İslam’ın iki ana kaynağından ikincisi olan Nebevi sünnet Kur’an-ı Kerim’in hükümlerini açıkladığı gibi, Kur’an’ın sükût ettiği, hakkında hüküm beyan etmediği konularda da müstakil olarak hüküm koyar. Başta namaz, oruç, hac ve zekât gibi ibadetler olmak üzere Kur’an-ı Kerim’de tafsilatı bulunmayan konuları sünnet açıklar. “Sana da, insanlara gönderileni açıklayasın diye Kur’an›ı indirdik.” (Nahl, 44) ayeti bu hususu açıklar. “Peygamber size ne verirse (ve ne buyurursa) onu alın; sizi neden men ederse ondan sakının.” (Haşr, 7) “Kim o peygambere itaat ederse muhakkak Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse (bilsin ki) biz seni onlara bekçi göndermedik.” (Nisa, 80) ve “Allah ve Rasûlü bir işe hüküm verdiği zaman, mü’min bir erkek ve mü’min bir kadın için, kendi işlerinden dolayı Allah’ın ve Peygamberin hükmüne aykırı olanı seçmek hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Rasûlüne isyan ederse, muhakkak açık bir sapıklık etmiş olur.” (Ahzab, 36) ayet-i kerimeleri ve daha birçok ayet Allah Resulünün teşri yönüne işaret etmektedir.

Hz. Ebubekir (r.a.): “Resulullah’ın yaptığı bir şeyi bende yaparım. O’nun yaptığı bir şeyi terk edersem saptıracağımdan korkarım.” Der. (Şâtıbî, el-İ’tisam, 1/80; M. Denizkuşları, Sünneti Terk Kur’an’la Amel Meselesi, 164)

TirmiziŞarihi el-Mübarekfüri: “Hadisi red edip yanlız Kur’an’la amel gerekir diyenler, Allah’a iftirada bulunan ehli ilhaddandır” der. (Tuhfetu’l-Ahvezi VII, 425, Denizkuşları, A.g.e.115)

İmam Suyuti: “Şunu biliniz ki, aslı bilinmek şartı ile (sahih olması şartı ile) ister kavli olsun ister fiili olsun Peygamber (s.a.v.)’in hadisinin hüccet olduğunu inkâr eden küfre girer, İslâm dairesinden çıkar, Yahudi, Hıristiyan ve kâfir fırkalarından biriyle haşrolunur.” (Suyûti, Miftahu’l-Cenne, 14-15; Denizkuşları, a.g.e., 90)

İbniHazm: “Bir kişi ancak Kur’an’da bulduğumuzu alırız derse ümmetin icması ile kâfir olur.” der. (İhkâm, II 80; Denizkuşları, Ag.e. 82)

Eş-Şâtibi: “Sünnet, kitabı tefsir eder. Kim sünneti bilmeden kitaba sarılırsa sünnetten uzaklaştığı gibi kitaptan da uzaklaşır” der. (İ’tisam, I, 79; Deniz Kuşları, 81)

İmam Şafii: Hakkında Kur’an’dan delil bulunmayan konularda hadisin bağlayıcı olduğunu söyler. (İ’tisam, I, 79; Denizkuşları , A.g.e. 81)

Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Müslümanların nezih itikadlarındaki yerini sarsmaya çalışanlar söylemlerinde hep “Kur’an Müslümanlığı-Kur’an’daki İslam” gibi başlıklar kullanarak dini hurafelerden temizlemek için mücadele ettiklerini söylerler. Hâlbuki bid’at ve hurafelerle mücadele İslam’ı pratik olarak yaşayan bir ümmet teşekkül ettikten sonra yapılabilir. İslam’ın aslının olmadığı yerlerde bid’atlerle mücadele etmek enerji kaybından başka bir işe yaramaz. (Abdulkadir Koç, Soruşturmalar, 1/16, Rahmet Yayın. 1985 İst.)

Hadis-i şerifler etrafında şüphe bulutu oluşturarak Rasulullah (s.a.v.)’in ayet-i kerimeleri tefsir etmesine engel olmak isteyenler, hatta daha ileriye gidip bu hakkı Allah’ın peygamberine tanımayanlar kendileri için bu alanı alabildiğine açmakta ve diledikleri gibi yorum yapmaktadırlar. Yani bu iddia sahipleri muradı-ı ilahiyi anlama noktasında kendilerini zımnen Allah Resulünün önüne geçirmektedirler.

Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Nebeviyye adeta etle kemik gibidir. Eğer sünnetin Kur’a-ı Kerim’i anlama konusunda rehberliği reddedilirse geriye heva ve hevese göre yorumlama kalır. Nitekim bu tehlikeye Allah Resulü şöyle dikkat çekmiştir:

“Benden sonra ümmetim için en çok korktuğum şey Kur’an’ı uygun olmayacak manalara yoracak insanlardır.” (el-Heysemi, Mecma’üz-Zevâid, 1/192)

Allah Rasulü (s.a.v.) Muaz b. Cebel’den nakledilen hadiste ise şöyle buyuruyor:

“Senin için üç şeyden korkuyorum. Âlimin zellesi (yanlış ictihad etmesi), münafığın Kur’an’ı delil göstererek cedelleşmesi ve dünya nimetlerinin bolluğu.” (el-Heysemi, Mecma’üz-Zevâid, 1/191)