Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) “Ortadoğu’yu dönüştürerek küresel pazara açma, Batı demokrasi standartlarına ulaştırma, terörizmle mücadele ve ılımlı İslâm projesiyle bölgeyi yaşanabilir bir bölge haline getirme” gibi masum ve insani bir proje şeklinde sunulmaktadır.

Irkçı emperyalistlerin çekmecesinde saklanan ve yıllardır uygulanan şekli ise “ABD’nin İslâm ülkelerinden 23’ünün sınırlarını değiştirmek, bölgeyi ABD’nin kontrolüne almak, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını sömürmek ve en önemlisi de kısa vadede İsrail’in güvenliğini sağlamak, uzun vadede Nil ve Fırat arasındaki toprakların tamamını kapsayan bölgede Büyük İsrail Devleti’ni kurmak” amacı için İslâm coğrafyasını kan gölüne çevirmesiyle kendini göstermektedir.

1997-2000 yılları arasında NATO Avrupa Yüksek Müttefik Kuvvetleri Komutanlığı yapan ABD’li ismi Orgeneral Wesley Clark, 11 Eylül’den (2001) on gün sonra Pentagon ziyaretinde “Irak’la savaşa girileceği, Irak’tan sonra operasyonun Suriye, Lübnan, Libya, Somali, Sudan ve İran’la bitirileceğini” öğrendiğinden bahsetmektedir.

Büyük Ortadoğu Projesi, gerçekten de adım adım gerçekleşmektedir. Bu sinsi projeye İslâm dünyasındaki işbirlikçi liderlerin katkısı büyüktür.

Büyük Ortadoğu Projesi, isim olarak 21’inci yüzyılın ilk on yılında ortaya atılsa da tam 100 yıllık geçmişe sahip. Devlet-i Âliyye-i Osmaniye’nin parçalanması ve İngilizlerin öncülüğündeki emperyalistlerin Ortadoğu haritasını şekillendirmesi 1916 tarihli Sykes-Picot Anlaşması’yladır. İngiltere ve Fransa arasında imzalanan, Rusya ve İtalya tarafından onaylayan ve Devlet-i Âliyye-i Osmaniye’nin parçalanmasını öngören anlaşma, İngiltere hükümetini temsil eden Mark Sykes ile Fransa hükümetini temsil eden Francois Georges Picot’un adıyla anılacak kadar bencil, İngiliz ve Fransız hırs, kin ve kurnazlığını yansıtacak kadar tehlikeli bir anlaşmaydı.

Ortadoğu’daki kaos ortamı Devlet-i Âliyye-i Osmaniye’nin bölgeden çekilmek zorunda kalması, İngiltere ve Fransa’nın bölgeye musallat olmasından sonra başlamıştır.

Önce 1916’daki Sykes-Picot Anlaşması, ardından 1917’deki Balfour Deklarasyonu. Sykes-Picot, genel olarak Ortadoğu’yu kaosa sürüklerken, Balfour Deklarasyonu Filistin topraklarına kan ve gözyaşını getirmiştir.

Siyonistlerin Filistin topraklarını işgali de, Irak, Suriye, Lübnan ve Ürdün gibi bölge ülkelerinin de sömürge haline getirilmesi, sınırlarının cetvelle çizmiş gibi düz çizgilerle oluşturulması da, söz konusu bölge ülkelerinin bağımsızlık mücadelesi vermeden, kendilerine sunulan toprak parçasında devlet kurmasını da sağlayan bu meş’um anlaşmalardır.

Ortadoğu’yu Devlet-i Âliyye-i Osmaniye’nin şefkat ve merhametinden mahrum bırakan, o günlerde İngiltere ve Fransa’nın, sonraları ABD’nin sömürüsü haline getiren, Siyonistlerin bölgeyi işgalle burada katliam yapmasının önünü açan anlaşmalar Sykes-Picot ve Balfour’dur.

Bu yüzden, Büyük Ortadoğu Projesi’ni 21’inci yüzyılın ilk on yılında ortaya çıkan bir proje gibi görmek, yüzyıllık Siyonist projeyi tam olarak idrak edememek olur.

100 yıldır, adları sürekli değişen, dün “Sykes-Picot, Balfour Deklarasyonu; bugün Arap Baharı, Yüzyılın Anlaşması (Trump Barış Planı), Normalleşme Anlaşmaları”nın tümü, isimleri farklı olsa da Büyük Ortadoğu Projesi’nin aparatlarıdır; Büyük İsrail Projesi’nin ta kendisidir…

Büyük İsrail Projesi (BİP), adım adım gerçekleştirilirken; söz konusu sinsi projeyi tespit edip, Müslümanları bu tehlikeye karşı uyaran ve hayatını Siyonizm’le mücadeleye adayan tek ferasetli lider, Millî Görüş kurucusu merhum Necmettin Erbakan Hoca’ydı.

Devlet-i Âliyye-i Osmaniyye’nin bölgeden çekilmek zorunda kalmasından sonraki sürece baktığımızda Siyonizm’in sürekli yol aldığı; Müslümanların ise bu gelişmelerden habersiz, gafil; bazen içlerinden çıkan liderler vasıtasıyla projeye destek verdiği bir süreci görmekteyiz.

Elbette Erbakan Hoca gibi Siyonizm’in sinsi planlarını anlayan, zeki ve ferasetli liderler yüz yılda bir gelir. Her liderde, zihin berraklığı ve feraset olmayabilir de hiç olmassa, Siyonizm’le iş birliği yapmayan, milli-İslâmî hassasiyeti olan liderler de mi çıkmaz bu kadim coğrafyadan?

Dünden bugüne yüzyıllık tarihi sürece baktığımız zaman Siyonizm’in sinsi planı yolunda gitmektedir. 21’inci yüzyılın ilk çeyreğinde ortaya çıkan gelişmeler, Irak ve Suriye’nin parçalanması, Filistin’in topraklarının tarumar edilmesi, Mısır’da Mursi’ye darbe yapılması, Kudüs’ün bölünmeksizin başkent ilan edilmesi, özellikle insanlığın gözü önünde Gazze’de gerçekleştirilen katliam, Lübnan’ın tarihindeki en güvensiz günlerini yaşaması; Ortadoğu’daki kaos ortamı dolayısıyla göç hareketlerinin tetiklenmesi ve göçleri bir plan dahilinde Türkiye’ye yığılarak bölgenin İsrail’in işgaline açık hale getirilmesi göstermektedir ki; bu meş’um proje 2000’lerden sonra hız kazanmıştır.

Sykes-Picot Anlaşması (1916) ve Balfour Deklarasyonu (1917) ile başlayan 100 yıllık sinsi planın son çeyreği hayli hızlı ilerlemektedir. Bu hızda, İslâm dünyasına musallat olmuş, ABD’nin bölge valisi gibi hareket eden işbirlikçi liderlerin katkısı büyüktür!