Kurban Bayramı’nı Sivas – Koyulhisar’da, köyümde geçirdim. Bu arada yakın ilçemiz olan Suşehri’ne de sık sık uğrama fırsatı buldum. Normal zamanlarda hiçbir trafik sıkıntısı yaşanmayan ilçelerde, özellikle İstanbul plakalı araçların çokluğu doğrudan göze çarpıyordu. Hepi topu 15 bin nüfuslu Suşehri’nde, yerli turistler için aynı zincir marketlerden en az ikişer tane açıldığını gördüm. Hem de birbirlerine olan mesafeleri oldukça kısaydı. Kasalarındaki kuyrukların bekleme süreleri ise yoğunluktan dolayı hayli fazlaydı. Benim gibi İstanbul’dan memleketlerine gelenler, bu marketlerden yaptığımız alışverişlerle, dünyanın dört bir tarafından gelen ithal bakliyatları, şekerleri, bilumum farklı ürünleri köylerimize taşıdık. Bu durumda aklıma gelen ilk soru şu oldu? Biz köyümüze, hani o tarlasından, bağından, bahçesinden bereket fışkıran ata yurtlarımıza mı gelmiştik, yoksa devremülk (!) olarak edindiğimiz evlerde hızlandırılmış tatil günlerimizi geçirmeye mi? Tamam, o ilçelerin esnaflarının da yüzleri gülüyordu. Ticari bir hareketlilik net olarak hissediliyordu. Güzel de, bu durum iyi bir şey mi idi? Esnaflar adına sevinebilirdik belki ama çok da derin düşüncelere dalmadan, yüzeysel bir değerlendirme bile üzülmek için yeterli gerekçeleri maalesef ortalığa seriyordu.
Peki, neden? Çünkü Anadolu’nun ortasında, yılın her zamanı hareketli olması gereken yerler aslında, içten içe bomboştu. Birkaç gün sonra gelenler dönecek ve oralar sessizliğe bürünecekti. Çünkü insanlar bu kadar hasretle koşup geldikleri memleketlerinde yaşamak istemiyorlar. Ekip-biçenler, az da olsa hayvancılık yapanlar bırakın para kazanmayı, masraflarıyla baş başa gelir elde ederlerse kendilerini başarılı sayıyorlar. Zaten bunu yapanların yaş ortalamaları da oldukça yüksek. Bazıları “el arı” diyerek ekmeye devam ediyor. Kimileri de yapacak bir iş yok, bari boş durmayalım da ekmiş olalım diye ekiyorlar. Bugün birçoğuna deseniz ki, “Sana ayda 2 bin lira gelir sağlayalım. Git büyükşehirlerin varoşlarında kıt kanaat yaşa” neredeyse tamamı bu teklife hemen, tereddütsüz evet der. Üretimin olmadığı, insanların doymadığı yerler bir süre sonra hem maddi hem de manevi açılardan önemlerini maalesef yitiriyorlar. İnsanların doğdukları yerler ile aralarındaki bağlar gittikçe zayıflıyor. Anadolu boşalıyor, İstanbul ve diğer büyükşehirler ise dolup taşıyor. Şimdi lütfen herkes elini vicdanına koysun. Hangi partiyi destekliyorsa da orada kalsın ve kendisine şu soruyu sorsun. Allah aşkına, geldiğimiz bu durum hayra alamet midir?
Biliyorum, tamam da yazının başlığıyla bütün bu ifade ettiklerinizin ne ilgisi var diye düşünüyorsunuz. Aslında çok alakası var, anlatayım. Bir vesile ile 2018 yapımı, bu köşede zaman zaman kendisine atıf yaptığımız, ülkemizin ilk uçak tasarımcısı ve üreticisi Vecihi Hürkuş hakkındaki sinema filmini izledim. Filmin bir yerinde Hürkuş’un 1. Dünya Savaşı sırasında Şuşehri Tayyare Bölüğü’nde görevlendirildiğini gördüm. Şaşırdım tabi. İlk defa duymuştum. Bugün sadece Jandarma Komutanlığı bulunan ilçede, hem de 1. Dünya Savaşı’ndaki toplam 15 tayyare bölüğümüzden yedincisi Suşehri’nde kurulmuş. Araştırdım ve gördüm ki, çok önemli bir bölük olarak da görevler yapmış. Vecihi Hürkuş Ruslara karşı önemli hamlelerini buradan havalandırdığı uçaklarla gerçekleştirmiş. Yani Suşehri bir anlamda, hem de o yıllarda havacılık merkeziymiş. Bugün orada yaşayan insanlar bu bilgiye belki de sahip ama o bölgede doğan kaç çocuğun rüyalarını gökyüzü süslüyor bilmiyorum. Böylesine önemli bir mirasın yerini yazın dolan, kışın ise günü kurtarma mücadelesi veren bir ilçe aldıysa, sizce de burada bir sorun yok mu? Refahı tabana yaymanın ve hem içerde, hem de dışarıda siyaseten güçlü olmanın bir yolu da, Anadolu şehirlerini yaşamak için tercih edilebilir noktalara getirmek değil midir? Balık istifi yaşadığımız, her yaptığımız ulaşım vesair yatırımların 1-2 sene geçmeden anlamını yitirdiği ve yenisine, hatta daha da büyüğüne ihtiyaç duyduğumuz büyükşehirleri bu kadar çığırından çıkarmanın sonu nereye varacak?
Doldur-boşalt sistemi ile mi Anadolu’daki ekonomik kalkınmayı sağlayacağız? Üretmeyen tükenir sözü bizler için bir anlam ifade etmiyor mu? “Orda bir köy var uzakta” şarkısını bile unuttuk. Bendeniz şimdi bu yolun sonunun nereye çıkacağını, şöyle güzelce izah edebilecek ve açıklamalarıyla, beni uykularımdan eden endişelerimi giderebilecek birisini arıyorum. Yoksa sonum iyi değil.