Tarih bir deneyim sürecidir. Deneyimlerin bütünü sağlıklı
olarak günümüze kadar anlatılabilinmiş değil. Tarih, tarafların belli bakış
açılarıyla yorumlanıyor. Baskıcı dönemlerde muhalefete ya da başka kesimlerin
kendilerine ifade edilmesine izin verilmiyor. Baskı tam bir korkuya
dönüştürülüyor. İttihat ve Terakki den bugüne değin, iktidarı ellerinde
bulunduranlar karşılarında yer alanlara göz açtırmıyorlar. Bu, bugün için de
geçerli. Günümüzün en tehlikeli boyutu, reklâm ve medya aracılığıyla insanların
üzerine boca ediliyor, kitleler yönlendiriliyor. Bu, o kadar baskın ki,
kitleler öylesine etkileniyorlar ki, büyülenmişçesine tapınma duygusuyla vecd
hâlinde teslim oluyorlar. Ya da korkudan kıpırdayamıyorlar.
Bugün yaşanan olaylar bile gözlerimizin önünde iken, öyle
biliniyor olmasına karşın, hiçbir şeyin gerçek hâliyle yansıtılmadığı
biliniyor.
Batılılaşma ile birlikte çarpık bir tarih bilinci ve
hayatı var. Neyin ne olduğu tam olarak bilinemiyor. Bu süreçte batılılarla olan
ilişkiler, emperyalizmin entrikaları, onların gizleri çözülmedikçe ve
bilinmedikçe sağlıklı bir sonuca varılması güç görünüyor.
Osmanlı Devleti sonrası süreç bütün ayrıntılarıyla
yeniden ve sağlıklı okunmalı ve yeniden yorumlanmalı. Bu, salt siyasal süreçle
ilgili değil, ekonomi, medya, asker, kültür bir arada yeniden süzülmeli.
Yönetimi veya erki ellerinde bulunduranlar kendilerine
göre bir yapı kuruyorlar. Bu yapıyı da bir din olgusuna dönüştürüyorlar.
Mitleştirilenler ile ilgili anlatılanlar bir ibadet ve vecd hâline
dönüştürülüyor. Böyle olunca da bazı şeylere dokunmak ve bahsetmek o denli
zorlaşıyor.
Olguları, durumları, kişileri putlaştırmayla insanın
düşünme alanı daraltılıyor. Tek yanlı bakış açısı insanın düşünme alanını
karartıyor. Bir milletin kendi değerlerine, tarihine, kültürüne, geçmişine
düşman kesilmesi bu sürecin bir sonucu. Ya da bir milleti küçümserlik
duygusuyla boğmak yabancı düşüncelere hayranlık duymaya götürüyor. Hayranlık
kendinden emin olamama. Kendinden emin olunamadığından güven duygusu da
yitiriliyor.
Tarih geçmişte kalan bir süreç. Bu, biraz da kendi hâline
terk ediş oluyor. Biz tarihimizi uzun yıllar batılıların gözüyle okuduk.
Onların yargıları ve yorumlarına bağlı kaldık. Osmanlı Devleti adını bile
batılıların gözüyle tanımlıyor ve ifade ediyoruz. Osmanlı bir imparatorluk
mudur, devletin başında bulunan sultan ya da padişah bir başına erk sahibi
midir Osmanlı denilince ardından da imparatorluk sıfatı ekleniyor. Bunu bilim
adamlarına kadar hemen herkes yapıyor. Krallıklarda ve imparatorluklarda
krallar her şeyin üzerindedirler. Onlar salt yönetiminde bulunanları kendi
denetiminde tutmuyorlar. Bu baskı, aşırılıklar içerince halk siner. Bu, salt
halk ile ilgili değil. Kilise de baskı altında tutulur. Papalık kurumu ile
krallar arasında uzun yıllar yaşanan çekişmelerden sonra görev alanları
belirlenerek birbirinden ayrılmışlardır.
Müslüman bir sultan, bir padişah sorumluluğunun hesabını
Allah a verme bilincinde. Bunun içindir ki, âdil bir sultan her adımını ölçülü
atar. Karar verme durumunda bunun dinin hükümleriyle örtüşüp örtüşmediğine
bakar. Âlimler, bilgeler sultanın yanında ya bir danışman ya bir yol gösterici
ya da karar makamında olurlar.
Osmanlı Devleti nde bir divan var. Divanda şeyhülislâm
bulunur. Onun fetvası olmadan bir karar veremez. Kanuni Sultan Süleyman ölüm
sürecinde şeyhülislâmın verdiği fetva kitabının yanı başına konulmasına vasiyet
eder. Sorumluluğun salt kendisinde olmadığının bir belirtisidir bu. Çünkü o,
yarın yaptıklarının hesabını verme bilincindedir.
Sultan Murat, Balkan seferine çıktığında Keykavus un
Kabusnâme si elinin altındadır. O bilgelik dünyasının ruhundan ayrılmaz.
Osmanlı sultanlarının batılılaşma sürecine kadar şatoları
yok.
Hz. Ömer Şam ziyaretinde yöneticilerin şatafat içinde
olduklarını görünce onlara karşı çok acımasız davranır. Halkın gözü önünde
onları aşağılar. Kendilerine malikâne yaptırtanların kapılarını ateşe
verdirtir. Selahaddin Eyyubi öldüğünde şahsi hiçbir varlığa sahip değil.
Cenazesi taşındığında bir kefenden başka bir şey götürmediği ilan edilir.
Müslümanların tarihi bu bilinç ile okunduğunda ve
yorumlandığında akşamların ve çöküş nedenlerinin ne olduğu daha iyi anlaşılır.
Tarih de o zaman daha sağlıklı yorumlanır.
Günümüzde tarihe yeniden daha sağlıklı bakmak
durumundayız. Yoksa yanlışlardan asla kurtulamayız.