, bitkisel katı ve sıvı yağlar  2.18 milyar dolar; gübreler 1.46 milyar dolar.

Gururumuz tekstil sektörü için de durum hiç farklı değil maalesef: Mobilya; yatak takımı, yatak payandaları ve yastıklar 954 milyon dolar; seyahat eşyası, el çantaları vb. taşıyıcı eşya 416 milyon dolar; giyim eşyası ve bunların aksesuarları 3.23 milyar dolar; Ve sıkı durun, işte 2014 yılındaki ayakkabı ithalatımız 954 milyon dolar!

Çok değil sadece 10 yıl önce ihracatını yaptığımız pek çok ürünü bile, artık ithal etmek zorundayız. AKP’nin “üretmek yerine ithal etmek” zihniyeti yüzünden; Türkiye’de satılan her 2 üründen biri artık ithal üründür! Türkiye, artık, tarım ve tekstilde bile ithalatçı durumuna düşmüştür! Türkiye, üretmek yerine dışarıdan ithal etme çılgınlığını kaldırabilecek petrol zengini bir ülke de değildir. Bu müsrifliğin, bu kolaycılığın, bu gidişatın sonu hepimiz için hüsrandır.

Tarım ve hayvancılıkta bu duruma düşülmesinin sebebi; yetersiz üretim ve yüksek üretim maliyetleri olarak ifade ediliyor, AKP’liler tarafından. Ancak köylü ucuza üretemiyorsa, bunun sorumlusu, köylüye dünyanın en pahalı mazotunu satan AKP değil midir 2002 yılında 23.9 milyon hektar olan toplam işlenen tarım alanı; 2014 yılında 20.7 milyon hektara gerilemiştir. Son 12 yılda, toplam işlenen tarım alanı 3.2 milyon hektar azaldıysa; bunun sorumlusu, tarım alanlarını inşaat ve turizm alanına çeviren AKP değil midir Memleketin en verimli tarım arazilerinin, yabancılara satılmasına imkan veren AKP değil midir

Üretmek yerine ithal etmek; işsizlik ve dış borcun artması demektir. Stratejik sektörlerde dışa bağımlı hale gelmek, ülkeyi yabancıların insafına bırakmak demektir.

Fakat en acısı ise; bir gün, herhangi bir sebeple, Rusya “satmıyorum” dediğinde; Türkiye’nin, ekmek yapacak buğdayı bile bulamayacak bir duruma düşürülmüş olmasıdır. Fransız devriminden önce, krala; “halk, aç ve huzursuz, ekmek bulamıyor” denilince, “ekmek bulamıyorlarsa, pasta yesinler o zaman” demiş. Aslında fena bir fikir değil; pasta ithal edeceğimiz bir ülke ve parasını ödeyebilmemiz için borç verecek yabancı bir banka bulabilirsek, ekmek yerine pasta da yiyebiliriz o zaman.