14 Mayıs’ta bir seçim yaptık ve cumhurbaşkanını seçecek çoğunluğu hiçbir aday elde edemedi. İktidar mensubu ittifakın adayı devletin, kamunun, belediyelerin, medyanın bütün imkânlarını kullanmasına rağmen “50+1”e ulaşamadı. Son dönem yapılan her seçimde muhalefet aslında iktidar partisi ile değil, devletin tüm imkânlarını kendi partisi çıkarına kullanan bir zihniyetle de mücadele etti. Yani adil olmayan şartlarda Goebbels’den  (Nazi Almanya’sının Propaganda Bakanı) apartılmış propaganda modeliyle şekillendirilmiş bir siyasal iletişim süreci ülkemizde yaşandı. İktidar söylem üstünlüğünü kaybetmiş olmasına rağmen iktidar gücünü kaybetmemek için kitleleri elde tutmanın, kendi seçmenini konsolide etmenin en kısa yolu olan yalan, kara propaganda, gerginlik ve kavga metodunu kullanmaya devam ediyor.

Siyasal iktidar her ne kadar ortalarda pembe tablolar çizse de yaldızlı ifadeleri pazarlasa da durumun parlak olmadığını herkes biliyor. Ülkenin yoksulluk seviyesinin 33 binlere ulaştığı ülkemizde bankalarda bireysel kredilerin kullanımı had safhada. Uzmanların açıkladığı rakamlara göre bireysel kredilerin toplam kullanım miktarı 2 trilyona ulaşmış. Bu kredilerin 1,5 trilyon Türk lirası ise ne ev alabilmek için ne de araba alabilmek için çekiliyor. Vatandaşımız bu 1,5 trilyon Türk lirasını ihtiyaçlarını karşılamak için kredi kullanıyor. Yani milletimiz yumurta, peynir, zeytin gibi temel ihtiyaçlarını alabilmek için hayatta kalacak kadar geçimini sağlayabilmek için çekiyor. Bu tablo bile anlayanlar için ülkenin ne hale geldiğinin ispatı.

Ekonomik krizin boyutunu, artan boşanma oranları; iş bulamamaktan, öğretmen olarak atanamamaktan, diplomasını aldığı işi yapamadığı için daha düşük ücretli işlerde gördüğü mobbing uygulamalarına dayanamamaktan intihar vakalarından anlıyoruz. Ülkenin yetişmiş gençleri, nitelikli insanları insanca yaşabilmek için, emeğinin karşılığını alabilmek için, herhangi bir hukuksuzluğa kurban gitmemek için ülkemizi terk ediyor. Amerika’nın Meksika sınırı Türk sığınmacıları ile dolu. Ülke insanımız memleketini resmi ve gayr-i resmi yollardan hızlıca terk ediyor.

Ekonomik krizin boyutunu anlamak için bilimsel verilere de çok uzaklara gitmeye de gerek yok. Hepimiz yangını yaşıyoruz. Emeklisinden memuruna, çiftçisinden tezgâhtarına… Son iki yıldır yaşam refahı düşmeyen kaç kişimiz kaldı? Kaç kişi sağlık hizmetlerinden özel hastanelerin eline düşmeden faydalanabiliyor? Hangi emekli torunlarına bayram harçlığı verirken hesap etmeksizin eli cebine gidiyor? Kaç baba çocuklarını gönül rahatlığı ile beraberinde market alışverişine götürebiliyor? Kaç anne çocuklarının beslenme çantasına üç sene önce koyabildiği gıdaları koyabiliyor? Kaç üniversite öğrencisi ay sonu hesabı yapmadan gidip kafede bir bardak kahve içebiliyor, arkadaşlarına ısmarlayabiliyor? Artık kaç kişinin hayali emekli olduğunda ev ve araba alabilmek?

İktidar yangın yerine dönmüş ülke gerçeklerini örtebilmek için seçim çalışmalarında sistemli ve merkezî noktalarda üretilmiş yalanları kullanıyor. Resmen evde annesinin en kıymetli eşyasını kırıp ortalığı velveleye vererek suçunu örtmek isteyen yaramaz çocuk gibi. Hem ağlıyor, hem çırpınıyor. Yapmış olduğu zarar görünmemesi için ailesinin duygusal yanını istismar ediyor. 

Hadi insan yine bir nebze olsun iktidar sahiplerinin yalan söylemesini, iftira etmesini, seçimi kazanabilmek için kara propaganda yapmasını anlıyor da; isminin önünde hoca, imam hatip mezunu, bilmem ne cemaat mensubu yazan toplum önderlerinin, seçimde ve sonrasında isminin önünde sadece “seçmen” olanların bu yalanlara, iftiralara ayet ve hadislerle kılıf uydurmasını anlamıyor. İktidarın belli merkezlerden ürettiği yalan habere ayet ve hadisle milletimize sunulunca kim kaybedecek? Muhalefet mi? Muarız gördükleriniz mi? Yoksa “Bir Müslüman her günahı işler ama asla yalan söylemez” diyen Peygamber’in (S.A.V.) ümmeti mi?

Toplumun önünde topluma iyi olmakta, dürüst olmakta, adil olmakta, doğru olmakta, toplumda kargaşa çıktığında hakem olmakta, herkesin ve her kesimin başı sıkıştığında çözüm kapısı olmakta, örnek alınacak kul olmakta örnek olacak kişiler neden iktidar gücünün önünde boyun eğerler? Neden yalan söylerler? Ve neden üretilmiş yalanların dağıtıcısı olurlar?

Yalanın kazanç getirdiği yerde ortaya çıkan ışık kurtuluş ışığı değil yalan ateşinin ışığıdır. Müslüman için tablo nettir; dünya menfaati elde etmek için yalan söylenmez. Dünya menfaati elde etmek için yalan söyleyenlerin peşinden de gidilmez!