Arap/Amerikan dalgasından sonra bölgemizdeki karmaşa sürüyor. Bu süreçte iki önemli gelişme oldu. 1991 Irak işgalinden sonra itibarı zedelenen Amerika, özellikle Müslümanlar üzerindeki olumsuz etkiyi giderme adına Obama başkanlığa getirildi. Emperyal güç dengeleri şekillendirme adına birçok hamlede bulunur. Olumsuz sonuçlarını lehine çevirir.
Amerika’da başkanlıklar genel anlamda semboliktir. Sermaye ve asıl güç odağı daha çok belirleyicidir. Geçmiş başkanların kimi zaman ne gibi skandallara kurban edildikleri bilinir. İşleyişin ters gitmesi sonrasında bir güç devreye girer, işleyen çark yerli yerine oturtulur.
Trump’ın ikinci dönemi başlamak üzere. İlk dönemindeki o keskin tutumu bölgenin düzeni açısından oldukça belirleyici olmuştu. Onun arkasındaki güce uygun biridir Trump. Yeni döneme başlamadan önce verdiği demeçler geçmiştekilerle karşılaştırıldığında sürecin benzer şekilde işleyeceğini gösteriyor.
Bölgemizin temel sorunu Siyonizm eksenli İsrail’in varlığı, rahatlatılması, sınırlarının genişletilmesidir. Amerika, İsrail’i bir başka eyaleti gibi görüyor. Ona göre de davranıyor. Kendisinden ayrı bir parça olarak görmüyor. Olanca imkânlarını seferber ediyor ve destekliyor. Sadece kendisi değil, kendisine bağımlı ya da bağımlı olmak zorunda olan ülkeler de aynı konumda.
Birinci Dünya Savaşı’ndan itibaren bölge tam anlamıyla bir karmaşa yaşıyor. Bu karmaşayı belirleyen, o zaman en etkili güç olan İngilizler ile Fransızlar. Belli bir zaman sonra kontrol tam anlamıyla Amerika’nın eline geçti. İngiliz Amerikan birlikteliği belirleyici oldu. O gün de öyle idi, bugün de öyledir.
Arap/Amerikan dalgasının hızı devam ediyor. Biden kendisini Siyonist olarak tanımladı. 7 Ekim’den itibaren Filistin tam anlamıyla kan gölüne çevrildi. Artık sağlıklı olarak sürdüremeyeceğini anlayınca çekilmek zorunda kaldı. Onun kaldığı yerden Trump devam edecek. Seçim sürecinde, “Dünya haritasına bakıyorum, İsrail küçücük bir ülke. Bunun daha büyümesi gerekiyor” dedi. 7 Ekim sürecinde Netanyahu bölgede önemli değişiklikler olacak, sınırlar değişecek anlamında demeçler verdi. Süreç onu gösteriyor. Suriye’de bir kralın değiştirilmesi ile zamanın ne göstereceğini seziyoruz. Emperyalizm ile Siyonizm’in amaçları belli.
Suriye, yeni bir süreçte. İsrail, attığı adımlardan ve işgallerden bugüne değin geri adım atmış değil. Golan Tepeleri’ni fiili ilhakı zaten bunun ilk adımı. Ne kınamalar ne de kaş çatmaların bir karşılığı yok. Şimdi Suriye’nin içinde. Belli bir bölgeyi kontrolüne almış durumda. Yarın bir gün burayı ilhak ediyorum dese kimsenin yapabileceği bir şeyi yok.
İsrail rahat bir nefes aldı. Arap/Amerikan dalgasından sonra bir ikinci aşamadır.
Burada halkların çatışmaları ise yeni bir süreç oluşturuyor.
Emperyalizm, halkları birbirine karşı kullanmayı gayet iyi bilir. Deneyimlidir. Suriye’de birçok halk var. Bunların büyük bir bölümü Müslüman. Araplar, Kürtler, Türkler ve azınlıklar. Bir de mezhepler var. Türklerin oranı ne kadardır bilmiyoruz, sınırlı olduğu biliniyor. Araplardan sonra Kürtler ağırlıkta. Emperyalizm, çıkarları için istediklerini istediği gibi kullanır. Onlara birtakım vaatlerde bulunur. Bunun en somut örneği. Osmanlı Devleti’ne karşı Suudlu Şerif ailesine Arap yarımadasında geniş bir toprak vaadinde bulunur. Onları Osmanlı’ya karşı ayaklandırır. Sonuçta ise bu vaadinden vazgeçer, onları oradan uzaklaştırır, kendisinin belirlemiş olduğu sınırlar içine hapseder. Bugün de onları istediği gibi kontrol altında tutuyor.
Suriye’deki gelişmelere bu gözle bakıyoruz. Tabii ki Müslümanların özgürlüğü, kendi kendilerini yönetmeleri, birlikteliklerini güçlendirmelerini istiyoruz ve diliyoruz. Ne ki şu hengâmede sağlıklı düşünülmediğinden daha çok hamaset, yani duygular ağır basıyor. Sağlıklı bir bakış beklenemez. Süreci olumlamak için ne dolaplar dönüyor?..